Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 13 Ağustos 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Trende ve ilaçta 'Geliyorum' diyen 'kaza'lar!

Ulaştırma Bakanlığı koltuğunda Babacan, Güler ya da Akdağ otursaydı, tren faciaları yine peşpeşe yaşanır mıydı?


Bir tren faciası daha... 20 gün önceki hızlandırılmış katliam sırasında Ulaştırma Bakanlığı'ndaki hakim zihniyeti kavramış olanlar için Kocaeli'ndeki facia hiç şaşırtıcı değil!
Sizlere garip gelebilir ama, bende şöyle bir kanaat oluşmaya başladı: Gazeteci olarak ilgi alanıma girdiği için izlediğim bakanlardan Devlet Bakanı Ali Babacan da, Enerji Bakanı Hilmi Güler de, Sağlık Bakanı Recep Akdağ da, kendi bakanlıklarına bağlı kurumlarda, altyapıya hiç uygun olmayan işletmecilik hevesleriyle, benzeri bir faciayı hızlandıracak tasarruflara onay vermezlerdi...
TCDD çalışanlarının eksilen motivasyonları, yetersiz altyapıya artan güvensizlikleri, yani tek başına moral bozukluğu bile bundan böyle yeni facialara davetiye çıkartabilir. Bana sorarsanız TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman derhal görevden alınmalı. Yıllarca ihmal edilmiş altyapıdaki yetersizlik 3 - 5 günde giderilemez, ama TCDD'nin başına gelecek yeni bir kan, kurum çalışanlarının bozulan morallerini kısa sürede düzeltebilir.
Umarız hükümet içinde, hızlandırılmış tren facialarını AKP milletvekili Nusret Bayraktar gibi "kem gözlerin nazarına" bağlayanlar çoğunlukta değildir!

Kanayan yara ilaç
Gelelim ülkemizin yıllardır kanayan bir diğer yarası ilaca...
SSK'nın Roche'tan ilaç alımındaki skandalla ilgili yazılarıma gelen onlarca e - postadan yola çıkarak, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a kritik bir soru sormak istiyorum. Dr. Cüneyt'in mesajındaki şu satırlar, sorunun neden kritik olduğunu ve Akdağ'ın kamuoyunu bu konuda neden mutlaka bilgilendirmesi gerektiğini gayet net ortaya koyuyor:
"NeoRecormon'un kanser tedavisinde neden tek ilaç olduğunun Sağlık Bakanlığı'na sorulması gerekir. Hatta ABD, Fransa, Almanya ve diğer batı ülkelerinde olduğu gibi bu tür ürünlerin jeneriklerinin, Sağlık Bakanlığı'nca teşvik edilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Bildiğim kadarıyla, biyoteknolojik ürünlerle ilgili olarak Sağlık Bakanlığı'na yapılmış olan ve yıllardır bekleyen müracaatlar mevcuttur. Ama, maalesef bu müracaatların ruhsat almaları, çokuluslu ilaç üreticilerinin komisyonlara etki etmesi suretiyle önlenmektedir."

Akdağ iyi işler yaptı
AKP hükümeti kurulalı daha 2 yıl bile olmadı. Dolayısıyla Sağlık Bakanlığı'nda yıllardır bekleyen ruhsat başvurularından tümüyle Akdağ'ı sorumlu tutmak mümkün değil. Kaldı ki bu hükümet, tıpkı elektrikte olduğu gibi ilaçta da yanlışları düzeltme yolunda önemli kararlar aldı, uygulamalar başlattı. Dolayısıyla Akdağ'a yönelteceğimiz soruları belki şöyle formüle edebiliriz:
1) Sağlık Bakanlığı'nda NeoRecormon'un jeneriği ile ilgili bekleyen ruhsat başvurusu var mı? Varsa kaç yıldır bekliyor?
2) Gerek jenerikte, gerekse orijinal ilaçlarda yeni ürünlerin önü neden tıkalı? Akdağ döneminde ruhsat başvurularının AB'de olduğu gibi azami 210 günde sonuçlandırılması hedeflendiği halde, bu hedefin yakalanmasını ne engelliyor?

Bahane değilse...
"Bakanlığın yeniden teşkilatlanması lazım" dendi. "Bazı kurulların ve komitelerin yeniden oluşturulması" için beklendi. "İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü taşınsın da..." diye mazeret gösterildi. Sırada ne var? Yoksa Roche gibi piyasada tekel durumundaki yabancı ilaç üreticileri, Ankara'da sıkı lobi faaliyetiyle gerek yabancı rakiplerin orijinal ürün başvurularını, gerekse jenerik ürün ruhsatlarını hâlâ engelliyorlar mı?
Soruyu daha net soralım: Geçmiş hükümetler dönemindeki kötü alışkanlık hâlâ sürüyor mu?
Roche olayı, ilaçta veri imtiyazı ve patent konusunda Türkiye'nin atacağı adımların zamanlamasına ilişkin önemli ipuçları da veriyor. Umarız yarın yeni bir tren faciası olmaz da, Roche - SSK alışveriş skandalı güncelliğini yitirmeden, bu konuyu irdeleyebiliriz.

mtamer@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Tren kazası
İKİNCİ defa tren kazası... Can kaybı, maddi h...
Çetin ALTAN
Rezalet ve ötesi...
3 hafta önce İstanbul - Ankara arasındaki hız...
Melih AŞIK
Uydu siyaset
Hakkâri'nin Çukurca ilçesinde üç er PKK mayın...
Fikret BİLA
Önce güvenlik
Hızlandırılmış tren faciasının şokunu henüz a...
Hasan CEMAL
Niye İstanbul değil de Atina?..
Bundan yüz yıl önce "Kazanmak değil, iyi yarı...
Abbas GÜÇLÜ
Yeni müfredat programı
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, dün, müfre...
Hurşit GÜNEŞ
2005 konjonktürü için üç varsayım
Önceki gün IMF'den, uygulanan program hakkınd...
Sami KOHEN
'Düşman kazanma' stratejisi
ABD'de 1940'larda yayımlanan ve Türkçe dahil ...
Mehmet Y. YILMAZ
Özkaya'nın yanıtlaması gereken soru çok...
Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'ya, Alaattin ...
Faik ÖZTRAK
Aşırı iyimserliğe bağlı kırılganlık
Bu hafta açıklanan ödemeler dengesi rakamları...
Hasan PULUR
Terörün yıldönümü terörle kutlanır...
HER şeyi o kadar çabuk unutuyoruz ki; tarih b...
Derya SAZAK
İhmal, güven, istifa
Ankara - İstanbul arasındaki 'korku treni' ca...
Meral TAMER
Trende ve ilaçta 'Geliyorum' diyen 'kaza'lar!
Bir tren faciası daha... 20 gün önceki hızla...
Güngör URAS
Maliye Bakanı'na yıldızlı "pekiyi"
Halktan topladığı vergileri "icra - i hükümet...

© 2004 Milliyet