|
 |
|
|
İzmir ve turizm
Soruyorum / Süha Tanrıöver
Daha önce yazmıştım, 1950 yılında Ege Bölgesi Türkiye ekonomisinin yüzde 25'ini oluşturuyormuş. Bölgenin diğer şehirlerinin o zamanki düzeyi nazara alındığında, İzmir'in bir inci olduğunu tahmin etmek güç değil.
2000 civarında ise Türkiye ekonomisinde Ege Bölgesi'nin payı yüzde 4'e düşmüş.
Denizli, Manisa ve Uşak'ın bu arada yaptığı atılımlar dikkate alındığında, İzmir'in ne kadar irtifa kaybetmiş olduğu kolayca anlaşılabiliyor.
* * *
Yukarıda belirtilen tablo hem İzmir'in yönetenleri, hem de İzmir'in gelişmesine katkı sağlamak isteyenleri telaşlandırıyor.
İzmir'e yeniden belirleyici bir kimlik yaratabilmek amacıyla, kongreler şehrinden sanayi şehrine, turizme odaklanmaktan limanı büyütmeye projeler havada uçuşuyor.
EGİAD Yönetim Kurulu Üyesi iken İzmir'in diğer sivil toplum kuruluşları ile ve daha sonra sadece EGİAD Yönetim Kurulu üyeleri Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i iki kez ziyaret etmiştik. İzmir'e ilişkin öncelikler listesinde yaklaşık 50 tane konu vardı. Bu kadar dağınık, önceliği belirlenmemiş taleplerle gittiğimiz için, örneğin çevre yolumuz hala bitirilemedi.
* * *
Şu aralar gündemde, Ilıca'dan Çeşme'den bahsedilerek turizm şehri olmak yönünde fikir oluşturulmaya çalışılıyor. Bence, mevcut koşullar çerçevesinde bu girişim akıntıya kürek çekmekten ibarettir.
İzmir kenti beton yığınından ibarettir. Birkaç yıldan bu yana gerçekleştirilen yeşillendirme çabaları hem çok yeni, hem yetersizdir.
İzmir'in tarihi dokusu yok edilmiştir. Kemeraltı belirli bir ölçüde korunmuş olmakla birlikte bir "eski şehir" kavramı için büyük ve dağınıktır.
Tarihi eser olarak Agora'dan ve bir iki müzeden başka bir hazinemiz yoktur.
Bu kadar yokluğa ve burada saymadığım diğer olumsuz etkenlere rağmen turistin İzmir'e gelmesi için bir neden de yoktur.
Urla, Seferihisar, turistik yerler değildir. Aydın'ın ilçesi olmakla birlikte (1957 yılına kadar İzmir'in ilçesiydi) İzmir çevresi sayılabilecek Kuşadası kaybedilmiştir.
Geriye kala kala Çeşme ve Foça kalmaktadır. Bunlardan Foça'nın mevsimi kısadır ve büyük ölçüde ikinci ev işgaline uğramış durumdadır. En iddialı olunan Çeşme de kaybedilmek üzeredir. Kıyılar özel plajlar tarafından kapatılmış durumdadır.
Plaja para ödeyip giriyorsunuz. Yürüyerek gitmek mümkün olmadığından, arabayla gittiğiniz ve girerken para ödediğiniz plaja, ayrıca otopark ücreti de ödüyorsunuz. Bunun nedenini sorduğumda her yerde "ayrı işletmeyiz" cevabını aldım. Giriş ücretiyle içeride bir bardak su bile vermiyorlar.
Çeşme ve etrafının iç yolları dar, düzensiz ve bakımsızdır. Hepinizin bildiği gerçekleri burada sıralayıp durmanın gereği yok. Ülkemiz evet çok güzel ama, dünyada başka güzel yerler de var. Turistin sadece güzel yer istemediğini, temiz, düzenli, trafiğinden esnafına kadar kendini güvende hissedecek yer talep ettiğini, doğanın ve kültür varlıklarının korunduğu yerleri tercih ettiğini fark etmeli ve kendimizi kandırmaktan kaçınmalıyız.
Çetin Altan, "İstanbul'u korumuş olsaydık, turizmden yılda 30 milyar dolar kazanırdık" der.
Tarihsel değer olarak İstanbul'un yanında adı bile geçmeyecek Paris'e her yıl 25 milyon turistin gittiğini düşünürsek neleri ıskaladığımızı da görebiliriz.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|