Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Ağustos 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Çözülmesi gereken ilk iş yargı reformu

Satır Arası / Deniz Sipahi

Bu sütunlarda birkaç defa Türkiye'nin ilk önceliği adalet reformudur demiştim.
Yargıda güven işsizlik kadar belki de işsizlikten çok daha önemli bir sorun bizim için...
Bu konuda yazdığım yazılara birçok tepki gelmişti, özellikle de yargı mensupları medyada çıkan bazı yorumları haksız ve bilinçli buluyorlardı.
Oysa kamuoyu araştırmaları da, raporlar da Türk toplumunun yargıya olan güveninin giderek azaldığını ortaya koyuyordu.
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD), Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum'un koordinatörlüğünde Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Yenisey, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Celal Erkut ile Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sibel İnceoğlu'na hazırlattığı "Hukuk Devleti ve Yargı Reformu" adlı rapordan bir bölümü tekrar ediyorum.
"Toplum, yargıdan ve adaletin işleyişinden hoşnut değil. 'Bu ülkede adalet yok' ya da 'Yapanın yanına kar kalıyor' gibi düşünceler çok yaygın biçimde dile getirilmektedir. Yargıya duyulan güvenin azalması, buna bağlı olarak yargıya saygının azalmasına da yol açmakta, yargının giderek bir ayak bağı gibi algılanmasına yol açmaktadır. Bunun toplumsal yaşamda yol açtığı en büyük tehlikelerden biri, kişilerin uyuşmazlıklarını yargıyla görmekten çok, başka yollara yönelmeleri tehlikesi ve tehdidini getiriyor olmasıdır. Özellikle ekonomik yaşamın gereksinimi olan hızlı ve adil yargılama gerçekleşmeyince çek, senet mafyası ve tahsil çeteleri dediğimiz, yasadışı gruplar, yol ve yöntemler ortaya çıkmaktadır."
Bu ülkenin insanları adaletin geç yerini bulduğunu ve sonuçlarından tatmin olmadığını düşünüyorsa Türkiye'de gerçek bir demokrasiden söz etmemiz herhalde mümkün değildir.
Adnan Ekinci'nin 29 Nisan 2003'te Radikal gazetesinde yazdığı makale de bu konuyu sorguluyordu.
"Avukatların müvekkillerinden duymaya alışkın olduğu bir sorudur bu... Bazen doğrudan, bazen şakayla karışık sorarak, avukatının gücünü sınamak isterler. Davasını vereceği avukatın Yargıtay'da bir hâkimi tanıyor olmasını, en az avukatlık ruhsatnamesi kadar gerekli bir unsur olarak görenler de vardır. Kahvehanelerdeki konuşmalara da konu olur bazen. Okey masasındaki oyuncu, yerdeki taşı çekerken, 'Davayı kaybettik, aranızda Yargıtay'da tanıdığı olan var mı?' diye, bir mevzu açabilir. Karşısındaki oyuncu da, kaşığıyla çay bardağındaki şekeri karıştırırken, 'Bizim bacanağın bir adamı vardı galiba' şeklinde bir cevap verebilir. Biz avukatlar bundan sonra ne yapacağız, bilmem. 'Yargıtay' ve 'rüşvet' kelimelerinin aynı cümle içinde kullanılmasına bile rahatsız olan Sami Selçuk gibi, biz avukatlar da yıllardır aynı tepkiyi gösterdik. Müvekkillere, bir üst mahkeme olarak Yargıtay'ın kutsallığından söz edip, oradan çıkacak kararın aleyhimizde olsa bile yargısal objektifliğinden şüphe edilmemesi gerektiğine ilişkin uzun tiratlar çektik. Bundan sonraysa, bize 'Yargıtay'da adamınız var mı?' diyen soran müvekillere karşı ne cevap vereceğiz, bilmem."

* * *

Bunları haftaya damgasını vuran bir haberden dolayı tekrarlama ihtiyacı duydum.
Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'nın, "Son bir senedir yargıya dönük muazzam bir karalama kampanyası var. Çamur at, izi kalsın..." şeklindeki yaklaşımını doğru bulmuyorum.
Girin arşivlere bakın; Türk medyasının yargıya olan yaklaşımı hep koruyucu, sahiplenici olmuştur. Yani Pandora'nın kutusu açılmamıştır.
Sorun Özkaya meselesi değil; adaletin yeniden şekillenmesidir. Türkiye'nin beklediği budur.

BİR BAŞKA GÖZLE

Atatürk ve Türkçe
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Psikolojik Savaş - Gri Propaganda" adlı kitabında (Timaş Yayınları) psikolojik savaşın taktik hedeflerinin en önemlilerinden birinin "kültür değişimini sağlamak" olduğunu söylüyor. Kitaptan bir bölüm: "... Kültürel değişim projesinin bilinçli bir proje olduğunu ispat eden bir olay 1980'li yıllarda ülkemizde yaşandı. O tarihlerde Kültür Bakanı (Gökhan Maraş) Meclis'e, ABD filmlerinin kısıtlanması ve Türk filmlerinin teşvik edilmesi için bir yasa teklifi verdi. Bunun üzerine ABD Başkanı (G. Bush) bizzat telefonla Turgut Özal'ı arayarak yasa teklifinin Meclis'ten geri çekilmesini sağladı."
Proje bugün fazlasıyla başarıya ulaşmıştır. İki hafta kadar önce bir akşam yemeğinde CNBS - E kanalında görevli bir spikerle konuşma fırsatı buldum ve kendisine iki soru sordum. İlk sorum "CNBS "si en bi si" ise, "E" neden "i" değil de "e" idi. İkinci sorum ise özel isim haricindeki dizi ve film adlarının neden İngilizce yazılıp söylendiğiydi. Aldığım yanıtlar ne beni, ne de dinleyenleri tatmin etti. Si en bi si e'nin praym taym programlarından bazıları şöyle: King of Queens, Malcolm in the Middle, Scrubs, Surviving Picasso, Buffy the Vampire Slayer.
Sıkıntımı azaltabilmek için Atatürk'ün Türkçe konusunda söylediklerine bir göz attım.
Ülkesinin bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. (02.09.1930)
Dil Kurumu en güzel ve verimli bir iş olarak çeşitli bilimlere ait Türkçe terimleri saptamış ve böylelikle dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda sağlam bir adım atmıştır. (01.11.1938)
Türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, anılarının, çıkarlarının, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir. (1930)
Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için tüm devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz. (01.11.1932) İlgililerin dikkatine...
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden)

RAKAMLARIN DİLİYLE ARAŞTIRMA

Ben değil, avukatlar söylüyor
Bizim değil, meslekte en az beş yılını doldurmuş avukatları kapsayan araştırmanın sonuçları bunlar...
Tekrar olacak belki ama bu haftaki tartışmaların sonunda hatırlamakta fayda var.
Avukatların yüzde 94.9'u adli yargıda yolsuzluk olduğu görüşünde.

  • Yüzde 63.1'i yolsuzluğu yargının en temel sorunlarından biri olarak görüyor.
  • Yüzde 96.1'i yargıdaki yolsuzlukların örtbas edildiğini belirtiyor.
  • Yüzde 88.3'ü Yargıtay'ın da yolsuzluğa bulaştığına inanıyor.
  • Yüzde 97.5'i yargıç ve savcılardan yolsuzluk yapanlar olduğunu söylüyor.
  • Yüzde 66.6'sı rüşvet alan yargıç ve savcıların bilindiğini ifade ediyor.
  • Yüzde 93.5'i avukatların konumlarını yolsuzluk için kullandıklarını bildiriyor.
  • Yüzde 74.1'i avukatların mesleki başarılarında, yani davaları kazanmalarında verdiklerin rüşvetin rol oynadığını itiraf ediyor.
  • Yüzde 95.7'si bilirkişilerin de rüşvet aldıklarını kaydediyor.


  • dsipahi@milliyet.com.tr




    EGE
    Ufuk aydınlık
    Çözülmesi gereken ilk iş yargı reformu
    Doğayı çalmak
    İzmir'in demiryolları (3)





    Ege Ana Sayfa
    Ekonomi
    Spor
    Rehber


    Reşat Kutucular
    Deniz Sipahi
    İsmail Sivri
    Sabri Yetkin

    © 2004 Milliyet