Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Ağustos 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Kekik kokusu!


Güneş yeni doğuyor. Deniz kıpırtısız. Ve insanı dipsiz kuyu gibi kendine çeken sessizlik. Hayatımda ilk defa kekik kokuları içinde yüzüyorum.
İç bayıltıcı bir koku.
Belki de cennet bu...
Aklımda kitabın o son cümlesi:
"Dünya kendiliğinden değişmeyecek."
Sabahın sessizliğini dinleyerek suyu uyandırmadan yüzüyorum, kekik kokularının geldiği kıyıya doğru. Bozburun Yarımadası'nda Peksimet Koyu. Haritada Tüysüzce Adası diye geçiyor. Mavi yolculuk harika, en güzel tatil...
Bir başka cümle:
"Geçmişten kaçış yok!"
Bir hafta boyunca kitabı elimden düşmedi. Eric Hobsbawn, büyük Marksist tarihçi. Kendi yaşamını anlatırken geçen yüzyıla ışık tutuyor. Kitabına "İlginç Zamanlar, Bir Yirminci Yüzyıl Tarihi" adını koymuş.(+)
1917'de Viyana'da başlayan, sonra Berlin, Londra ve Cambridge'de fikirler dünyasında dolu dolu geçen bir hayat.
Bugün de yaşıyor, üretiyor.
"Başkaları için kitaplarda tarih olan, benim gibi uzun yaşayabilmenin avantajıyla seksen yaşının üzerini görebilmiş küçük bir azınlık içinse yaşamın ve anıların bir parçası olabiliyor" demiş kitabının bir yerinde.
"1932'de Komünist oldum, tam elli yıl parti üyesi olarak kaldım" diye yazdıktan sonra kendi başına bir cümlesinin altını çiziyorum:
"Komünizm şimdi ölü."
Kendisinin hala Marksist bir tarihçi olduğunu belirtiyor Hobsbawn. Kendi nesli için büyük umutlar yaratan 1917 Ekim Devrimi'ni İslamın yedinci ve sekizinci yüzyıllardaki zaferinden sonra 'bir ideolojinin en büyük zaferi' olarak niteliyor.
1930'lar. İngiltere'de Cambridge Üniversitesi. Hobsbawn'ın hızlı komünistlik günleri. Genç yoldaşların hep bir ağızdan söyledikleri bir şarkıyı aktarıyor kitabında:

Diyelim ki bundan böyle
Tüm tutkumuz işçi sınıfı içindir
Devrime kadar yok edelim aşkı
Devrime kadar aşk
Bolşevikliğe sığmayan bir şeydir.
Cambridge Komünistleri'nin 1930'lardaki şarkıları 1960'ların Mülkiye koridorlarında kulaklara çalınabilirdi. Ne yapalım, bize her şey biraz gecikmeli gelir.
Kekik kokuları insanı mahvediyor.
Bir zamanlar ne kadar katıydık.
Oya Baydar'ın yine büyük bir keyifle okuduğum yeni romanı Erguvan Kapısı'nda şu satırların altını çiziyorum:
"Devrimciliği, kurşun geçirmez bir zırh gibi giyinmişti üzerine. O zırhta açılacak küçücük bir delik, kimliğini un ufak edebilirdi. Bunu seziyor ve imanında gedik açabileceğini sezdiği her şeye karşı dikenlerini çıkarıyordu." (Erguvan Kapısı, Can Yayınları, S. 176)
Denizde sessizlik harikulade.
Büyük ozan Yorgo Seferis'in deyişiyle kendimi hatıraların büyüsüne bırakıyorum.
(Bir Şairin Günlüğü, İş Kültür Yayınları) Bu kıyılarda doğmuş Seferis de. Sonra yıllar geçip köklerini aramaya geldiğinde şu güzel dizeleri yazmış İzmir'de:
"Nasıl ki / Kalkar, doğup büyüdüğün şehre / Gidersin bir gece / Ve bakarsın temelinden yıkılıp yeniden kurulmuş o şehir / Ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları / Onları yeniden bulmanın umudu içinde."
Geçen yılları yakalamak...
Ne mümkün!
Geçen yılları yakalamaya çalışmak yerine yazmak, belki de yazarken yakalamak... Amin Maalouf'un son kitabı Yolların Başlangıcı'nda (Yapı Kredi Yayınları) yaptığı da bu.
"Dedem o yıl Kemal Atatürk için neden yanıp tutuşuyordu?" diye soruyor bir yerinde, "Selanik'te doğan, orada eğitim gören, oranın 'Aydınlanma'sı ile beslenen bir Osmanlı subayı, eski düzeni yıkacağını, İmparatorluk'tan geriye kalanı, gerekirse zorla, yeni yüzyıla sokacağını ilan ediyordu." (s.336)
Kekik kokularına doğru yüzüyorum.
Mavi yolculuk harika.
Keşke hep böyle kekik kokulu koylarda yüzsek, okusak, yazsak ne güzel olurdu hayat...
Elimde Susan Sontag'ın son kitabı, Başkalarının Acısına Bakmak. Gazeteci milletine kızıyor: "Gazeteci denen profesyonel, uzman turistler..." Bir yerinde Amerikalı hikaye yazarı Henry James'in Birinci Dünya Savaşı'yla ilgili düşüncelerini aktarıyor:
"Savaş sözcükleri tüketip bitirdi. Sözcükler iyice zayıfladı. Sözcüklerin iler tutar tarafı kalmadı."
Irak savaşı aklıma takılıyor.
Ve Hobsbawn'ın o son cümlesi:
"Dünya kendiliğinden değişmeyecek."
İyi pazarlar!
———————————-
(+) Eric Hobsbawn, Interesting Times, A Twentieth - Century Life, Allen Lane, 2002.

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Atina Olimpiyatları ve Kosmos'un sambası...
2004 Atina Yaz Olimpiyatları'nın; eski Yunan ...
Melih AŞIK
Öyle bir hikâye
Uzun yıllar önce Viyana'nın ünlü Hofburg Sara...
Fikret BİLA
Sorular
Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'nın, yazlık e...
Hasan CEMAL
Kekik kokusu!
Güneş yeni doğuyor. Deniz kıpırtısız. Ve insa...
Can DÜNDAR
Mum
Sahne 1:
Abbas GÜÇLÜ
Zorunlu bağış yokmuş!
Kayıtlarla birlikte, velilerin çilesi de başl...
Mehmet Y. YILMAZ
Bingöl'de 84 küçüğümüz öldü ama tek suçlu bulunamadı!
Körfez Depremi'nden sonra Türkiye'de birçok ş...
Hasan PULUR
Başyazarın köşesi Atmacanın kafası...
İŞTE buna iltifat-ı şahane derler.
Derya SAZAK
117. ölüm
Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde ölüm orucunu sürd...
Meral TAMER
Bakan Akdağ, Roche olayını değerlendirdi
Roche'la SSK arasındaki skandala dönüşen ilaç...
Tamer HEPER
Beşiktaş, Namoğlu'nu çok arayacak
Beşiktaş'ın çehresi değişmişti. Beşiktaş ilçe...
Osman ULAGAY
Dış açıktaki sorunu bu hükümet çözebilir mi?
Her zaman uğradığım şarküteride farklı bir İt...
Güngör URAS
Başbakanlık binasına "beyaz plastik pencere"
Başbakanlık binası Cumhuriyet tarihinin ilk y...
Serpil YILMAZ
"Her şey dahil" cola'yı da keşfetti!
Son iki yazımda Akdeniz çanağında yeni yatırı...

© 2004 Milliyet