|
 |
|
|
Anlatılan bizim hikayemiz
"Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini" ile tanınan Louis de Bernieres, Londra'da yayımlanan yeni kitabı "Kanatsız Kuşlar"da Anadolu'da geçen bir öyküyü anlatıyor. Eleştirmenler bu kitabı "Tolstoy'un 'Savaş ve Barış'ının Türk versiyonu" diye nitelendirdi
londra
Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini" kitabı best seller olmuş, Penelope Cruz ve Nicolas Cage'in oynadığı filmi milyonları ağlatmıştı. Louis de Bernieres'in "Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini"nden 10 yıl sonra kaleme aldığı "Kanatsız Kuşlar / Birds Without Wings", Londra'da geçen ay piyasaya çıkınca hemen satın aldım.
Romanın geçtiği mekan zeytin ağaçları, dağ keçileri, yabani kekik kokuları ile dopdolu Anadolu kıyıları; anlattığı ise aşk ve vahşet temaları ile bezenmiş bir Akdeniz öyküsü. De Bernieres bir Yunan adasında geçen romanının süksesinden sonra karşı kıyıları seçmiş ama edebiyat eleştirmenlerinin "Tolstoy'un 'Savaş ve Barış'ının Türk versiyonu" diye tanımladığı "Kanatsız Kuşlar", hemen söyleyeyim ki "Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini"nin tadında değil.
Bu kez II. Dünya Savaşı yerine I. Dünya Savaşı'ndayız... Roman 20'nci yüzyılın başında, Eskibahçe kasabasında Müslüman ve Hıristiyanların nesillerden beri kaynaşarak, birbirleriyle evlenerek barış içinde yaşadıkları bir dönemde başlıyor. Ancak bir süre sonra durum tamamen değişecek, Pandora'nın Kutusu açılacak, içinden etnik ayrımcılık, dini sürtüşmeler, savaş, açlık, tecavüz olayları yani bir tür toplumsal delilik etrafa saçılacaktır.
Eskibahçe'nin asırlar boyu Türkçe konuşan Rum ve Müslümanları birbirlerine düşman olacak, Rumlar bu topraklardan sürüldükten sonra Müslümanlar onların gidişi ile benliklerinden bir şeyleri yitirdiklerinin farkına varacaklardır.
De Bernieres "küçük insanlar"ı; okuma yazması olmayan ve hayatını anılar, gelenekler, öykü ve atasözleri üzerine kuran çömlekçi, keçi çobanı, tüccar köylüleri anlatıyor. Sürekli uçmayı düşleyen ama hep yere çakılı kalan "kanatsız kuşlar" onlar!
Okurla karakterler arasında sıcak bir bağ kurulamıyor
Kaderleri girift biçimde birbirine bağlı insanların öyküsü belki iyi kurgulanmış ama okuyucunun onlara Pelagia ya da Corelli karakterlerine bağlandığı gibi bağlanması nedense mümkün olmuyor. Yani okuyucuyu sona taşıyacak bir Pelagia ve Corelli yok. Bunların yerine birçok öykü ve karakter ile devrin ve mekanın özelliklerini anlatmaya çalışıyor yazar. Dediğim gibi, "Kanatsız Kuşlar"ı okurken onu "Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini" ile kıyaslamamak mümkün değil. Kitaptaki karakterler için üzülüp sevinseniz de, nedense aranızda sıcak bir bağ kurulmuyor, kurulamıyor. En azından ben öyle hissettim.
Yazarın kendisi "Kanatsız Kuşlar"ın daha iyi bir roman olduğuna inanıyor. Belki de öyle...
Tepelerde kilden yapılmış düdüklerle serçe ve karakuşların seslerini ustaca taklit eden Mehmetçik ve Karatavuk... Büyüyünce biri haydut, diğeri asker olacak. Güzel Philothel ve çirkin Drosoula, atasözlerini çok seven çömlekçi İskender, toprak ağası Rüstem bey, melek kadar iyi Abdülhamit hoca, Ortodoks papaz Kristoforos romandaki kahramanlardan bazıları. Romantizmle ürkütücü gerçekçilik bir arada işlenmiş. Tamara'nın (Rüstem beyin karısı) zina yaptığı için taşlanması sahnesini anlatırken yazar, olayın tanıdık gelmesinden kaynaklanarak bütün okurların sırtına nahoş bir ürperti verecek bir cümleyle, kitabın ileride tanıklık edeceği kötülüklerin haberciliğini yapıyor: "Kalabalığın içinden hayvan seslerine benzer sesler gelmeye başladı ve bir çirkinlik kıvrılarak yükseldi; doğru bir neden için insanların alçakça davranmalarına izin verilmesiyle ortaya çıkan bir kötülüktü bu."
Yazar kitabında uzun uzun Atatürk'ten söz ediyor
Kitap, belli ki Atatürk'ün Napolyon'un yerini aldığı "Savaş ve Barış"ın modern versiyonu. İngiliz edebiyat eleştirmenlerine bakılırsa, bu kitap fazla uzun ve Türk isimleri okuyucuya Yunan isimlerinden daha yabancı olduğu için fazla satmayacak. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün yansıtıldığı tarih ve coğrafyanın Batılı okura pek hitap etmeyeceği iddiası da var. Bazı eleştirmenlere göre, de Bernieres olağanüstü bir enerjiyle kocaman bir tuval üzerine tarihi yazmayı denemiş ama bütün gayretleri "Savaş ve Barış" ile Tolstoy'un büyüklüğünü bir kez daha ispatlamaya yaramış.
Yazarın Atatürk'ten uzun uzun söz etmesi Türk okurların kuşkusuz hoşuna gidecek. "Kanatsız Kuşlar", "Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini" kadar başarılı olmasa da Louis de Bernieres'e bir teşekkür borçluyuz. Böyle kritik bir dönemde tarihimizin, coğrafyamızın, Anadolu'nun edebiyat dergilerine ve gazetelere taşınmasına vesile olduğu için.
nevsal1@aol.com
|
|
|

|