|
Baba ve dayı
Türkçeyi Amerikalı aksanıyla konuşuyordu. ABD'ye kaçak girmiş, yıllarca kaçak çalışmış. Piyangodan Green Card, yani ABD'de sürekli oturma ve çalışma izni kazanmış. Abisiyle bir limuzin şirketi kuracak kadar işi ilerletmiş. New York'ta, Kennedy Havalimanı ile kent arasında yolcu taşıyorlar.
Müşterileri genellikle Türkler.
Konuşkan ve sevimli bir adam.
Ve de yürekli...
Çakıcı, ABD'deyken, ona hizmet verenlerden biriyle dövüşmüş ve Çakıcı bu nedenle öfkelenmiş. Aralarında gergin bir telefon konuşması olmuş.
Konuşmada geçen kelimeleri ve Çakıcı'nın tehditlerini geçiyorum.
Ancak birkaç cümle çok önemli.
Çakıcı, hakaret ve tehditlerini çok ileriye vardırınca, bu arkadaş "Hiçbir şey yapamazsın bana. Adresini, kullandığın telefonların numaralarını, oturduğun evin kime ait olduğunu, otomobilini, şoförünü, hepsini biliyorum. Şimdi açarım FBI'a telefon. Beni tehdit ettiğini, yaşamımın tehlikede olduğunu söylerim. FBI seni anında tutuklar. 24 saat içinde sınır dışı edilirsin" demiş.
Bir daha da, ne Çakıcı ne de adamları tarafından hiçbir telefon gelmemiş.
"Birer sıfır oluruz"
Adını yazmıyorum.
Zaten adı değil, ne konuştukları önemli.
Sadece "FBI sözcüğünün, yani polisin nasıl etkili olduğunu" göstermek için yansıttım bu olayı.
ABD'deki Çakıcı ile Türkiye'deki Çakıcı aynı.
Ama...
Böyle bir durumda, direksiyon sallayarak yaşamını kazanan birkaç otomobillik küçük taşıma şirketi sahibi, "Polise söylerim" diyerek caydırıcı olabilir mi?
Küçük şirket sahibini koyun bir yana, "en büyüklerin bir telefonla hangi astronomik ödemeleri yaptıkları" konuşulmakta.
Peki aradaki fark nedir?
Onun için de bir anı yansıtayım.
Yıllar önce, sol kanattan bir yazar dost vasıtasıyla, dönemin en büyük babalarından(!) birini tanımıştım.
Hapiste birlikte yatmışlar.
Arada Divan'ın barında iki tek rakı yudumlarken, "damaltı" anılarını konuşurlarmış.
O gün de böyle bir vesileydi.
Tanıştığım baba(!) "Devlette koruyan kollayan dayılar olmasa babalar da olmaz. Bizi kollamasalar, gücümüz sıfırlanır" demişti.
"Devlette, en güçlü dayılara sahip olan kimse, bizim alemde de en güçlü baba olur. Neyse, artık ben bu çemberin dışındayım. Düzgün ticaret işlerindeyim" diye ilave etmişti.
Dinleme bantları
Türkiye'de, "dinleme bantları kasırgası" esmekte.
Çakıcı, Yargıtay Başkanı, Genel Sekreteri ve MİT mensuplarını gündeme, gazete manşetlerine savuran bir kasırga...
Elbette sezilerim, klinik bulgulara dayalı teşhislerim, burnuma gelen yanık kokuları var.
Ancak bir hukukçu olarak "medyanın konuyu bütün açıklığıyla kamuoyuna sunmasına, hükmün ise yargıya ait olması gereğine" inanırım.
Bazen "tuzun da koktuğu" hallerde bile kural budur.
O nedenle, hukuk bir yana ama, "kanıt" oldukları tartışılır olsa da "karine" oldukları hiç kuşkusuz dinleme bantlarına göre Çakıcı, bakınız nerelere uzanmış... Devlet içinde bildiğimiz bilmediğimiz nerelere dayanabilmek, nerelerce kollanabilmek ilişki ağı var.
İşte önemli olan da bu "dayılar" ağıdır.
Ağ parçalanmazsa, Çakıcı gider, başka Çakıcı'lar gelir. Onların altına bu güvenlik ağı gerilir.
Türkiye'nin gözbebeği kurumlar yıpranmasın diye üslubum kişiler için de "özenli."
Aynı özeni, hiç değilse "tahkikatın selameti için" ilgili isimler de "çekilmek" duyarlığıyla göstermeliler.
Üzerlerinde bunca kuşku yükü varken artık nasıl kamu görevi sürdürebilirler?
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|