|
 |
|
|
S&P'nin açıklamasını TCMB dengeledi
Bu haftanın ekonomik gündeminde iki önemli gelişme dikkati çekti.
Bunlardan birincisi, uluslararası derecelendirme kuruluşu S&P'nin Türkiye'nin kredi notunu yükseltmesi oldu. Dünyada petrol fiyatlarındaki artışların sürdüğü, uluslararası faizlerin yükseldiği, Türkiye'de ise dış açıktaki hızlı artışın tartışıldığı bir dönemde gelen bu açıklama, birçok yorumcu tarafından erken bir karar olarak değerlendirildi.
Bu kararın etkilerinin ekonomi yönetimi tarafından iyi yorumlanması ve beklentiler üzerindeki etkisinin iyi yönetilmesi gerekiyor. Kredi notunun yükselmesi faizlerdeki düşme nedeniyle borcu yüksek ülkelerde sürdürülebilirlik endişelerini azaltır.
Ancak bundan önceki bir yazımda bu gün yaşadığımız makro dengelerdeki kırılganlık artışının aşırı iyimserlikten kaynaklandığının altını çizmiştim. S&P'nin kararı iyimserliği daha da artırarak kısa vadeli sermaye girişini, TL'nin değer kazanmasını ve iç talep artışını körükleyebilir, dış açıktaki artışı hızlandırabilir. Böyle bir gelişme dış dengenin sürdürülmesi konusunda, zaten oyun alanı yeterince daralmış olan, maliye politikasının yükünü daha da artıracaktır.
Diğer taraftan derecelendirme kuruluşlarının yaptıkları değerlendirmelerin gelişen piyasa ekonomilerinde dalgalanmaların boyunu yükseltebildiği de yaşanan örneklerle görülmüştür.
Dalgalı kur politikasının en önemli avantajlarından biri de, ekonomilerin dayanıklılığını artırmasıdır. Uluslararası petrol fiyatlarındaki artışlar ve talebin ithalata yönelmesi bu tür gelişmelerdir. Döviz kuru bu gelişmelere uyum sağlayarak dış açıkta gerekli düzeltmeyi yapar. Ancak bizde ve bize benzeyen ekonomilerde kısa vadeli sermaye hareketleri bu uyum sürecini geciktirebilir. Aşırı iyimserlik döviz kurunun uyum sağlama sürecini daha da katılaştırabilir. Artan dış açıklar ise borcun sürdürülebilirliği endişelerini yeniden canlandırabilir. Bu durumda uyum ani ve şiddetli olabilir. Bu nedenle aşırı iyimserliğin hakim olduğu, talebin maliye ve gelir politikasına duyarlılığının azaldığı bir ortamda beklentileri yönetmek çok önemlidir.
Bu çerçevede TCMB'nin yaptığı, gerekirse faizleri artırabileceği açıklaması, S&P tarafından kredi notunun artırılmasının yaratabileceği aşırı iyimserliği dengeleyen bir gelişme olmuştur. Gerçi TCMB bu değerlendirmesine daha sonra açıklık getirme ihtiyacını hissetmiştir. Ancak bu açıklamada da TCMB, şu anda böyle bir ihtiyaç olmadığını belirtirken, gerekirse faizleri artırabileceği açıklamasından geri adım atmamıştır. Dalgalı kur rejiminde enflasyonla mücadele konusunda çapa TCMB'nin bağımsızlığıdır. Bu, devletin enflasyonla mücadele konusunda kamuoyuna verdiği en önemli güvencedir. Dalgalı kur ve bağımsız merkez bankası aynı zamanda bir ülkenin para politikasını da bağımsızlaştırır. Yani makro ekonomik dengelerin korunmasında sabit kur rejimlerindekinin tam tersine para politikasının serbestçe kullanılmasına imkan verir. Bu çerçevede TCMB'nin açıklaması bu yılın başından beri içine düşmekte olduğumuz iç talebin kontrolünde yaşanan politika alternatifsizliği ve maliye politikasındaki sıkışma tuzağından kurtulmaya başlayacağımızın bir göstergesidir. Ekonomimizin giderek daha olgunlaşmakta olduğunun da bir göstergesi olan bu açıklama, piyasaları endişelendirmek yerine kırılganlığı azaltacağı için, olumlu algılanmalıdır.
İç talebin kontrolünde, gerektiğinde para politikasının daha etkin kullanılmasının faizler ve dolayısıyla kamu borcunun sürdürülebilirliği üzerindeki etkisini, dış açıktaki frensiz gidişin sürmesi halinde ortaya çıkabilecek dalgalanmanın yaratacağı borcun çevrilebilmesi sorunuyla kıyaslamak mümkün değildir.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|