|
 |
|
|
70 milyonluk jüri heyetiyle takılmak:
Tribünsüz insanlar
Sevgililer veya evli çiftler, ilişkilerini üçüncü kişilerin yanında konuşmaya başladıklarında bozuk bir kimyası olur o işin. Baş başayken tutturulan kıvam bozulur. Tribünlere oynama hissi sinsice ele geçirir konuşmanın içtenliğini; hissiyatların incesi tel tel olup kalır ortada. Hele konuşma karşılıklı giderken taraflardan biri dönüp de "Haklı değil miyim?" diye sorarsa üçüncü kişilere, artık başka bir düzleme geçilir: Arkadaşlar artık ilişkinin jüri heyetidir!
İzleyenler taraftarlar olarak ikiye bölünmeli, ilişkide en "haklı" olan kişi, taraftarların kalbini kazanmak için oynamalıdır. Yalnız kalındığında, üçüncü kişilerin yanında karşılıklı açılan gediklerin tedavisi sırasında fark edilen şudur: Jüri heyeti için gösteri yapılırken, ilişkinin kendi yuvasından fazla uzaklaşılmıştır. Her iki taraf da kastetmediği kadar kıyıdan uzaklaşmıştır...
İlişki artizi
Bu kez, her iki taraf da jüri heyeti önünde birbirlerine yaptıkları haksızlıkları gidermek için epey ter dökecektir. İnsanın ses tonu bile başkadır; yeniden baş başa kalındığında ilişkinin kendi kıvamlı seslerine geri dönmek için bile dehşetli enerji sarf edilecektir.
Genellikle bu yüzden her iki taraf da sessiz bir anlaşmayla bu konudan bahsetmemeye karar verir. Oyun tribünlere oynanmıştır, tribün dağılınca her iki insan da kendini biraz kandırılmış hissedecektir. Yeniden baş başa kalındığında yaşanan ihanet ve kandırılmışlık hissi bu sebeptendir. Tribünler her iki tarafı da yoldan çıkarmış ve her iki taraf da şimdi kendinden biraz utanmaktadır.
Bu yüzden iki kişilik ilişkiler hep iki kişi yaşanmalı, tribünler kurulduğunda her iki taraf da içinde canlanıp dışarı çıkmaya çalışan "ilişki artizini" geri, içeri bastırmalıdır. Çünkü alkışlar bittiğinde, perde indiğinde, ilişki yeniden iki kişilik kalacak, edilmiş o kadar lafı iki kişilik odalara sığdırmak pek mümkün olmayacaktır...
Magazin otağında hüzün
Geçen hafta sonu Televole ve Pazar Keyfi programlarının "zafer kutlamaları" vardı. "Müthiş eğlendik. Gül gül öldük" atmosferi kurma gayretleri, havai fişeklerle olsun, en en en ünlü simaların olaya katılımıyla olsun desteklenmişti. Fakat benim gözüme hazin bir şey göründü bu kurulan "magazin otağında": İzlenen insanlar, bu kez izleyenlerinden koparılmış, tek bir yere toplanıp birbirlerini izlemeye zorlanmış gibiydiler. Hepsi sanki ilişkilerini üçüncü kişilerle, yetmiş milyonluk jüri heyetleriyle paylaştıktan sonra, tribünler aniden dağılınca kendileriyle baş başa kalmış gibiydiler. "Söylesenize haklı değil miyim?" diye sorup desteklenmiş ve sonunda ona hak veren herkes gittiğinde haklı ama yalnız kalmış ilişki kahramanları gibi sıkıntılı ve utanç içindeydiler sanki. Seyircisiz üçüncü lig maçları gibiydi yüzleri...
Diğer yandan bana ne aslında... Bize ne yani... Bir televizyon programı içinde yaşar gibi karnının içindeki bebekleri bile "gösteriye dahil eden", ilişkisinin en hassas yerlerini çok satan gazete manşetlerinde konuşabilen ve bu insanlara bakarak kendini görünmediği için yokmuş gibi hisseden insanların dünyasından... Sana ne yani. Biz işimize bakalım esasında. Jürisiz ve tribünsüz. Biz, kendi kıvamımızda, kıvamlıca...
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|