Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Ağustos 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Yarım asrı devirdi, patronluğu bıraktı, kendini tarihe adadı

İşadamı Oğuz Aydemir, 50. doğum gününde pastasının mumlarını üfledi ve 30 milyon dolarlık şirketinin yönetimine 'elveda' dedi. Ya işkolik olup masa başında ölecek ya da yüreğinin götürdüğü yere gidecekti. O hayallerine doğru yolculuğa çıkmayı tercih etti. Kendisini arkeoloji ve tarih çalışmalarına verdi...Osman hamdi bey Müzesi'nin restorasyonundanAtatürk'ün vasiyet ettiği Şehit Yahya Kaptan'ın heykelini yaptırmaya kadar sayısız projeye imza attı

ŞULE YÜCEBIYIK

Derin bir nefes çekti içine. Ve tüm gücüyle üfledi. Kocaman pastanın üzerinde yanan mumların tümünü söndürmüştü. Eşi, çocukları, dostları, iş arkadaşları, doğumgününde yanında olmasını istediği herkes çılgınca alkışlıyor, şarkı söylüyor, 50'inci yaşının şerefine kadeh kaldırıyorlardı.
İşadamı Oğuz Aydemir'in hayatının en özel doğumgünü partisiydi bu. Yarım asrı devirdiği gün, yeni bir yaşama başlıyordu çünkü.
"Patron Oğuz Aydemir" dönemi bitiyordu.
Artık tutkularının peşine düşmesi için önünde hiçbir engel yoktu. Dedesi Asım Özbilen, Kayseri'den Adana'ya göçen Hacı Ömer Sabancı'nın patronuydu. İşadamı olmak her şeyden önce genetik bir kaderdi Oğuz Aydemir için.
Başarısı tartışılmazdı. İki milyon dolarlık bir yatırımla kurduğu, ambalaj üreticisi Bericap'ı, 10 yılda 30 milyon dolar cirolu bir şirket haline getirdi.
İstanbul Sanayi Odası'nda meclis üyeliği, TÜSİAD'da yöneticilik yaptı.
Oyunu kuralına göre oynadı.
Onu şehvetle çağıran aşkları 'tarih ve arkeolojiye' hep "bekle" dedi. Vuslatı ise 50 yaşında gerçekleşecekti.
Kendine verdiği sözü tuttu, şirketini ve hisselerini 50'inci yaş gününde sattı. Patronluğa 'elveda' dedi.
"Çevremdeki insanları gözledim hep. Ya işkolik olup, neredeyse masaları başında ölüyorlar ya da yapacak başka işleri olmadığı için ölene kadar çalışıyorlardı. Ben, iş hayatındaki misyonumu tamamladım" diyen Aydemir, artık arkeoloji ve tarih tutkusunun peşinde her gün yeni bir maceraya atılıyor. Ne zamanını, ne parasını bu yolda harcamaktan kaçınmıyor.
İsterseniz, son macerasından başlayalım.

Orlov Belgeleri'ni satın aldı
Yaklaşık iki hafta önce, tarihe "Çeşme faciası" olarak geçen ve Osmanlı İmparatorluğu'nun denizlerde uğradığı en büyük yenilginin belgeleri ABD'nin San Francisco kentinde açık artırmaya çıkarıldı. 1770 yılında Çeşme'de Kont Aleksi Orlov yönetimindeki Rus donanması, Çeşme limanında demirli Türk savaş gemilerinin tümünü ateşe verip batırmıştı.
Baskının planları, savaş gemilerimizin çizimleri ve Kont Orlov'un tuttuğu günlükleri içeren "Orlov Belgeleri"ni, Oğuz Aydemir satın alarak Türkiye'ye getirdi.
Aydemir'e göre bu belgeler sadece denizcilik tarihimize ışık tutması açısından önem taşımıyor;
"Çeşme Faciası, Türk - Rus ilişkilerinde yeni bir dönemi başlatmıştır. Ruslar'ın yüzyıllar sürecek, Akdeniz'e inme hedeflerinin ilk adımıdır bu olay. Bu yönüyle salt bir yenilgiden ibaret değildir . Bu tarihten itibaren Türkler için 1990'ların başına yani Soğuk Savaş döneminin sonuna dek sürecek 'Rus tehditi' dönemi de başlamıştır."
Orlov'un zaferi, Rusya'da büyük bir coşku ile karşılanmış. Öyle ki, Çariçe Katerina, komutana "Çeşmenski - Çeşmeli" lakabını verirken, San Petersburg'ta 'Çeşme' adında bir hatıra kasabası inşa ettirmiş. Türkiye'de çok az kişinin bildiği ve 1996 yılında restore edilen bu kasabada, Çeşme ile ilgili bir müze, hamam ve camii bulunuyor.

Çeşme Kalesi'ne müze yapacak
Oğuz Aydemir belgeleri almanın hiç de kolay olmadığını vurguluyor.
"Çeşitli ülkelerden katılan onlarca tarih meraklısı arasında çetin geçen bir açık artırmaydı. Israrcı olduk ve sonunda 'hatırı sayılır bir servet' ödeyerek bu belgelere kavuştuk" diyor.
Belgeler aslında daha büyük bir hedefe hizmet edecek.
Aydemir'in çok önem verdiği bir projesi bu: Bomboş duran Çeşme Kalesi'ni kendi tarihini anlatan bir müze haline getirmek.
"Burada bir 1770 holü düzenlemek istiyoruz. Orlov Belgeleri'nin yanı sıra, baskınla ilgili gravürler, maketler yer alacak" diyen Aydemir, Çeşme Kalesi müzesinin 234 yıl sonra iki ülke arasında yeni bir bağ kuracağını savunuyor.

Osmanlı gemilerinin sırrı çözülüyor
Türkiye Sualtı Arkeoloji Vakfı Başkanı olan Aydemir, kısa bir süre önce satın aldığı bir kitabın coşkusunu yaşıyor. Mikyas - ı Sefain adındaki ve Osmanlı gemileri üzerine yazılmış en az iki yüzyıllık kitap, yeni bir projeyi de beraberinde getirdi.
"Osmanlı İmparatorluğu, Çeşme hezimetinden sonra ilk deniz harp okulunu kurdu. Bu okuldan yetişen subayların yazdığı anonim bir kitap bu. Bir eşi yok. wİçinde Osmanlı gemilerinin yelken ölçüleri, tasarımı, donanımları konusunda bilgiler ve çizimler var" diye anlatıyor Aydemir.
Proje, kitabı günümüz Türkçe'sine çevirip, basmak. Osmanlı donanmasıyla ilgili ilk detaylı yayın olacak. Şimdiye kadar Osmanlı gemilerinin neye benzediği bilinmiyordu. Kitapla birlikte açığa kavuşacak.

Atatürk'ün vasiyetini yerine getirdi
Aydemir, Atatürk'ün Nutku'nu okurken, bir cümleye takılıyor. Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nda İzmit'te yararlı işwTavşancıl Belediyesi'nin bahçesine dikiyor.
"Atatürk'ün vasiyet niteliğinde bir arzusunu yerine getirmek bana nasip oldu" diyen Aydemir, bu girişimini "Onur vericiydi" diye tanımlıyor.

Osman Hamdi'ye ödenen vefa borcu
Aydemir'in sayısız projesi içinde en dikkat çekenlerden bir diğeri de, İstanbul Eskihisar'da unutulmaya yüz tutmuş Osman Hamdi Bey Müzesi'ni ayağa kaldırmak oldu. Sanatçının tüm resimlerinin röprodüksiyonunu usta ellere yaptırdıktan sonra, müzeyi baştan aşağıya yeniledi.
Bulduğu fonlarla, Eskihisar Kalesi'ni ve oradaki Bizans Sarayı'nı restore ettirdi.
Ve kendi ifadesiyle "Türkiye'ye rönesansı getiren Osman Hamdi Bey'e vefa borcunu ödedi."

Tarih gibi koleksiyonlar
Tarihle bu derece iç içe olmanın doğal bir sonucu olarak koleksiyonculuk, Aydemir'in en önemli hobilerinden. 1975 yılından beri padişah fermanı topluyor.
Koleksiyonunda, Kanuni Sultan Süleyman ile başlayıp son padişah Vahdettin'e kadar gelen tüm padişahların fermanı mevcut.
Bir diğer koleksiyonu da, Osmanlı ipek hatıra mendilleri üzerine. Bu konuda rakipsiz olmakla övünüyor. Yine Osmanlı dönemine ait eksiksiz bir pul koleksiyonu da var.

Çok yalnızım, keşke örnek olabilsem

Oğuz Aydemir, Türk toplumunun en büyük zaafını "Geçmişini unutmak, yok saymak" olarak tanımlıyor.
"Tarihe karşı müthiş hoyrat, geçmişini zerre kadar umursamayan bir milletiz. Tarih bilincinin oluşturulması, birilerinin tarihi mirasa, bizi biz yapan değerlere sahip çıkması lazım" diyen Aydemir, hayatı boyunca misyon edindiğini ancak "kendini çok yanlız hissettiğini" belirtiyor.
Aydemir, "Yaptığım hiçbir şeyi takdir edilmek için yapmıyorum. Ama şunun anlaşılmasını isterdim. Ben küçük çapta bir işadamıydım. Emekli oldum ve şimdi kısıtlı imkânlarımla bunları yapabiliyorum. Yani, anlı şanlı işadamlarımız hafifçe omuz verseler, kültürümüz de, sanatımız da, tarihimiz de sahipsiz kalmaz" diyor.

Sıra Yüzbaşı Stocker'ın batığında

Orlov'un Belgeleri'ni satın almak, Çeşme Kalesi'ne müze kurmaya çalışmak, Yahya Kaptan'ın heykelini dikmek, Osman Hamdi Bey Müzesi'ni restore etmek, Osmanlı gemilerini tanıtmak...
Aydemir, yaptığı işlerin çoğunluğa 'garip' geldiğinin farkında. "Birçok kişiye göre beyhude, fantazi işlerle uğraşıyorum. Kimin ne düşündüğü umrumda değil. Tarihe sahip çıkmak benim misyonum ve ömrüm oldukça, bunların peşinde koşmaya devam edeceğim" diyor.
Son "fantazisi" ise Çanakkale Savaşı sırasında Marmara Denizi'nde batmış olan bir Avusturalya denizaltısını karaya çıkarmak.
Yüzbaşı Stocker'ın Denizaltısı olarak bilinen bu denizaltı, I. Dünya Savaşı'ndan kalan tek denizaltı olma özelliğine sahip. Aynı zamanda içinde kimse ölmediği için uluslararası kanunlara göre su yüzüne çıkarılabilir nitelikte.
Aydemir, dünyanın en önemli batıklarından biri kabul edilen bu denizaltının çıkarılması halinde, Anzaklar'ın Mekke'si sayılan
Gelibolu'nun daha büyük bir şöhrete kavuşacağını söylüyor.

BUSINESS
 Banka, enerji, cam ve telekomla devam
 Editörden
 Bir fincan kahvenin 2.4 milyar dolarlık marka değeri var
 Petrus'tan ilham aldı kendi şarabını üretti
 Geleceğin antika mobilyasını yaptılar
 Geleceğin mesleği: Avrupa Birliği antrenörlüğü!
 İspanya'dan 74 marka, 74 başarı hikâyesi
 Süt içmeyi bilmiyoruz
 Ziraat'te oylama yapıldı, 'ihtiyaç fazlası personel' geri dönmüyor
 450 şirkete 'fuara katılım' dersi
 İşyeri kapatma cezası kaldırıldı
 Irak'a 10 milyon dolarlık 'güzellik' ihraç ettik
 Yeraltında 90 milyar dolarlık altın kasası
 Kazananlar ve kaybedenler
 Askerden para kazanan 'buddy'ler
 Yeni kuruşlara öpücük kilidi
 Hermes artık daha feminen ve ultra seksi





© 2004 Milliyet