Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Ağustos 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"En sarı, en lacivert kan ve en yüksek kramponlar bende"

Fenerbahçe TV'de "Yüksek Kramponlar" adlı programı yapan gazeteci Feryal Pere: "Programdan sonra inanılmaz bir kitle oluştu. Artık formalara bile imza atmaya başladım. İlgi karşısında şaşkına dönüyorum"

ÖZKAN GÜVEN


Feryal Pere "koyu" kelimesinin yetersiz kaldığı bir Fenerbahçeli. Sanki doğduğunda birileri içinde "sarı lacivert" renklerin bulunduğu bir sıvıyı onun vücuduna enjekte etmiş de sonra aramıza katılmış gibi Fenerbahçe'ye aşık biri. Radikal'de yazıyor ve şimdilerde FBTV'de (Fenerbahçe Televizyonu) "Yüksek Kramponlar" adlı bir program yapıyor. Program haliyle sarı lacivertten oluşuyor. Pere her hafta Fenerbahçeli futbolcuları, taraftarları konuk ediyor. Aslında bir Galatasaray taraftarı olarak zor geçeceğini önceden tahmin ettiğim bu röportajı kazasız belasız atlattığım için sevinmem gerek! "Yüksek Kramponlar" ile ilgili ayrıntıları anlatırken Pere bana Cimbomlu olduğum için sürekli yüklendi. Zaman zaman o tribün desteğini (ki bu, masamızda oturan iki yakın arkadaşı oluyor) alsa da takımımı "aslanlar" gibi savundum.

Sizce bu program için seçilme nedeniniz nedir?
En sarı, en lacivert kan bende ve en yüksek kramponları ben giyiyorum da ondan.

Adı neden "Yüksek Kramponlar"?
Adını ben koydum. Bu, elinin hamuruyla bu kadın ne yapıyor diyenlere daha yüksekten bakmanın bir yoluydu. Diğeri de Fenerbahçe aşkını anlatıyordu.

Bu programdan sonra ne değişti hayatınızda?
Programdan sonra inanılmaz bir kitle oluştu. Artık imza dağıtmaya bile başladım. İzmir'de imza dağıtırken hem çok utandım hem de inanılmaz bir mutluluk duydum. Forma bile imzaladım orada. İlgi karşısında şaşkına dönüyorum.

Çekimleri anlatır mısınız? Ne gibi hazırlıklarınız oluyor?
Ben star olmadığım için uykuma dikkat edeyim, saçımı da beş saat öncesinden yaptırayım gibi derdim yok. Tabii ki iyi görünmeye bayılırım ama pek şansım olmuyor. Çünkü burası ne de olsa erkek kanalı. Çekim yapılırken kimse bana "Saçını düzelt", "Şöyle durursan daha iyi görüneceksin" demiyor.

"Maçtan önce Hooijdonk'u ararım, bu bizim uğurumuz"
Bu program ne kadar sürecek?
25 yaşıma girdim biliyorsunuz (gülüyor), inşallah 40'a kadar gider. Bilmiyorum, Adile Naşit gibi olurum ve ekrandan "Serhat, Serkan, Tuncay, Pierre Parem" diyerek "Uykudan Önce"yi sunabilirim.

Pierre Parem dediğiniz Pierre van Hooijdonk'u maçtan önce arıyormuşsunuz.
Evet. Ben onu insan olarak da çok seviyorum. O takımın abisi. Genellikle ben onu; ara sıra da o beni arar. Birçok arkadaşım bunu yapıyor. Bu bizim uğurumuz. Onun böyle bir motivasyonu sevdiğini düşünüyoruz.

Başka bir uğurunuz var mı?
Geçen sezon insanların giydiği sarı yağmurlukları gördüğüm anda her şeyin yolunda olduğunu düşünürdüm. Pankartları Kevin Costner'ı seyreder gibi seyrettiğimi çok iyi hatırlıyorum.

Siz takımınızı kötü olduğu günlerde bile eleştirmiyorsunuz. Ne zaman kaleminizden kan damlayan bir yazı göreceğiz?
Kanlı bir yazı yazacağıma elim kırılsın daha iyi. Böyle bir şeyi sonsuza kadar yapmayacağım. Yani 150 yıl kadar yaşayacağım ve öyle bir yazım olmayacak. Aslında benim derdim futbol değil, Fenerbahçe. Gençliğimin ve olgunluğumun aşkı bu. Ben mezartaşımın üzerine "Fenerbahçeli" yazılmasını istiyorum. Bunun da bir hastalık olduğunu düşünmüyorum.

"Bizimkilere uzaktan dokunmak bile penaltıdır"
Sizin bu tutkunuz nereden geldi?
Milyonlarca Fenerli gibi, çok Fenerli bir babanın çocuklarıyız biz. Bizim evde Fenerbahçelilik olağan bir haldir. Gençlik yıllarımda Fenerbahçe yastığımın altındaki şiirdi, gizli sevdamdı. Çünkü futbolla ilgilenmek, konuşmak çok hoş karşılanan bir şey değildi. Yıllar geçti aradan, koyu bir Fenerbahçeli kocam oldu. Beni maça götürmeye korkardı. Çünkü eşim, oğlum ve ben bir basketbol maçına gitmiştik. Ben bir süre sonra bizimkileri bırakıp tezahürat yapan grubun yanına giderken bizimkiler "Nereye gidiyorsun?" dediler. Ben de onlara dönüp "Eee... Delikanlı Fenerli buraya gelsin diyorlar" dedim. Sonra maçlara gitmem kontrol altına alındı.

axcum022.jpg
Hâlâ uslu bir seyirci değilsiniz galiba.
Seyirci değilim zaten. Sevginin gerektirdiği eylem neyse onu yaparım. Bu bazen bütün tezahüratlara katılmak olabiliyor bazen kendimi kaybetmek olabiliyor.

Maçlarda evin durumunu nasıldır?
Oğlum beni, pozisyonu yanlış gördüm diye haşlar. Benim için her şey penaltıdır. Bizimkilere uzaktan şöyle bir dokunulması bile benim için penaltı gerektirir. Tarafsızım yani!

Fenerbahçe'ye yapılan büyüyü bozmak için bir medyum tutulmuş. Bu doğru mu?
Zaten bizim stat büyülüdür. Yoksa 50 bin kişi her hafta nasıl gidecek ki?

Gardırobunuzda Fenerbahçe ile ilgili bir şeyler vardır herhalde...
Fenerbahçe armalı, sarı lacivert bornoz, yatak çarşafı, tişört, pantolon, çamaşır ne olursa var. Ben Fenerium'dan giyiniyorum. Bu kimliği göstermeye bayılıyoruz biz.

"Adı neymiş..."

İzmir'de program için bir taraftarla konuştum, babası yedi gün boyunca yoğun bakımda ve konuşmuyor. Doktorlar uğraşıyor ama adamda sıfır tepki... Çocuk yalvarıyor babasının yanına gitmek için ve sonunda da odaya girebiliyor. Babasının elini tutuyor ve diyor ki "Baba Anderson'un parmağı kırıldı ama başkanımız İtalya'dan bir forvet transfer ediyor." Adam dönüyor ve "Adı neymiş?" diyor.

"Futbol daima benim dilimin ucundadır"

Kadın arkadaşlarınızla birlikteyken futbolu unutuyorsunuzdur herhalde...
Onlarla otururken hayatın zor olduğu anları da başka şeyleri de konuşuruz ama futbol daima benim dilimin ucundadır. Her fırsatta konuşmak isterim. Çok sıkıldığım zamanlarda, diyelim ki çok yakın kız arkadaşlarla bir yemeğe gideriz, süzgeçsiz her şeyin konuşulduğu o canım yemeklerde benim kulağım arka masadaki adamların konuştuğu futbol muhabbetindedir. Onların yanına gitmeyi bazen çok isterim.

Hiç gittiniz mi peki?
Arada yaparım. Uzak bir masada biri Fenerbahçe'ye laf atıyorsa -ki bu başıma çok geldi- kendimi engelleyemiyorum. Fener'in aleyhinde bir şey konuşulduğunda mutlaka bir şey söylüyorum. İyi şeyler söylüyorlarsa sırıtarak masalarına gidiyorum.

Tatile veya başka bir yere gittiniz. Cep telefonunuz maçların sonuçlarını öğrenmek için sürekli açık mı?
Böyle bir soru olabilir mi? Benim en yakın, zavallı arkadaşım Viki Habif, bütün tatil programlarında hüsrana uğrar çünkü durmadan bize bilet ayırttırır, ben de ona "Sen delirdin mi? Fikstüre baktın mı?" diye sorarım. Çünkü maç zamanlarında kesinlikle bir yere gitmem.

<21>"Kalbimi çarptıran ne varsa Fenerbahçe'de var"
"Yüksek Kramponlar"da her futbolcuya sarılıyor, onlara şans diliyorsunuz. Bu hareketler tasarlanıyor mu programdan önce?
Bizim programımızda asla mizansen yok, şurada duralım şöyle bir görüntü alalım falan demiyoruz. Belki de sahiciliği buradan kaynaklanıyor. Tuncay'ı, Serhat'ı ya da adı mühim değil 17 numarayı (Pierre van Hooijdonk) görünce sarılmamam diye bir şey söz konusu olamaz. İçimden öyle geliyor. Onların çoğu da bana zaten "Abla" diyor. Bundan dolayı da çok mutluyum. Biz sahici bir aile olduk. İçinde profesyonel şeyler yok. Asla profesyonel olmayı düşünmüyorum. Çok farklı bir aidiyet duygusu bu. Aslında ben başka hiçbir kimlikle anılmak istemiyorum. Çok ciddi söylüyorum. Ne gazeteci, ne reklamcı ne de yıllar önce yaptığım radyo programcılığı... Bunlarla hatırlanmak istemiyorum. Benim için "Fenerbahçeli" desinler yeter. Çünkü kalbimi çarptıran ne varsa onlar Fenerbahçe'de var.

CUMARTESİ
"Onlardan korkmamıza gerek yok"
"Defile konularımın çoğu sinemadan..."
"En sarı, en lacivert kan ve en yüksek kramponlar bende"
Şıklığın altın / bakır hali
Biraz serinleyecek biraz ısınacağız
Daha punk yokken o vardı
Yatlarla ilgili her şey burada
Tatil için geç kalmadınız
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
İçeriksiz





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet