Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Ağustos 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Ne olur alınma!

Bir televizyon kanalından arayıp Özcan Deniz'in İtalyancası hakkında yorum yapmamı istediler. Yaptım! Peki iyi mi oldu?


Gerçekten onu tanımıyordum! Tüm şarkıcıları, dizileri, güncel şov dünyası insanlarını, politikacıları sizin kadar iyi tanımıyor olmamda şaşırılacak bir durum yok aslında! İnanın, iki ülke arasında yaşamaya çalışmak bazı işler için iki katı fazla zaman gerektiriyor: Her gün en az iki haber bültenini dinlemem, gazetecilerin güncel konularda ne dediklerini anlamak için en az iki gazete okumam, buradaki ve oradaki dostlarım ve çalışma arkadaşlarımla bağlantıyı koparmamam, okurlarımın e-postalarına cevap vermem, ülkelerimde çıkan önemli kitapları okumam, artistik çalışmaları ve filmleri takip etmem, iki evi de idare edebilmek için iki katı çalışmam ve tabii ki yorgunluktan ölmemek için uyumam gerekiyor. Tabii ki bu noktada, yapmak zorunda olduğun diğer işlere vakit ayırabilmek için daha az ihtiyaç duyduğun ya da daha az ilgini çeken şeyleri elemek zorunda kalıyorsun.... Ben de TV programlarını elemek durumunda kaldım.
Kısacası ben, Özcan Deniz'i tanımıyordum.
Onun yakışıklı, başarılı, ciddi, çalışkan olduğunu duymuştum ama oyunculuk yapmadan önce şarkıcı olduğunu gerçekten bilmiyordum.
Her şey o konserle başladı.
Ben klasik müzik ve caz dinlemekten hoşlanırım, yani o konserle ilgili de bir şey bilmiyordum. Hangi kanaldan olduğunu bilmediğim o nazik kız tam da ders verirken
beni arayana kadar...
"Donatella, Özcan Deniz'in Caruso yorumunu dinledin mi?"
"Hayır."
"Onun İtalyancası hakkında senin yorumuna ihtiyacım var... Bize yardımcı olur musun?"
"Özür dilerim, çok meşgulüm... Zaten dinlemedim."
"Hadi Donatella, lütfen... Biz sana geliriz.
5 dakika dinlersin ve bize İtalyancası iyi mi kötü mü onu söylersin!"
"Zamanım yok"
"Hadiiii Donatella..."
Eminim, bir şeyler sorarak senden laf almayı aklına koymuş bir televizyon kanalıyla mücadele etmenin ne kadar zor, hatta hayır demenin imkansız olduğunu tahmin edemezsiniz. Ben de zaten sonunda "Peki o zaman... Sadece 5 dakika" dedim.
Nasıl o kadar çabuk geldiklerini anlamadım (Helikopter kiraladılar herhalde). Bana kaydı dinlettiler. Ben de yorumumu yaptım. Konu tabii ki "hayati önem" taşıdığından anahaberlerde çıktı ve arkasından bir sürü telefon: "Özcan Deniz hakkında nasıl böyle konuşabilirsin! Seni ne kadar çok seviyordu. Ne kadar üzüldü biliyor musun? Senden kesinlikle böyle bir şey beklemediğini söylüyor!"
Bu noktada ben de çok üzüldüm tabii. Böyle yakışıklı bir adamın beni sevdiğini bilseydim, hemen onu spagetti yemeye çağırır, belki de repertuvarı için İtalyanca daha az lirik bir parça seçmesini tavsiye ederdim çünkü onun seçtiği parçayı yalnızca tenorlar söyler, ayrıca pek çoğu ıslıklara maruz kalır. Napolice şarkı söylemek gerçekten ama gerçekten çok zordur. (Napolice gerçek İtalyancanın hem gramerinden hem vurgulamalarından çok farklı ve eski bir diyalekttir: Sadece Napolililer tarafından anlaşılabilen ve yorumlanabilen bir dildir.)
Hadi Özcan! Lütfen bana kırılma! Hakkı Devrim yıllardır benim Türkçeme laf eder, bana her türlü şeyi söylemiştir... Bak ben alınıyor muyum? Lütfen alınganlık etme... Kendimi suçlu hissediyorum!
Hadi kendimi affettirmek için sana
Caruso hakkında bir anekdot anlatayım ve bir de yemek tarifi hediye edeyim, olur mu?
800'lerin sonunda hem İtalya hem Amerika'da ün kazanmış Napolili tenor Enrico Caruso, bir gün postaneye gider. Mektubunu alabilmek için kimliğini kanıtlaması gerekir. Kimliği ile ilgili tüm dokümanları getirmiş olmasına rağmen, memur şüpheyle "Siz gerçekten ünlü tenor Caruso musunuz?" diye sorar ve bir türlü inanmaz. Sonunda, tenor sabırsızlıkla ve biraz da kızarak "Evet bayım, benim... Dinlemek istediğiniz bir eser varsa söyleyeyim" der. Ardından repertuvarının en güzel eserlerinden birini seslendirmeye başlar, keyiften kendinden geçmiş bir kalabalığın alkışları arasında gösterisini tamamlar. Bu durumda memur, özür dileyerek zarfını teslim eder ve ekler: "Sizi hemen tanımıştım ama sizi bedava dinleyecek olma fikri çok kışkırtıcıydı!"
Lezzetli mutfaklara olan aşkı, kariyer hayatındaki çok az hayal kırıklığından birinin de üstesinden gelmesine yardımcı olur: Amerika'da artık ünü iyice yayılan Caruso, bir turne için kendi Napoli'sini ziyarete gelir. Ama soğuk karşılandığını hisseder. Tadı kaçmış bir halde hemen konserleri durdurur. Bir daha Napoli'ye şarkı söylememeye ve bayıldığı vermicelli (Napoli spagettisi) yemeye gelmek dışında Napoli'ye uğramamaya yemin eder. Sözünü tutar ve Napoli'de bir daha hiç şarkı söylemez.
Özcan'cığım, sana kariyerinde başarılar diliyorum. Bir sürçülisan ettiysem affola!

Vermicelli Caruso

Malzemesi:
Vermicelli (bir makarna türü)
zeytinyağı
birkaç diş ezilmiş sarmısak
kırmızı biber
ince doğranmış maydanoz.

Hazırlanışı: Tavaya zeytinyağı, sarmısak ve kırmızı biberi koyun. Malzemeler sararmaya başlayınca, haşlarken çok yumuşamamasına dikkat ettiğiniz vermicellileri üzerine ekleyin. İyice karıştırın, sıcak tabaklarda servis edin ve son olarak da ince kıyılmış maydanozu tabakların üzerine serpiştirin.

donatellapiatti@hotmail.com

CUMARTESİ
"Onlardan korkmamıza gerek yok"
"Defile konularımın çoğu sinemadan..."
"En sarı, en lacivert kan ve en yüksek kramponlar bende"
Şıklığın altın / bakır hali
Biraz serinleyecek biraz ısınacağız
Daha punk yokken o vardı
Yatlarla ilgili her şey burada
Tatil için geç kalmadınız
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
İçeriksiz





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet