Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Ağustos 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Cemil İpekçi Fransız Sokağı'nda
"Elbise satmakla kahve satmak aynı şey"

Daha önce de çeşitli kulüpleri ve barları işleten modacı Cemil İpekçi, Fransız Sokağı'nda Gitane adlı bir kafe açtı. İpekçi "Kıyafet de, kahve de, ıspanak da aynı şey. Pazarda ıspanakçının yüzü gülüyorsa, paketi güzel hazırlıyorsa, tırnakları temizse hep ondan alışveriş yaparsınız" diyor

YİĞİT KARAAHMET

Hayatta sohbeti bu kadar keyifli az insan vardır herhalde. Bu benim Cemil İpekçi ile üçüncü röportajım. Arada anlattığı anıları, yeni projeleri, yorumlarıyla sizi hem düşündürüyor hem de gülmekten öldürüyor. Bir de sürekli yepyeni işlerle karşımıza çıkıyor. Bu sefer de tartışmalı Fransız Sokağı'nda açtığı Gitane-Cemil İpekçi adlı kafeyle ilgili buluştuk... Konu mekandan çıkıp işletmecilik geçmişinden yurtdışındaki barlarda dans şovlar yapmasına, aşktan mutfağa kadar uzadı.
Röportajımız sürekli hayranlarının gelmesi yüzünden kesildi. Bir grup genç burayı televizyonda izlemiş ve Bursa'dan gelmiş. Bir kadın torununu sevdirdi ve Mersin'den özel olarak getirdiği bir tatlıyı verdi. Sonra da çıkıp Fransız Sokağı'nın cumartesi kalabalığında fotoğrafları çektik.

Son konuştuğumuzda Bodrum'a yerleşeceğinizi söylemiştiniz. Ama şimdi Beyoğlu'ndasınız.
Hayat işte. Bu Fransız Sokağı projesi karşıma çıktı. Ben Beyoğlu'nda da Bodrum'daki kadar heyecanlanıyorum. Eski mekanları, dar sokakları, Akdeniz mimarisini çok severim. Burada önce bir seramik atölyesi açacaktım. Sonra bir de evim olsun deyip ev tuttum. O evde sadece resim yapacağım. Arkadaşlarım burası seramik atölyesi olacağına kafe olsun dedi. Yemek de koyalım, mutfağı da büyütelim, dur önüne bir butik de koyalım derken işler bayağı büyüdü.

"Kulüpte İbrahim Tatlıses çalınca çok tenkit aldım ama sonra bu trend yayıldı"
Nasıl bir yer kafeniz?
Dışarıyla birlikte 42 kişilik bir yer. Kışın çok kara kış olmadığı sürece ısıtıcılarla oturulacak. İçinde kıyafetler satılıyor, alt katta bir butik var, orası da ay sonunda açılacak. Benim çok ilgileneceğim bir iş yok burada. Ortaklarım bütün işleri hallediyor. Alışverişler yapıyorum sürekli buraya. Mesela Tahtakale'ye ya da Çinlilerin mal sattığı bir han var, oraya gidiyorum. Tabakları Beyoğlu'ndan aldık. Müşteriye yenilikler yapıyoruz. Mesela biz hesap kutusunun içine, masada kaç hanım varsa o kadar bilezik koyuyoruz. Bu devam edecek. Mönüde de hafif yemekler var.

Hep istediğiniz bir şey miydi böyle bir yer?
Nişantaşı'ndaki butiğimde de kafe ve barım vardı. 1985'ten 93'e kadar Gala kulübünü işlettim. O yüzden yabancı değilim. Bodrum'da hâlâ bir barım var; küçücük, 20 kişilik. Ama Beyoğlu'nda minik bir kafe-bar istiyordum. Hep böyle iç içe yerler açtım. Benim tek bir kimliğim yok. Hep tek kimlikten kaçtım.

Bu zamana kadarki yerlerin hepsi başarılı oldu mu?
Hepsi çok başarılıydı. İlk defa öyle bir kulüpte İbrahim Tatlıses'i çaldırmıştım. Çok tenkit almıştım o zamanlar ama sonra bu trend bütün kulüplere yayıldı. Kulüpçülükte çok başarılıyımdır. Ama çok zor ve yorucu bir hayat. Onu iyi bir zamanda noktaladım. Bu saatten sonra da artık istemiyorum öyle bir şey. O bitti benim için.

"Gözlerim güzel, kirpiğim uzun diye kimse 35 sene müşterim olmaz"
Şimdi dürüstçe cevap verin, lütfen. Sizce insanlar isminiz için mi geliyor yoksa başarılı bir yer olduğu için mi?
Sırf Cemil İpekçi'nin yeri diye kimse 35 yıl bir yere gelmez. Benim kötü yaptığım şeyler, hatalar yok mu? Muhakkak var. 100 elbise diktiysem beşinin mutlaka ya fermuarı bozuk ya da biyesinde bir kusuru olur. 35 yıldır ne kadar bıyığım olsa, gözlerim güzel baksa, kirpiğim uzun olsa da çekmezlerdi beni. O yüzden sadece ismimden, bakışlarımdan dolayı gelmiyorlar benim yerlerime. Hâlâ müşterilerimin çoğu eski müşterilerimdir. Siz beni giysi tasarımcısı olarak tanıyorsunuz ama aynı zamanda fevkalade bir kulüp ve bar işletmecisiyim. Şimdi bin kişilik bir yer açsam, dolduracağımın garantisini veririm size. Ama artık elbiseleri çok seviyorum. Gece hayatını yaşarsanız elbiselerden feragat etmeniz gerekir. Gece hayatı vampir hayatı gibidir. O hayatı istemiyorum artık.

Zor mu sizce işletmecilik? Modacılıkla kıyaslar mısınız?
Zor, çok zor. Elbiseyi çizmek değil satmak zor. Elbiseyi sattığınızda da insanları mutlu etmelisiniz. Duygularınız öne çıktığında iyi bir işletmeci olamazsınız. İnsanları sevmeyebilirsiniz ama yüzünüz hep gülmeli.

Elbise satmak için mi bu kurallar?
Kahve ya da elbise satmak aynı şey. Birbirinden farkı yok. Pazara gittiğinizde eğer ıspanakçı adam paketi güzel yapıyorsa, yüzü gülüyorsa, tırnakları temizse, sizi kazıklamıyorsa gidip yine aynı adamdan alırsınız. Ispanağı satmakla elbiseyi satmak arasında fark yok.
İşletmeci olarak anladık. Peki siz nasıl bir müşterisiniz?
Domuz gibi bir müşteriyim. Bir kafeye gittiğim zaman en ufak bir hatayı kabul etmem. Yemek geç gelirse, düzgün değilse, garson kokuyorsa kabul etmem o yemeği.

"Hayatımda birisi için yıllarca yemek yaptım, ayrıldıktan sonra kimse için yumurta bile kırmıyorum artık"

Mutfakla ilgili misiniz?
Çok. Yonca Ebuzziya'nın bir televizyon programı vardı. Yemek tarifleri veriyordum. Çocukluğumdan beri çok düşkün oldum yemeğe. Zaten çok şişmandım. 15 yaşına kadar 98 kiloydum. Bayağı obezdim. Yemek yapmayı çok severim ama üç senedir hiç yapmıyorum.

Neden?
Hayatımda birisi için yıllarca yemek yaptım. Ayrıldığımda "Bir daha kimseye yemek yapmayacağım" dedim. Şimdi kimse için yumurta bile kırmıyorum.

Yemek yapmayı nerede öğrendiniz esas olarak?
Belçika'dayken öğrendim. Mesela canım birdenbire karnıyarık isterdi. Ya da kabak dolması, zeytinyağlı barbunya...

Ama siz hiç öğrenci yemeği yapmamışsınız. Öğrenci dediğin makarna yapar, patates kızartır.
Asla. Bırak onu, ben çok iyi yufka açarım. Artık o kadar azmışım ki, giderdim Brüksel'de oturan Türk arkadaşlarıma, öğleden sonra onlara börek açardım. Talebelik yıllarımda evimde hiç talebe yemeği yenmedi.

"Hair müzikalinde korodaydım. Arada da inip fıstık satardım. Barmenlik de yaptım çıplak modellik de..."

Siz hayatınızın bir döneminde de Nice'te yaşadınız. Orada böyle müdavimi olduğunuz bir yer var mıydı?
Evet, vardı. Ben Nice'te de eski şehirde yaşıyordum. Antik Nice aynı Beyoğlu'nun arka sokakları gibidir. Cezayir Sokağı'ndan hiçbir farkı yok. Oradaki butiğimin adı da Gitane'dı. Hayatımda hep oradaki Papier Machee'ye benzer bir yer açmak isterdim.

Nasıl bir yerdi orası?
Restoranın özelliği şu: Her gün birisi yemek yapar ve mönüde sizin yemeğiniz diye yazar. Arkadaki odalarda solcular, Yeşiller Partisi'nin üyeleri konferanslar yapar. Hiç para kazanmayan bir yerdir. Sadece kendini döndürür. Mönüsü 1988'de yemek yediğimde 5 frank falandı. İçecekler dahil. Oraya zaten beş parasız sanatçılar gelir. Ben onu Türkiye'de açmayı çok istedim. Çok büyük bir yer olması lazım. Çok arzulardım hayatımın belli bir döneminden sonra Cemil İpekçi'nin böyle bir yeri olsun. Bütün gün sanatçılar gelsin. Şimdinin parasıyla 5 milyona yemek yesin.

Açın o zaman böyle bir yer.
Bazı hırslarıma elveda dediğim zaman olacak bir şey. Hâlâ bütün sınavlardan 5 almayı isteyen, 4 aldığında ağlayan çocuklardan biriyim. Sıfır almanın önemsiz olduğunu hissettiğimde açabilirim böyle bir sanatçı evi.

Yurtdışında okuyanlar öğrencilik yıllarında garsonluk yapmıştır... Siz de böyle ya da benzeri bir iş yaptınız mı?
Barmenlik ve garsonluk yaptım. Aynı zamanda Alkazar diye bir yerde şov yapıp dans ediyordum. Ben Brüksel'de okudum. Babam
1,5 yıl sonra parayı kesti. Evlenmemi istemedi çünkü. O zamanlar hem evi geçindirmem hem de kendim geçinmem lazımdı. Amerika'da oynayan ilk "Hair" müzikali Brüksel'e geldiğinde ben de arkada "Let The Sunshine"ı şarkısını söyleyen korodaydım. Oradaki koroda söylüyor arada da çıkıp fıstık satıyordum. Barmenlik de yaptım ama her seferinde kovuldum.

Neden? Çok mu içki içiyordunuz?
Hiç içki içmiyordum. Sürekli gevezelik ediyordum ve bardaklar kırılıyordu. Akademide resim için çıplak modellik, podyum mankenliği yaptım. Onlardan iyi para kazanıyordum. Benim talebelik hayatım çok güzel geçti.
Her hafta sonu otostopla, Amsterdam'a, Paris'e giderdim.

PAZAR
"Elbise satmakla kahve satmak aynı şey"
Festivalin görünmez kahramanları
"Yedekken arkadaşınızın hata yapmasını bile isteyebilirsiniz"
"Herkese göre mutlaka bir pizza vardır"
Bakıcınızdan "sağlam raporu" isteyin
"Ben futbol yorumculuğunda henüz çaylağım, o yüzden eğleniyorum"
"Biz o yakışıklı pop starlar gibi değiliz"
THY servisi de bozdu
İşgalin 19'uncu gecesi
Diyet ürünler kararında tüketilmeli
Sapanca'da macera
Likya / Kaş Festivali başlıyor
Sefalet "selafet"
İstanbul'un Alman mutfağı
Rusya ve Türkiye (1)
Dünyayı kertenkele kraliçe mi yönetiyor?
Kaçırılmış bir fırsat
Şairin ardından





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yasemin Çongar

© 2004 Milliyet