|
 |
|
|
"Yedekken arkadaşınızın hata yapmasını bile isteyebilirsiniz"
Inter'den Beşiktaş'a transfer olan eski Galatasaraylı Okan Buruk: "Inter'de uzun bir süre oynamayınca kötü hissettim. Yedek kulübesindeyken arkadaşınızın hata yapmasını bile istiyorsunuz. Bunlar insani duygular"
AHMET TULGAR
Okan Buruk daha Galatasaray'ın beş yıl önceki efsanevi kadrosunda oynarken bile bütün o futbol maharetine, sağlam fiziğine, yıldız potansiyeline, hatta resmen yıldız özelliğine rağmen bile isteye geri çekiliyor, geri çekilirmiş gibi gelirdi bana. Hep kardeşi bellediği Emre'ye (Belözoğlu) daha fazla konsantre olabilmek, onun başarılarına destek vermek içindi sanki bu geriye çekiliş, geriye çekilişler.
Emre'nin "Okan abisi" olmak onun için sanki bütün kişisel zaferlerden daha önemli gibiydi.
Okan'ın, kardeşine bu düşkünlüğünün, onun için yaptığı fedakarlıkların tek açıklaması şu bence: İyilik.
Onunla tanıştığınızda hemen hissedersiniz; Okan Buruk çok iyi, sahiden iyi bir çocuktur. Ve hayat ona bir kardeş-meslektaş emanet etmiştir. O zaman o da elinden gelen her şeyi yapar artık.
Okan'ın Inter'de yedek kulübesinde ya da kadro dışında geçen haftalara, aylara bunca zaman katlanabilmiş olmasının da nedeni bu olmalı. Kendi de açıkça ifade ediyor bunu: Emre'nin başarılarıyla, oynamasıyla avunmuş.
Ama bir insanı, hele genç, kendine güvenli bir insanı payının olmadığını düşündüğü bir başarının kutlamasına katılmaya zorlanmaktan daha fazla rahatsız eden şey azdır herhalde.
Okan gibi iyi ve fedakar bir çocuk bile bir yere kadar dayanabildi işte bu duruma.
Ve artık yaş da giderek kemale ererken bir kez daha haz almaya geldi futboldan, Beşiktaş'ta. Buruk sevinçlerin yerine.
Üç yıl sonra yeniden Türkiye'desiniz. Sıradan bir transfer mi bu dönüş, yoksa daha başka nedenler mi söz konusu?
En önemli faktör oynayamamaktı. Geçen sene özellikle çok az oynadım Inter'de. Bu tabii zamanla insanda psikolojik olarak da sıkıntı yaratıyor. Ben düzenli bir şekilde oynamaya alışmışım. Hırslı da bir insanım. Çok uzun süre oynamayınca bir şekilde kendimi kötü hissettim açıkçası.
"Geniş bir kadroda stres ağır oluyor"
Hissettiniz mi, size hissettirdiler mi? Hissettirir mi kadrodakiler, sahadakiler, teknik direktör filan kadroya giremeyen oyuncuya bunu?
Davranışları değişmiyor tabii ama oynamamak kötü yani. "Kadroya girecek miyim, giremeyecek miyim?", o stres var devamlı. Bir de bizim takım çok kalabalıktı, geçen sene 30 kişiye yakındı. 20'si de yabancıydı. Böyle geniş bir kadroda iyice ağır oluyor bu stres.
Takım bir başarı kazandığında, kadroya girememiş oyuncu ne hisseder? Kıskançlık mı, yarım, buruk bir sevinç mi?
Aynı şekilde yaşanmıyor o zaman o başarının mutluluğu tabii. Bazı takımlarda olur, oynamayan da başarının sevincini aynı şekilde yaşar ama bu takım ruhunu yakalamak çok zordur. Biz Galatasaray'da bunu yakalamıştık mesela. Ama genelde oynamayan insanın sevinmesi biraz daha azdır. Belki zaman zaman kötü düşündüğü bile olur insanın, "Ben oynasaydım şöyle olurdu" gibi. Hatta çok geniş kadrolarda arkadaşınızın hata yapmasını bile istiyorsunuz. Bunlar da insani duygular. Zaten bunu ortadan kaldırdığınız zaman takım olma özelliği orada ortaya çıkıyor. Inter'de bu takım olma hissini yaşayamadım.
İki arkadaş, iki iyi arkadaş, hatta abi-kardeş gitmeniz kolaylaştırmıştır ama Inter'e uyum sağlamanızı, değil mi?
O çok önemli tabii. Birbirimize çok destek olduk. Sonuçta belli bir zamandan sonra Türkçe konuşmak istiyorsunuz. Takım içinde de, kampta da Türkçe konuşmak istiyor insan ne kadar İtalyanca öğrense de, konuşsa da.
"İtalya'ya giderken kafa olarak hazırdık"
Sizler, çoğunuz, mesela siz ve Emre, Türkiye kültürü, değerleri ile barışık gençlersiniz. Kolay uyum sağlıyor musunuz gittiğiniz ülkelere?
Zorlu bir süreç ama beraber gitmemiz bizim için o adaptasyon sürecini azalttı. Biz gittiğimizde Hakan Şükür de oradaydı. Biz hazır bir ortama gittik yani. Bir de giderken kafa olarak hazırdık, isteyerek gittik.
Artık futbol takımları uluslararası, kozmopolit yapılar oldu iyice, değil mi?
Tabii, bizim takımda 12-13 milletten insan vardı. Çok başka yani. Bazısı İspanyolca konuşuyor, bazısı İtalyanca, bazısı İngilizce. Yine de orayı çok sevdiğim halde, orada günlerim dolu dolu geçtiği halde Türkiye'yi özledim. İstanbul'daki yaşantımı...
Siz oynamadığınız zaman Emre'nin başarılarıyla mı seviniyordunuz?
Tabii, onun başarısı benim için önemliydi her zaman. Oynarken de ona her zaman destek verirdim.
Seviyorlar mıydı sizi Inter'de takım arkadaşlarınız?
İkimizi de seviyorlardı herhalde, ben öyle düşünüyorum. Çünkü Emre de ben de yapı olarak verici, kendimizden veren insanlarız. Devamlı gülen, sıcak olmaya çalışan... Sonra Türkiye'yi temsil ettiğimizi hiç unutmadık. Çünkü bizim temsile çok ihtiyacımız var.
Emre çok dert etti mi acaba dönüşünüzü? Ama sanırım alıştı galiba iyice oraya, değil mi?
Evet, onun için orası daha iyi. Orada hayat daha kolay. Ben buraya döndüm diye orada hayatı zorlaşmayacak. Çevresinde gerek İtalyan gerek Türk çok insan var.
Bir futbolcu olarak İtalya'ya gittiğinizde size en farklı gelen neydi?
Şu farklılıklar var bence. Belki bizim için dezavantaj. Türkiye'den gidiyorsunuz bir takıma ve bence Türkiye'den bir futbolcu olarak gitmek maça 1-0 mağlup başlamak demek. Bakış açısı açısından. Bir Brezilya, bir Arjantin gibi futbolda isim yapmış bir ülkeden gitmek başka. Bizim çok şey yapmamız lazım bir şeylere ulaşmak için. Buradan giderken, bütün Avrupa bizi tanıyor diye düşünüyorduk Galatasaray'ın başarıları yüzünden ama öyle bir şey yoktu gittiğimizde.
"Jübilede bana küfür edilmesi anlamsızdı"
Özgürlükler açısından ne gibi bir fark hissettiniz?
Çok özgür orası. En büyük fark orada futbolcuların özgürlüğü. Hayatınıza saygı var yani. İnsanlar çok fazla hayatınıza giremiyor saha içinde de, dışında da. Burada maç kaybettiğimizde eve kapanırdık bir-iki gün, orada öyle değil, maçtan sonra istediğimiz yerde yemeğe çıkıyoruz.
Del Bosque ile de çalışmak şans, çok büyük bir hoca, değil mi?
Büyük bir hoca ve bana göre insan olarak da çok büyük.
Galatasaray'ın karşısına çıkmak da ilginç bir deneyim olacak sizin için.
Evet, aslında Suat'ın (Kaya) jübilesi bir antrenman oldu. Tabii çok güzel olmadı benim için. Bana karşı bir tepki oldu orada. Bana çok anlamsız geldi yapılan. Ama herkesin görüşüne saygı duyarım. Bana, "Bize çok güzel şeyler yaşattın" diye teşekkür eden Galatasaraylılar da oluyor. Ancak o jübile maçında bana küfür edilmesi çok anlamsızdı, üzerimde Beşiktaş forması bile yoktu.
İtalyancayı unutmamak için bir şeyler yapacak mısınız Türkiye'de?
Konuşuyorum zaten. Carew, Pancu, Cordoba İtalyanca konuşuyor. Onlarla konuşuyorum. Tabii şimdi İspanyolcayı da anlıyorum. Hocanın da konuştuğunun yüzde 50'sini, 60'ını anlıyorum.
İtalya'dan neyi özleyeceksiniz en çok?
Alışverişi.
İtalya'dan dönerken gözü yaşlı birini bıraktınız mı?
Çok sevdiğim İbrahim adında bir arkadaşım vardı, bize orada çok yardım eden, o çok ağladı.
Kızlardan?
Hayır, kızlardan yok. Herhalde benden yaka silkiyorlardı. Arkamdan bayram yaptılar. (Gülüyor)
"Terim zamanında maça güle oynaya çıkardık"
Fatih Terim gibi disiplinli bir teknik direktörden sonra İtalya'daki hocalar nasıl geldi?
Fatih hoca vizyonu çok geniş bir hocadır. Disiplinli ama futbolcuyu da çok özgür bırakan bir insan. Bizim o başarılı olduğumuz dönemde çok disiplin vardı ama çok da rahattık. Kimsenin özel hayatına karışmazdı. Güle oynaya çıkardık maça.
Milan'ı çalıştırırken onun rakibi olmak nasıl bir duyguydu?
Çok sevdiğimiz bir insan Fatih hoca. Biz orada da devamlı beraber oluyorduk, evine gidiyorduk, yemek yiyorduk. Hatta Inter-Milan maçından önce bizi eleştirdiler medyada, iki hafta önce evine gittik, yemek yedik diye. Bana göre Fatih hocaya Milan'da yapılan çok yanlıştı. Galatasaray'da da ona çok yanlış yapıldı. Onun çok öne çıkması, takımın çok öne çıkması yöneticileri rahatsız etmiş olmalı.
Terim'e karşı lobi mi yapıldı Milan'da?
Evet, Ancelotti'yi takımın başına getirmek için yapıldı bu. İtalya'da lobi biraz daha çok Türkiye'ye göre. Futbolcularla gazeteciler iç içe.
"Verdiğim karardan dolayı mutluyum"
Galatasaray'ın en parlak kadrosundan hem de altyapısından yetişmiş bir oyuncu olarak Beşiktaş'la anlaşma kararı almakta zorlandınız mı?
Zorlandım ama üç sene yurtdışında kalmış olmam kararımı kolaylaştırdı. Eğer Galatasaray'dan direkt olarak Beşiktaş'a geçecek olsam çok daha zor olurdu. Bir de artık hayata bakışım değişti bu üç yılda, biraz daha profesyonelleştim. Yine de zor bir karardı tabii. Ama verdiğim karardan dolayı mutluyum. Şu andaki ortamdan çok memnunum Beşiktaş'ta. Bir de Beşiktaş biraz daha yakındır Galatasaray'a. Mesela Fenerbahçe uzak bir ihtimal hepimiz için. Beşiktaş hep biraz daha yakın bir takım olmuştur bize.
|
|
|

|