|
Final koşmak
Türkiye geri sayıma böyle mi girmeliydi? AB üyeliği için görüşmelerin başlaması kararına böyle mi final koşulur?
Şu kendini dağıtmış haliyle, Atletizm Federasyonu'nu andırıyor. "Doping skandalı" yerine, başka skandallar...
Örneğin...
- Hızlandırılmış tren felaketi ve sonrasındaki sorumsuzluk...
- İlaç alım rezaletleri...
- Yargıtay - MİT - Çakıcı ekseninde uçuşan ses dinleme kayıtları...
- Bazı yüksek hakimlerle ilgili dosyaların kapatılması...
- Türkiye'ye nefes tutturan kritik 24 saat sonu ancak geri alınan YÖK yasa tasarısı...
- IMF ile yeni anlaşma bağlamında aylarca ayak sürümek...
- Merkez Bankası Başkanı'nın "hedefteki adam" haline getirildiği ve ekonominin "ampulleştirileceği" kuşkuları...
...............
Ağustos 2004 Türkiye'sinin gündemi bunlar mı olmalıydı?
Yoksa...
AB'den tarih almak gibi bir "büyük amaca" mı kilitlenmiş olmalıydık?
Türkiye'nin adeta zembereklerinden boşanmakta olduğu - aslı öyle değil - görüntüleri, talihsizlik.
Ama - iyi performanslardan sonra - böyle üst üste binen kötü rastlantıların üstesinden, usta bir "kriz yönetimi" ile gelinebilir.
Arılar
İşte böyle bir ortamda Çetin Altan'ın yapıtını anımsatan "Bir Avuç Gökyüzü" görünür gibi oldu.
Arı hareketinin kurucusu ve lideri Kemal Köprülü'yü dinlemek, "yelpaze" etkisi yaptı.
Arı Hareketi, etkin ve saygın bir sivil toplum örgütü.
10 yıl önce kuruldu.
Araştırmaları, fikir üretimleri ve uluslararası ilişkileriyle siyasete ciddi katkılarda bulundu.
Şimdi de, AB'den tam üyelik görüşmelerine tarih almak finali için "Son 100 gün" programını başlatıyor.
1 Aralık'ta düğmeye basılacak.
Sorunlu üye ülkelerin parlamentolarında panelleri de içeren, çok iyi hazırlanmış, isimleri saptanmış yoğun etkinlikler öngörülmekte.
Avrupa'da iyi tanınan Kemal Derviş - belki de ileride AB ile müzakereler sürecinin başında olabilir - bu etkinlikler vitrininde yer alacak.
Programı dinlemek bile heyecan verdi.
Ya kanaat önderleri
Böyle tarihi süreçlerde, "kanaat önderlerini kazanmak" önemlidir.
O nedenle, Avrupa'nın ünlü yazarları, müzisyenleri, ressamları, gazetecileri de Türkiye'nin yanında yer almalılar.
Onlara, "siyaset ahlakı gereği," Türkiye'nin Avrupalı olması iyi anlatılırsa sonuç alınabilir.
1959'dan bu yana sözler verilmiş, sözler tutulmamış...
Hiç değilse bu son kararla, Türkiye gene aldatılmamalı.
Avrupa bir kez daha yalancı konumuna girmemeli...
Birçok özel ilişki kurma çabasındansa, bu "etik" yanlışı anlatabilmek, Avrupalı entelektüeli kazanmak için daha geçerlidir.
Bu yalın gerçeği, büyükelçiler değil, gene saygın ve uluslararası ilişkileri olan isimlerimiz anlatabilir.
Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk, Fazıl Say, Elif Şafak, Sami Kohen ve diğerleri...
Kanaat önderleri, Avrupa kamuoylarını etkiledikleri ölçüde, Türkiye için karar verecek politikacılar da tereddütlerinden sıyrılacaklardır.
........
Belki...
Ankara manzaralarından başka bir Türkiye'nin de var olduğunu göstermiş olurlar.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|