
|
|
|
 |
|
|
Rusya ve Türkiye (1)
Gerek Rus gerek Türk devlet adamları iki ülkenin dostça yaşamaya mahkum olduğunu biliyor. Rusya Devlet Başkanı Putin'in Türkiye'yi ziyaretinin ardından ilişkiyi geliştirecek projeleri yürürlüğe koymak gerekiyor
Fax: (0312) 427 20 64
Ruslar 36 yıllık uzun bir aradan sonra devlet başkanı seviyesinde Türkiye'yi ziyaret edecekler. Bundan evvelki ziyareti Sovyetler Birliği Yüksek Şura Presidium'u yani Devlet Başkanı Podgorny yapmıştı. Türkiye ve Sovyetler arasındaki soğuk harbin ısınma dönemi için önemli bir başlangıçtı. Kruşçef döneminde başlayan sınırlı ilişkiler giderek artıyordu. Asıl önemlisi Türkiye sanayileşme hamlesine Rusya'yı kattı. O yıllarda ortalarda başka sloganlar dolaşıyordu ama Doğu Avrupa devletlerine ait dokümanlar okundukça Amerikancı denen hükümetin Sovyetler ile ustalıklı bir ilişkiler çerçevesine girdiği görülmektedir.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Demirel hükümeti mazideki İnönücü politikalardan daha açık bir Sovyet dostluğu güdüyordu. Soğuk Savaş'ta Stalinist Rusya'nın küstahlığına İnönü rejiminin aşırı infiratçılıkla cevap vermesi, iki komşu ülkeyi uzak dünyalara itmişti. Demokrat Parti devrinde de bu politika aynı bağnazlıkla devam ettirildi. En tatsız netice de, bilimsel ve kültürel ilişkilerin tamamen kopmasıydı. Bu konuda diğer NATO üyesi devletlerin ilmi kurumları ilişkileri götürürken Türkiye bürokrasisi kepenkleri kapatmıştı. Oysa Sovyetler Birliği ve buradaki Türk halklarla ilişkileri muhafaza etme konusunda Türkiye daha ustalıklı bir politika izleyebilirdi. Maalesef Türk politikasını özellikle dış politikayı yönlendirenler, "Neme lazım, hiç bulaşmayalım" gibi sözde vatansever ama esasta tembel düsturlarla bu defteri kapattılar.
Bu tip bir politika günün icabatından değil zihinsel ve örgütsel tembellikten ileri gelir. Nitekim Dışişleri bürokrasisi mazide tutarsız gerekçelerle ünlü petromilyarder Carlos Gülbenkyan'ın bize devredeceği o canım koleksiyona da iltifat etmemiş ve sonunda Gülbenkyan Müzesi, Lizbon'da kurulmuştur. Türkiye'de onlarca yıl Rusya araştırmaları dumura uğradı; Rusya'da da Osmanlı-Türk tarihi ile uğraşanlar buralara gelip uzun boylu araştırmalar yapamadılar, yayın mübadelesi bile sınırlı kaldı.
Rusya Devlet Başkanı Putin bu sefer farklı bir Rusya'yı temsilen farklı bir Türkiye'ye geliyor. Sovyetler'in dağıldığı günlerde Rusya'nın en hayati ihtiyacı güvenlikti. Devlet otoritesi sokak çeteleri ve mafyanın eline düşmüştü ve halk 1612 yılındaki Polonya işgalini takip eden döneme izafeten Smutnoye Vremya yani fetret devrinden sözediyordu. Bu dönem geçiyor, asıl önemlisi yok olan ümitler geri gelmiştir. Putin içte ve dışta Rusya'nın itibarını iade etme yolunda önemli adımlar atmıştır. Kendini güçlü devlet adamı olarak ispat ettiği ve Rus halkının saygısını kazandığı açıktır.
Yeni Rusya henüz çöken eski sanayiini yenilemek, kıymetli bilim adamlarının ve teknisyenlerinin araştırma bulgularını sanayi üretimine sunmak gibi bir başarıdan uzaktır. Eğer Bilimler Akademisi'nin eczacılık, biyokimya gibi dallardaki buluşları sanayiye dökülebilse, bu dahi tek başına Rusya'nın makus talihini yenmekte yardımcı olurdu. Oysa ortada bir hantallık vardır; tembel ve mürtekib bürokrasi hâlâ engelleyici rol oynuyor ve Rusya adeta üçüncü dünya ülkesi gibi temelde petrol ve gaza dayanarak yaşıyor. Dönüşüm güç olacağa benziyor ve demokratik değil, otoriter yöntemlerle sağlanacaktır. Başkanın ve kadrolarının dinamik girişimleri bazı halde utanmazca, bazı halde beklenir tepkilerle karşılaşıyor. Her şeye rağmen Batılı iş çevreleri Rusya'da iş görmekte bizimkiler kadar istekli ve başarılı değil. Bir kaderi paylaşıyoruz.
Putin'in geldiği Türkiye ise ne 19'uncu asrın ne de 1960'ların ülkesi. 19'uncu asırda birbirine karşı modern ordular besleyen iki hantal imparatorluktuk. Araştırmalar gösteriyor ki, Rusya'nın Müslüman ve Türk halkları arasındaki Osmanlı faaliyeti, Romanovların Balkanlar'daki kışkırtıcılığının pek gerisinde kalmıyordu. Renkli rüyaların dışında bu politikaları besleyen ve kışkırtan sanayi ve ticaret her iki ülkede de yoktu. Bugün bu iki ülkenin ticaret hacmi Sovyetler dönemine nazaran dahi birkaç misline katlanmış olup iki halkın hayatı birbiri ile iç içe geçmiştir. Türkiye ve Rusya'da yaşayan Ruslar ve Türklerin sayısı rekor düzeydedir, evlilikler artmıştır, asıl önemlisi iki tarafın gençleri günden güne karşılıklı olarak üniversitelerde okumaktadır. Başkan Putin ve bizim devlet adamlarımız iki tarafın dostça yaşamaya mahkum olduğunu biliyor, hatta ilişki ve ittifakımızı daha fazla geliştirmek söz konusudur. Bu ziyareti izlemesi gereken iktisadi, sınai ve kültürel alanlardaki işlerliği artıracak çalışmalar ve projelerdir.
Devamı haftaya...
|
|
|

|
|