|
Kancayı takmak!
Yaz biterken Türkiye kritik bir döneme giriyor. Siyasal gündemin orta yerinde Avrupa Birliği var. Bu öylesine bir konu ki ülkemizin kaderini bir bakıma elinde tutuyor.
İki yüz yıllık modernleşme zincirinin, seksen yıllık Cumhuriyet ve demokrasi tarihimizin en yaşamsal dönüm noktalarından birine yaklaşıyor Türkiye. Kurtuluş Savaşı, laik Cumhuriyet devrimi, çok partili demokrasiye geçiş, ekonomik ve siyasal liberalleşme adımları gibi...
Kancayı takmak zorundayız!
Yoksa Avrupa treni kaçar.
Bu bizim için de Avrupa için de iyi olmaz. Türkiye'nin Avrupa yolundaki tarihi yürüyüşünü sürdürmesi, Doğu'yla Batı arasındaki hayati uzlaşma halkalarından birini oluşturuyor.
Bu halkadaki bir kopukluk, İslam'la Batı'yı daha çok karşı karşıya getirebilir. Uygarlıklar çatışması tezini haklı çıkarabilir. Bizim de yaşadığımız coğrafyada Bin Ladincileri sevindirip 'İslamcı radikalizm'in değirmenine çok daha fazla su taşıyabilir.
Bunlar artık biliniyor.
Soru da malum:
Müzakere tarihi alabilecek miyiz?
Bu açıdan iki önemli aşama var önümüzde. Biri, 6 Ekim. AB Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili ilerleme raporu açıklanacak. Bunun genel olarak olumlu çıkması bekleniyor.
İkinci tarih, 17 Aralık. AB zirvesi Brüksel'de toplanıp tarihle ilgili son kararı verecek. Şimdiye kadar Avrupa'nın büyüklerinden gelen sesler de olumlu yankılanmış durumda...
Şurası kesin:
Hayır ihtimali yok!
Bütün işaretler, "Türkiye müzakerelere hazır değil" diye özetlenecek olumsuz bir sonucun gündemde olmadığını gösteriyor.
Evet çıkacak.
Ama nasıl bir evet?
"Evet, ama"nın nasıl formüle edileceği konusunda tarafları rahatlatabilecek birçok diplomatik yol bulunabilir. Bu açıdan Avrupa siyasetinin kuytuluklarında ilginç pazarlıkların yaşanması da muhtemeldir.
Türkiye 'ama'lı bir evetten yana değil. Günlük deyişle kemiksiz bir evet için bastırıyor.
Haklı nedenleri var.
Üyelik müzakerelerinin başlaması için gerekenleri yaptı Türkiye. "Nasıl olsa yapamaz!" diyenleri özellikle Avrupa'da hayal kırıklığına uğrattı. Kopenhag kriterleri ne diyorsa, büyük ölçüde yerine getirdi.
Demokratikleşmede, kimliklere saygı ve Kürt sorunu hakkında, asker ve siyaset konusunda, Kıbrıs'ta kendisinden hiç beklenmeyen adımları attı.
Unutmayın şu sıralarda, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği koltuğuna bir sivil oturmak üzere...
Buralara kolay gelinmedi.
Türkiye demokratikleşiyor.
Türkiye, çıtasını yükseltiyor.
Bu konuda Özkök Paşa farkı hiç göz ardı edilmesin. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün dünyaya bakışı, Türkiye'yi demokrasiyle birlikte Avrupa'ya daha çok yakınlaştırıyor. Sivil olsun asker olsun birtakım marjinal çevrelerdeki demokrasi karşıtı kışkırtmaların ve bazı gazete köşelerinde sinsice yapılan müdahale çağrılarının iyice etkisizleşmesini sağlıyor Özkök Paşa'nın tutumu...
Türkiye için bir şanstır bu...
Avrupa yolunda Türkiye'nin eksikleri elbette var. Hem kağıt üstünde, hem uygulamada yapılması gerekenleri bugünkü hükümet de biliyor, anamuhalefet partisi CHP de...
Ancak bu eksiklerin varlığı, AB - Türkiye müzakerelerinin başlamasına bu saatten sonra artık engel değil.
Biz kancayı takmak zorundayız. AB de bize kemiksiz bir tarih vermek zorunda...
Beklentiler olumlu.
Yakın geleceğe iyimser bakıyorum.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|