|
 |
|
|
İstanbul uçağında
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
İstifa mektubunu aldığında, önce derin bir iç geçirdi Munis Bey. "Ne ben, ne de bu organizasyon yapılanları haketmemiştik" cümlesine çok canı sıkıldı. Bunca iyiniyetli çabaya rağmen, profesyonellerini birer birer kaybediyordu. İşler de pek yolunda gitmediğine göre, acaba kabahat kimdeydi? Tesadüf bu ya, İstanbul uçağında, öngörü ve deneyimlerine güvendiği İstanbullu bir arkadaşına rastladı. Onların şirketinde, birkaç yıl önce kurdukları "insan kaynakları" bölümünün de katkılarıyla, başarılı bir "değişim yönetimi" süreci yaşanıyordu. "Nasıl yapıyorsunuz?" diye soramadı. Ama en azından, "nasıl yapılmaması" gerektiğine ilişkin mesajlar çıkardı, konuşmanın satır aralarından. Sohbet sırasında aldığı küçük notları, Yönetim Kurulu'nda açık açık tartışmaya ve bir özeleştiri yapmaya karar verdi.
Arkadaşı diyordu ki; "Değişimi sadece istemek yetmez. Değişen bir işletmede değişimle ilgili kuralları taşıyan mesajlar zayıfsa, bu zayıf mesajın içindeki komutun yerine getirilmesi talebini, anarşi takip eder. Ödül ve ceza sistemi, ölçüsüz ve uç noktalarda bırakılmamalı. Sonra, sert mesajlar tepki ve hata yapma korkusu yaratıyor; giderek paranoyaya dönüşüyor ve kendi ellerinle bir panik ortamının oluşumuna destek vermiş oluyorsun. Yumuşak mesajlar ise, ciddiye almama, önemsememe ve kuralsızlık yaratır. Anlıyorum ki; yapıyormuş gibi davranarak çok şey kaybettik."
* * *
Tekrar notlarına döndü: "Hazırlıksız yapılan formalite toplantıların, gereksiz tartışmalara ve gerginliğe yol açtığını inkar mı edeceksin? Saatlerce konuşup da, hiç sonuç alamadan dağıldığınız akşamları hatırlasana! Öncelikle şunu kabul etmelisin; kendini iyi hissetmeyen insanların verimsizliği artar ve etkinliği azalır. Sen insanları çok çalışıyorlar sanmaya devam ederken, onların önemli bir kısmı işletmede sadece zaman geçiriyorlar. Bu gösteriye onları sen mecbur ediyorsun. Haftada 45 - 55 saatin üzerinde çalışarak etkinliğini yitiren yönetici ve çalışanlar, giderek gevşek davranış kalıplarına alışır ve 8 saatte bitirebileceği işe 10 - 12 saat ayırmaya başlar. Fazla mesailerdeki anlamsız ve seni çileden çıkartan artışın sebebini, hiç bu ayrıntıda aramak aklına gelmedi mi?"
* * *
Bu İzmirli işadamı, "A.Ş. rumuzu taşıdığı için anonim şirket zannettiğiniz aile şirketleri"nde yaşanan kısırdöngünün oyuncularından sadece biridir. "İnsan Kaynakları Yönetimi"ne geçiş düşüncesinin, sadece kapı tabelaları ile kartvizitlerdeki ünvanların değiştirilmesinden ibaret olmadığını anladığında, kendi ifadesiyle "çok şey" kaybedilmişti. Deneme - yanılma yöntemiyle ve el yordamıyla yapılan "organizasyonel değişimler"in kaybettirdikleri arasında sayılabilecek en belirleyici ayrıntı, "güven" kavramının elden uçurulmasıydı. İşletmede çalışanlar, "karmaşanın yazgı olduğu" düşüncesine alışmak eğilimindeydi. Yönetimler ise, bu eğilimin kırılması için çaba harcamalıydı; gerçeğe dönüşmesine katkıda bulunmak için değil. Ve İzmir elden gidiyordu...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|