Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 01 Eylül 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Annelerin ölümü


EKRANLARDA filmler başlar, hiç bitmeyecekmişçesine sürüp giderken, bir yer gelir, nihayet biter ya...
Her kalkan uçak, sonunda mutlaka bir yerlere iner ya...
Hep bir nokta konur ya, her cümlenin sonuna...
Pazar günkü gazetelerde, iki ayrı annenin kendi ömür kavislerinin akşamında, batıp kaybolmuş ışıklarından uzantılı gölgeler vardı; iki cenaze töreni...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in annesi Hatice Hanım da, noktalamıştı kendi ömür cümlesini; Bülent Eczacıbaşı'nın annesi Beyhan Hanım da...
***
Anneler, annelerin yeni doğmuş bebekleri, bebeklerin ayakta birkaç sarsak adım atmaya çalışarak yürümeye çalıştıkları ilk gün...
Bu hep böyledir. Anneler, doğan bebekler, emzirilen bebekler, yürümeye başlayan bebekler, her yıl biraz daha büyüyen bebekler, başlayan okullar, biten okullar, evlenmeler, düğünler, dünyaya gelen torunlar...
Yazıyla da anlatımına gerek duyulmayacak kadar, her gün dünyada her sahnesinin milyonlarca kez tekrarlandığı bir malum piyes...
***
Ama her çocuk için kendi annesinin dünyadan ayrılışı; sadece ona görünmüş ve yaprakları kendiliğinden çevrilmiş, karşılıklı ikiz aynalar arasındaki bir sevgi albümünün kapanışıdır. Albüm kapanmış, ikiz aynalardan biri sönüvermiş, annenin ömrü bitmiş; sevgi artık sadece, kendisi de usulca yaşlanmakta olan çocuğun gönlündeki aynada yansımasız olarak kalmıştır.
***
Cumhurbaşkanı da olsanız, bayraklaşmış başarıların ünlü bir insanı da olsanız, döneminizin okyanusları içinde kaybolup gitmiş, kibrit çöplerine benzer bir gariban da olsanız; sadece size malum bir anne albümünün kapanışındaki kezzaplı hüzün ve acı, bükülmüş boyunlar ortaklığının eşitliğinde basar siyah damgasını yüreğinize, ciğerlerinize, beyninize...
***
Pazar günkü gazetelerde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in annesi Hatice Hanım'ın cenaze töreniyle, Bülent Eczacıbaşı'nın annesi Beyhan Hanım'ın cenaze törenini aynı sayfalarda görünce...
Nejat Bey'in davetiyle buluştuğumuz ev ve bahçe sofrası akşamlarında, sadeliğine ve yapıştırma olmayan kibarlığına içten hayranlık duyduğum Beyhan Hanım'ın gülümseyen gölgeleri göründü uzaklardan...
***
Kendisini, Cumhurbaşkanı'nın annesi olma rüzgarıyla bir isim olarak dahi kimselere tanıtmamış bulunan Hatice Hanım'ın, Afyon'daki sessiz sedasız yaşamı ve göz kamaştıran yapay bir projektör olma özeninden uzak, kendi kendine yeten soylu ışığı...
Hiç tanımamış olsam da, uzanıp ufuklara doğru bir veda selamı göndermek istedim Hatice Hanım'a...
***
Henüz daha anaokuluna dahi gitmeye başlamamışken, koskocaman bir alfabe asmışlardı Edirne'deki evin duvarına...
A, A'dı, B de, B...
Farkına bile varmadan, duvardaki büyük beyaz karton üstünde yan yana ve alt alta sıralanmış kocaman siyah harflerin adlarını öğrenmeye başlamıştım...
***
Gel gelelim "Z"...
Bir türlü adı gelmiyordu aklıma.
Annem mutfakta bir şeyler yapıyordu. Anneme gitmiştim; dudağımı öne doğru, bir ayağımı da büküp arkaya doğru uzatarak, "Z"nin taklidini yapmaya çalışmış ve o harfin adını sormuştum.
Annem, hiçbir şey anlamamış ve hangi harfi sorduğumu merak ederek, içerideki oda duvarında asılı duran alfabenin yanına gelmişti. Göstermiştim, adını unuttuğum "Z" harfini...
İleri uzattığım dudağım ve arkaya doğru kıvırdığım ayağımla, mutfaktaki anneme "Z" taklidi yapmaya çalışmam; önce babama, sonra da konu komşuya güle güle anlatılıp durmuştu...
***
Alfabenin dahi bir sonu var. Z harfi, sonuncu harf...
Yine dudağım öne doğru, ayağım arkaya doğru kıvrılıp uzanmak istiyormuş gibi sanki...
Bunun alfabenin son harfi "Z" olduğu söylendiğinde, sanırım duyamayacağız...
***
Nedense birden Yusuf Ziya Ortaç'ın, 19 yaşındayken Vaniköy'de oturduğu ahşap evle annesi için yazmış olduğu bir şiir geldi aklıma:

Dedemden yadigar olan bu evi,
Kışın fırtınası yazın alevi
Daha ben doğmadan ihtiyarlatmış.
Fikrim bir hülyaya bazen dalar da,
Düşünür derim ki bu odalarda
Kimbilir kaç kişi oturmuş yatmış.
Şimdi bir ben varım, bir de annem var;
Zaten ondan başka dünyada nem var?
Benim ömrüm onun, onunki benim;
Fersiz gözleriyle akşam oldu mu,
Pencere dibinde ıssız yolumu,
Ondan başka yok ki bir bekleyenim...
***
Nasıl olsa er geç bir gün yine kavuşulur bekleyenlere...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e de, Bülent Eczacıbaşı'ya da başsağlığı dilerim...
Çok sıradan, genel bir deyim ama; söylenebilecek başka bir söz de yok ki...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Kemalizm ve Fransız Devrimi
GENELKURMAY Başkanı Org. Hilmi Özkök, Kemalis...
Çetin ALTAN
Annelerin ölümü
EKRANLARDA filmler başlar, hiç bitmeyecekmişç...
Melih AŞIK
"No smokin" ekibi
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün ...
Fikret BİLA
İki proje
30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle düzenlenen...
Hasan CEMAL
Başkan Putin...
Başkan Putin bugün Ankara'da. Türk - Rus iliş...
Güneri CIVAOĞLU
Rehin
Irak'ta iki rehin alma olayına dikkat... Biri...
Abbas GÜÇLÜ
Mesleki eğitimin geleceği (2)
Milli Eğitim Bakanı Çelik, bugün yeni bir bom...
Hurşit GÜNEŞ
Defalarca cari işlemler!!!
Bu ara kimse cari işlemler açığından başka bi...
Nail GÜRELİ
Çivi çakmak
Pamukova'daki tren faciasına ilişkin yazımıza...
Sami KOHEN
ABD'nin AB desteği
ÖTEDEN beri ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğine ...
Hasan PULUR
Pırlantanın ve cenazenin KDV'si...
MEĞER öyle değilmiş... Hani biz elmasta, pırl...
Meral TAMER
Barış Günü'nde kim vurduya gitme korkusu!
Her gün serseri kurşunlarla yitip giden onlar...
Ece TEMELKURAN
İhtiyar adamın kanunları
Mikrofonu genç kadınlara tutuyorlar:
Güngör URAS
Sümerbank'ı 17 yıldır sata sata bitiremedik
Sümerbank'ı özelleştiriyoruz diyerek, hükümet...
M. Ali BİRAND
Putin'i baştan çıkaran Antalyalı kaptan...
Dünya'nın ikinci büyük gücü sayılan Rusya'nın...

© 2004 Milliyet