Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 03 Eylül 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Vize için görevliye arya söylüyorum"

Ünlü Metropolitan Operası'nda önemli bir rolde sahne alan Burak Bilgili: "Vize başvurusu nedeniyle gittiğim konsolosluklarda opera sanatçısı olduğumu söyleyince Türk olduğum için inanmıyorlar"

GÖKÇE ACAR


Çeşitli alanlarda dünyaya adını duyuran Türkler kervanına bir de opera sanatçımız katıldı: Burak Bilgili. Bilgili, Mozart'ın "Don Giovanni" operasındaki Leporello rolüyle ünlü Metropolitan Operası'nda sahneye çıktı. Hiç prova yapmadan seyirci önüne çıkan Bilgili yeteneğiyle büyük övgü aldı. Ama bu, onun ilk başarısı değil. Halen Amerika'daki Academy of Vocal Arts'ta eğitim alan 29 yaşındaki sanatçı yerli-yabancı 11 ödülün sahibi. Sorularımızı Amerika'dan telefonla yanıtlayan Bilgili, siz bu yazıyı okurken Toronto Operası'nda söylemek üzere Kanada yolunda olacak.

Metropolitan'da sahne alma teklifi nasıl geldi?
Metropolitan Operası'nda rol dağıtımından sorumlu olan müdür okuluma, Academy of Vocal Arts'a gelmişti. Bazılarımızı söylerken dinledi. Aynı gece Baltimore Operası'na bir temsile katılmak için gittim. Beni dinlemek için o da gelmiş. Menajerime beni bir de Metropolitan'ın diğer müdürleriyle birlikte dinlemek istediğini söylemiş. Ben de gittim ve söyledim. Beğendiler, kontrat imzaladık.

Sahneye neden hiç prova yapmadan çıktınız?
Aslında Metropolitan'daki kontratım bir yıl önce imzalanmıştı ama çoğunlukla ilk defa söyleyecek sanatçılar orada prova yapma fırsatını bulamıyor. Şimdiye kadar ağzını açıp da oranın akustiğinde söylememişsiniz, orkestrayla hiç prova yapmamışsınız, sahneye çıkıyor orada rol oynuyorsunuz. Söylerken zorlandığım anlar oldu açıkçası.

Sesinizin harika olduğu aşikar ama başarınızın tek sebebi bu olmasa gerek...
Kendime güvenin haricinde başarımın en büyük anahtarı bazı şeylerin bana gelmesini beklememek, onları gidip almak. Mimar Sinan Üniversitesi'nde okurkenki hocam Profesör Güzin Gürel bana bu alışkanlığı veren insandır. Onun katkısı unutulmaz. Benim yurtdışına çıkmam ve Türk operasını yurtdışında tanıtmam gerektiğini söylerdi hep. Ben de bunu yapıyorum.

Türk olmanız mesleğinizde bir avantaj mı yoksa kariyerinizde ilerlemenize engel mi?
Engellerle karşılaşıyorum. Yurtdışına giderken vize alma işlemi sırasında bazı konsolosluklardaki görevliler opera sanatçısı olduğuma inanmıyor. "Sen Türksün, senden nasıl opera sanatçısı olur!" diyorlar. Vize alırken kaç defa arya söyledim karşılarında. Ya da bazen yarışmalara gidiyorum yurtdışında. Türkiye diye anons edildiğinde diğer ülkelerden yarışmacılar gülüyor.

"Sokaktaki insana opera nedir diye sorsanız 'bağırmak' der"
Küçüklüğünüzden beri opera sanatçısı olmayı ister miydiniz yoksa sonradan mı bu fikri benimsediniz ?
Küçükken böyle bir düşüncem hiç yoktu. Ama müzik ailece hep hayatımızın içinde olan bir şeydi. Aslında ses eğitimi için başladım. Sonra bu mesleği çok sevdim ve kendime bir söz verdim. "Hayatım opera olacak, bu meslekte geliştireceğim kendimi" dedim. Küçükken opera sanatçıları bana çok komik gelirdi. O komik gelen şey şu an benim mesleğim. Üç sene konservatuvar sınavlarını kazanamadım, girdikten sonra hocam sesimi keşfetti. Sesim bas ama pes değil, yumuşak bir bas.

Türkiye'de opera Batı ülkelerindeki gibi popüler bir sanat değil. Bunun sebebi ne sizce?
Sokaktaki insana opera nedir diye sorsanız "bağırmak" der. Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri yurtdışındaki yanlış tanıtım ve kültürüne sahip çıkmama. Bu sanatı Batı müziği bizim ruhumuzda yok diye dışlamamak lazım. Bizim içimizde de Avrupa kültürü var zaten.

Mesleğinizle ilgili en unutamadığınız anınız ne?
Tayyip Erdoğan o zamanlar belediye başkanıydı. Biz de Adnan Saygun'un "Özsoy" operasını sahneliyorduk. Ben orada şeytan rolündeydim. Erdoğan oyundan sonra bana "Opera çok güzel başladı ama sonra uyuttu. Siz sahneye çıkınca tadı çıkmaya başladı" dedi. Bunu unutmam. Bir de Katia Ricciaerelli ile İtalyan seyircisine söylemiştik. Montserrat Caballé ile Almanya'da stadyumda verdiğim konser de çok gurur vericiydi.

"Zayıf ve bakımlı operacılar daha çok tercih ediliyor"

Sesiniz için özel bakımlarınız var mı?
Beslenmeme dikkat ediyorum tabii ki. Sesim çok önemli. Her sabah ses egzersizleri yapıyorum. Bu şekilde ses tellerimi ısıtıyor, açıyorum. Akşam sekizden sonra yemek yemem. Bol bol su içerim. Üç-dört yastıkla uyuyorum. Diyaframın sürekli çalışması mide kapakçığının genişlemesine sebep oluyor. Böyle olunca da yattığınız zaman asit boğazınıza gelebilir ve ses tellerini etkileyebilir. Asitin yukarı çıkmaması için çok yüksek yastıkla yatıyorum.

Eskiden opera sanatçıları kilolarına ve görünüşlerine çok dikkat etmiyordu. Ama artık güzel kadınlar, yakışıklı erkekler de var opera sahnesinde...
Sahnede görüntü çok önemli. Burada seçim yapılırken en çok zayıf ve bakımlı insanlar tercih ediliyor. Ben de fiziksel görünüşüme, kıyafetime çok önem veririm. Kilo alınca mesela hemen diyet yapıyorum. İnanılanın aksine de kiloyla sesin hiç alakası yok. Pavarotti mesela zayıfken kariyer yaptı. Ses tellerle alakalı. Onları ne kadar dinç tutarsanız sesin rengi o kadar güzel olur. Şişman opera sanatçısı çok kötü bence.

CUMARTESİ
Nil FM, Açıkhava Tiyatrosu'nda yayında
Siber dünyanın olimpiyatı
"Vize için görevliye arya söylüyorum"
"Artık hüzünlü yazılar yazmayacağım"
Yeşil hanedanlık kuracak
Berlin'de sanat kuşatması
Otosansür
Rüzgar sayesinde serinleyeceğiz
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2004 Milliyet