|
 |
|
|
Türkiye ve Rusya (2)
Türkiye ve Rusya hem Doğu'nun hem Batı'nın ihtiyatla yanaştığı ve zaman zaman dışladığı iki ülke. Bu nedenle birbirlerine yanaşmak zorundalar
Fax: (0312) 427 20 64
Moskova'nın 180 km. kuzeybatısındaki Vladimir şehrindeyiz. Vladimirza Lesie orman ardındaki Vladimir demek. Altınordu fütuhatı sırasında Rus devleti yaşamak için kuzeybatıdaki ormanlık ötesine sığınmıştı çünkü Altınordu devletinin askerleri yani Rusların tabiriyle Moğol-Tatarlar ormanlık alana nüfuz edemiyorlardı. Bu Kıpçak Türkleri ve az miktardaki Tatar şiddeti karşısında Rusların güvenliğini ormanlık alan sağlıyordu. Orman o zamanki Rusun güvenliğiydi, yiyecek deposuydu, yaşadığı alandı. Edebiyatı ve inancı bile ormana göre şekillenmişti. En büyük cin orman cini olan Lesovik'ti. Abarota gibi ağaçtan ağaca, taştan kayaya şekil değiştiren şiddetli cinler de vardı. Vodanei en korkulan su ciniydi. Rus masalları hep ormanda geçerdi. Rus edebiyatı 19'uncu yüzyılda Turgenyev gibi bir dehanın kaleminde bile ormandan vazgeçemedi. O büyük yazar ve düşünürün dil ve tasvirlerinde orman başlıca yardımcıdır ve tıpkı ecdadımız gibi Türk edebiyatçıları da Turgenyev'in ormanına nüfuz edememişlerdir. Ünlü çevirmenimiz Hasan Ali Ediz'in dahi Turgenyev çevirisinde bariz yanlışlar vardır.
Vladimir şehri tarihi büyük Rusya'nın kurulduğu Vladimir Büyük Knezliği'nin yani dükalığının başkentiydi. Kaderin cilvesi, 30 km. ötedeki, bugün bir köy olan Suzdal Dükalığı ile birleşince Vladimir -Suzdal Büyük Knezliği ortaya çıktı ve bu olay bildiğimiz Moskova Rusya'sının tarihi uvertürü sayılıyor. Vladimir 19'uncu yüzyılda sakin bir vilayetin merkeziydi ve 19'uncu yüzyıldaki şehir daha da ilginç görünüyor. Katedral, vilayet binası ve 1907'de yapılan Pedagoji Enstitüsü yani öğretmen okulu, Rusya'nın neo-rönesans üslubundaki küçük binalardan oluşan bir ana cadde; Rusya'nın modernleştiği, merkezileştiği bu dönem daha mütevazı çizgilere sahip Osmanlı taşrasına benzemektedir. 19'uncu yüzyılda Rusya Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğu bir iddiayı ve dirilmeyi temsil eder; daha başarılı olsa dahi Rusya da Osmanlı toplumu gibi Batılılaşmanın sancılarını çekmekteydi. Nitekim bu bölgede de 17'nci yüzyılın kilise reformlarına direnen eski inanç sahibi mezhep mensupları bolca yaşıyormuş.
Her şeye rağmen her iki imparatorluğun da 19'uncu yüzyıl Batı Avrupa'sı ile arasındaki mesafe açılmaktaydı. Bütün siyasi çalkantıların, ihtilalci düşünce ve darbelerin nedeni buydu. Ne var ki Türkiye'de devlet hem kitlelerin hem seçkinlerin gözünde daha kutsal telakki edildiğinden toplum büyük değişiklikler geçirmeye zorlanmamıştır. Kaide-i tedric yani yavaş değişme kuralı imparatorluktan cumhuriyete Türk toplumunun düsturuydu. Son
90 yılda Rusya'nın izalasyonu, Türkiye'nin ise Batı'ya yanaşması farklı sonuçlar doğurdu. Bugün, bu dönemin sonunda eski konumları değişik iki ülke vardır. Ama ne olursa olsun yakınlaşma daha da kaçınılmaz ve daha da yararlı hale gelmiştir.
Ticari işlem hacmimiz son bir yılda 7 milyar dolardan 9 milyar dolara ulaşmış. Rus toplumu Türkiye'yi en sağlam yolla, turizm ile öğreniyor. Türkler de Rusya'yı sayı düşük olsa da aynı yöntemle tanıyor. Türkiye ve Rusya hem Doğu'nun ama daha çok Batı'nın ihtiyatla yanaştığı ve zaman zaman dışladığı iki ülke. Bu nedenle birbirlerine yanaşmak zorundalar. Ortadoğu ve Kafkasya bölgesindeki gerilimlerin sonuçları ve molozları istesek de istemesek de iki ülkenin etrafına gelip yığılıyor. Türkiye mazide Ortadoğu bölgesinde şahsiyetli ve etkin bir politika izlemedi, açık konuşalım izleyemezdi. Rusya ise Sovyetler döneminde gerçekçiliğin ve ihtiyacının ötesinde daha etkin bir politika izledi, düpedüz ABD'nin rakibiydi. Bu politika ona çok pahalıya mal oldu, zaten bu pahalı politika yüzünden Ortadoğu'ya Sovyet Rusya'nın beyaz fili deniyordu. İlerici Arap rejimlerine yapılan yardımlar, çoğu boşa giden askeri ve iktisadi masraflar Rusya'nın sosyalist ekonomisi için bir yüktü. Arap yönetici çevrelerin içindeyse Enver Sed
at gibi Rusya'ya hoşnutsuzluk ve kırgınlıkla bakan bir zümre doğdu. Bu tavırda haklılık kadar çocuksu bir yön de vardı. Yeni dönemde Rusya bu politikasını süratle terk etti, bu yüzden daha ihtiyatlı hareket ediyor. Kafkasya'da ise Türkiye'yi sert ve mesnetsiz bir biçimde suçlamaktan vazgeçmesi gerekiyor. Galiba Rusya'nın uyanık diplomatları bu konuda hitabet tonlarını alçaltma gereğini hissettiler. Diğer önemli sorun ise boğazların petrol trafiğine ne derecede dayanabileceğidir. Tabii ki dayanması mümkün değildir. Bu konuda da fazla ısrar edilemez.
Asıl önemlisi demokratik reformlarını kendi toplumlarının talebi ve ihtiyacı doğrultusunda götürmeye kararlı iki toplumun varlığı söz konusudur. Batı Avrupa'nın Türkiye ve Rusya üzerindeki yer yer haklı, yer yer mesnetsiz, adeta isteriye dönüşen tenkit ve değiştirme talepleri eminiz ki iki toplumu bu konuda da ortak harekete zorlayacaktır. Bu safha ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi projeleri şimdilik ilişkilerin en az kaale alınan yönüdür. Bireyler bu sorunları kendi başına çözüyor. Başkan Putin'in ziyareti sırasında bu dosyaların da iki tarafça masaya konması ne kadar isabetli olurdu.
Devamı haftaya...
|
|
|

|