|
 |
|
|
İmar Bankası raporu
Hazine Müsteşarlığı tarafından yabancı uzmanlara hazırlatılan İmar Bankası olayından çıkarılması gereken derslerle ilgili rapor oldukça fazla ses getireceğe benziyor. Hazine bu raporu hazırlatarak bankacılıkta skandal yaşayan her ülkede yapılanı yapmıştır. Raporda yer alan hususların Türkiye'de bu alanda uğraşanların bilmedikleri konular olmadığı da doğrudur. Bankacılıkla ilgili normların dünyada da çok yeni uygulanmaya başladığı ve Türkiye'de de bu konuda önemli ilerlemeler kaydedildiği yabancı uzmanlar tarafından da tespit edilmiştir.
Ancak Türk bankacılık sisteminde iç ve dış denetimden kaynaklanan ciddi zafiyetlerin bulunduğuna dair tespitlerin uluslararası saygınlığa sahip uzmanlar tarafından rapora bağlanması geçiştirilecek bir husus da değildir. Uluslararası sermayenin dünya üzerinde serbestçe dolaşmasıyla başlayan süreçte yaşanan gelişmekte olan piyasa ekonomilerindeki krizlerinin temel nedenlerinden biri bankacılık sistemindeki zafiyetlerdir. Uluslararası likiditenin tedrici de olsa daralmaya başladığı bir ortama, kısa vadeli sermaye hareketleriyle finanse edilen yüksek bir dış açıkla giren ülkemizde, bu raporun yeni kırılganlıklara yol açmaması son derece önemlidir. Bu nedenle bankacılıkla ilgili yapılacağı ilan edilen yeni yasal düzenlemelerin raporda yer alan ve tüm dünyada da sistemin sağlığının bir göstergesi olan banka sahipliğinden başlayıp denetim otoritesinde çalışanların ücretlerine kadar uzanan normları da içerecek şekilde hızla gerçekleştirilmesi acil hale gelmiştir.
Bankacılık evrenselleşiyor
Ayrıca raporla ilgili yapılacak yorumlarda da dikkatli olmak gerekiyor. Bu çerçevede raporu yazanlar arasında Türk uzmanların bulunmaması gibi itirazlar oldukça riskli yaklaşımlardır. Yeni küresel düzende bankacılık normları da evrenselleşmektedir. Bir ülke bu normlara ne kadar uzaksa o kadar risklidir. Dolayısıyla bu normları bilen yabancı uzmanların değerlendirmeleri önemlidir. Raporu bir suçlama olarak değerlendirmek, gerekenden daha fazla bir önem atfetmek ve tepki vermek yerine eksikliklerin bir defa da dışarıdan bir bakışla değerlendirilmesi olarak algılamak gerekir. Nitekim bu durumun sadece Türkiye'ye mahsus olmadığı, bu sıkıntıların diğer ülkelerde de yaşanmakta olduğunun altı raporda da çizilmektedir.
Rapordaki tespitler, düzenleme ve denetleme otoritesinin bildiği ve kurulduğundan bu yana çözümler getirmeye çalıştığı hususlardır. Bu alanda dünyaca da alkışlanan önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Ancak kurumun kurulmasından önceki dönemlerde gelişmiş ve kemikleşmiş değişik kültürlerin bir araya getirilerek yeni ve çağdaş bir kurum ve denetim kültürünün oluşturulmasında kurum içi dinamikler yetersiz kalmaktadır. Raporda yer alan konuların pek çoğu kamuoyunda açıkça tartışılmış olmasına rağmen bu husus nedense yeterince tartışılmamaktadır.
Çağdaş bir denetim için...
Nitekim bu husus raporun 21. sayfasında yeni yasa tasarısıyla ilgili görüşlerin yer aldığı ilk paragrafta açıkça ortaya konmuştur. Bu paragrafta kanun tasarısına da yansıyan ve denetimi kurum içinde sadece bir grubun tekelinde gören yaklaşım açıkça eleştirilmektedir. Bence raporda yer alan BDDK'nın işlevsel yapısıyla ilgili sıkıntıların en önemli nedeni de budur. Bu aşılmazsa, kurumun operasyon riskini azaltması ve çağdaş denetim normlarına ulaşması mümkün değildir.
Bilgi ve yetkinin paylaşılmasında kurum öncesi alışkanlıkların sürdüğü, teknik kapasitenin yeterli olmadığı alanlarda bile dış uzmanlığın talep edilmediği, yerinde ve yerinden denetim ve uygulama arasında yetki tekelciliğine dayanan ateş duvarlarının bulunduğu bir yapıda çağdaş normlarda denetim çok zordur. Bugün bankacılıkta denetim yapısı yerinden, yerinde denetim, kurum dışından teknik destek alma ve sorun çözümlemeyi de içerecek şekilde bir ekip çalışmasına yönlenmektedir.
Umarım İmar Bankası olayı, eski kültürlerin aşılmasını ve dışarıdan müdahaleye gerek duyulmadan, herkesin üstüne titremesi gereken bu kurumun, çağdaş bir denetim ve uygulama yapısını gerçekleştirme yönünde daha hızlı ilerlemesini sağlar.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|