|
İskenderun faciası
İskenderun Körfezi'nde dört yıldır bekleyen zehirli atık yüklü İspanyol gemisi Ulla batınca bizim yetkililer "yıldırım" hızıyla harekete geçtiler:
- Gemi batmıştır. 200 metre yanına yaklaşmak yasaktır. Ölü balıkları sakın yemeyin. Gemi etrafında avlanmayın.
Bununla da kalmadılar. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, geminin herkesin gözünün önünde batışından hemen sonra bağlandığı televizyonun canlı yayınında bir "büyük kuşku"yu da kamuoyuyla paylaştı:
- Geminin yükü iade edilecekti. Bir gün önce gemi kasten batırılmış olabilir.
Yetkililer "sorumluluk"larını burada da bırakmadılar. Açıklamalar devam etti.
- Askeri dalgıçlarla gemi incelenecektir. Battı mı, yoksa batırıldı mı ortaya çıkarılacaktır. Kaldı ki, İspanya tazminat da ödeyecektir.
Bundan sonra batmış olsa ne olur, batırılmış olsa ne olur? İspanya tazminat ödese ne olur, ödemese ne olur? İskenderun Körfezi harap olduktan sonra!
İki bin ton zehir İskenderun Körfezi'ne gömüldü. Bu çevre faciası göz göre göre yaşandı.
Gemi tam dört yıldır Körfez'de demirli duruyor. Varış noktası olan Cezayir gemiyi kabul etmemişti. Akdeniz'i geçen gemi, İskenderun Körfezi'ne kolayca geldi ve zehirli atığıyla demirledi. Türkiye topraklarına olmazsa denizlerine "çöpü"nü boşaltmaya kararlıydı. Bir biçimde bunu gerçekleştirdi.
Bu gemiye Türkiye dört yıldır bir çözüm bulamadı. Madem geminin batırılacağı kuşkusu vardı, gemi etrafında neden güvenlik önlemi alınmadı? Gemi veya yükü İspanya'ya neden gönderilemedi? İdari bir önlem neden alınmadı?
Şimdi gemi zehriyle İskenderun Körfezi'ni katlettikten sonra, hükümetimiz, devletimiz açıklama üstüne açıklama yapıyor.
Çevreci kuruluşların dört yıldır yaptıkları uyarılara kulak tıkadıktan sonra, İspanya'dan neyi tazmin edeceksiniz? İspanya, İskenderun Körfezi'ni eski haline mi getirecek, yerine yenisi mi verecek? Kaldı ki, İspanya tazminat bile ödemeyeceğini de açıkladı.
Ulla'nın zehriyle sulara gömülmesi, vurdumduymaz yönetim zihniyetinin son kanıtlarından biri oldu. İnsan yaşamına, doğaya, çevre temizliğine önem vermeyen tipik yönetim zihniyeti.
Çernobil faciasından sonra radyasyonlu olduğu bilinen çayları halkına içiren, bunu teşvik eden, bu amaçla halkına yalan söyleyen, karşısına geçip çay içen zihniyetin bir başka yansımasıdır, bu olay...
İnsanına radyasyonlu çay içiren bir yönetim anlayışı, balıkların ölmesini, körfezin kirlenmesini, bundan insanların zarar görecek olmasını ne kadar dikkate alabilir ki!
Bu zihniyet devam ettikçe, diğer ülkelerin Türkiye'yi "çöplük" gibi görmesi de devam edecektir.
Atık cenneti Türkiye, bu muameleyi kabullendikçe, çöpünü atacak ülke çok olacaktır...
fbila@milliyet.com.tr
|
|