|
Zinayı çomaklayan bir avuç fanatik!
NE emeklilik, ne ilaç, ne SSK sorunları! Hepsi unutuldu, varsa yoksa zina! Böylece uçkur'un toplumda ne kadar önemli sorun olduğu çıkıyor ortaya! Aslında, zina kadın ile erkek arasında birbirlerine masum veya haince yapılan ihanetin adıdır ama nedense küçük, çok küçük bir azınlık bunu fanatik dinci gözüyle görüyor!
Hani biraz yüz bulsalar. Arabistan'da olduğu gibi kadını kuma gömüp başını açıkta bırakarak suratına tükürmeyi, kellesini kesmeyi önerecekler! Çok şükür o kadar güçleri yok!
Peki nerede CHP, nerede eski DYP'li, AP'li, ANAP'lı AKP'de yer tutan milletvekillerimiz? Hepsi renk mi değiştirdi?
Zinayı çomaklayan, komisyonda etkili birkaç vekil. Vatandaşlardan zinaya hapis cezası verilmesi için mektuplar alıyorlarmış! Göstersinler görelim şunları! 100 mektup bile çıkaramazlar (tabii bir günde). Bin olsun, 10 bin olsun yeter mi? Yetmez!
Başbakanımız hiç endişe etmesinler. Bu talep vatandaşlardan değil, küçük çok küçük oranda kafalarında recim yatan birkaç vekilin isteğidir.
Her neyse işimiz Verheugen'e kaldı. Doğu'yu dolaşan misafirimize soruyorlar "Zinaya hapis cezası verilmesine AB ne der?" diye, Verheugen cevap veriyor:
- Zinanın suç olamayacağını net ifadelerle Başbakan'a ve Dışişleri Bakanı'na söyledim.
Daha ne yapsın adamcağız! AB'ye katılmamız için eski günahlarını affettiren, olumlu bir Türkiye raporu verilmesine öncülük etti!
Şaka bir tarafa, ülkemizde 2002 yılında zina nedeniyle sadece 69 boşanma davası olmuş. Toplam boşanma sayısı ise 90 bin.
Demek ki, Türkiye'de zina salgını yok! Toplumda tehlike teşkil edecek oranda değil yasadışı ilişkiler. Ama asıl büyük tehlike gittikçe yayılan imam nikahıyla evlilikler! "Vekiller, bakanlar yaparsa ben niye yapmayayım diyor adam! Köylerden, varoşlardan fakir ailelerin genç kızları parası bol kişilerin ikinci, üçüncü hatta dördüncü eşi olmayı kabul ediyor. Bazen de aile zoruyla.
İmam nikahıyla gerçekten yasal evlendiğini sanan o kadar çok kadın var ki. Uyarılmamış hiçbiri. Çoluk çocuk sahibi oluyor, kocasına köle oluyor, diğer kumalarla birlikte! Ama ölüverince ne miras, ne dul maaşı var, açıkta kalıyor!
Gecekondu yat lokantalar
Bir zamanlar köfte ekmek modası vardı. Ankara'da Rüzgârlı Sokak başındaki seyyar köftecide sabaha karşı mis gibi kokan cızbız minicik köfteler soğanla birlikte taze çeyrek ekmeğin içine konur, biz de iştahla yerdik.
Çetin Altan, Altan Öymen, Cüneyt Arcayürek ve diğerleri... Bir defasında Çetin 40 - 50 köfteyi mideye indirmişti de yıllarca takılmıştık ona. O zamanlar taş yesek eritiyorduk, şimdi ise üçü beşi bile fazla geliyor!
İstanbul'da da yıllardır balık - ekmek modası sürüyor ama belediye Eminönü'nde balık pişirip satan sandalları, motorları kaldırıyormuş. Tarihi dokuyu bozuyor ayrıca da risk yaratıyormuş.
Bence onları kaldırmanın asıl nedeni, temizlik, sağlık yönünden olmalıydı. Bunlar bir düzene sokulsa belki Eminönü'ne ayrı bir renk katabilirler. Fakat daha önemlisi Boğaz'ın en güzel koylarını kirleten ve dolduran koca koca biçimsiz gecekondu gibi lokanta yatlar! Ha karaya kaçak bina yapmışsın, ha denizden rıhtıma gemiyi çekmişsin, farkı ne ki?
Gittikçe çoğalan bu teknelerde ne pişiyor, nasıl pişiyor, belli değil. Nasıl bulaşık yıkanıp temizleniyor? Hangi suyu kullanıyorlar?
Boğaziçi'nin en güzel kıyılarını işgal eden gecekondu gibi yatlar her bakımdan mahzurlu. Kaç tanesi de yandı tutuştu, patladı. Ve asıl doğayı ve tarihi dokuyu bozan onlar.
Bunlar illa hizmet vermek, çalışmak istiyorlarsa Boğaz'da tur atarak lokantalarını işletsinler.
1980 öncesine döndü Boğaz'da asayiş ve yaşam...
|
|