Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Eylül 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Mürefte'nin kurbağaları ayık dolaşmaz

Kişi başına yıllık şarap tüketiminde Türkiye ortalaması ancak geçen yıl 1 litreye çıkabilmişken, Mürefte ortalaması tam 130 litre! Anlayacağınız, Mürefteliler, 3 bin kişilik nüfuslarına rağmen Türkiye ortalamasını yükseltiyorlar. Mürefte'nin eski çağlarda ayık dolaşmayan kurbağalarının ise Türkiye ortalamasına herhangi bir etkisi yok!
Mürefte'de antik çağlardan beri süregelen bağcılık ve şarap üretimi geleneğini ne müslümanlık durdurabilmiş, ne de mübadele. Yöredeki Rum azınlıklar sayesinde 1650 - 1900 yılları arasında Mürefte'den Fransa ve İtalya'ya üzüm ve şarap ihraç edilmiş. Mübadele sırasında Yunanistan'a gönderilen Rumlara karşılık Selanik'ten Mürefte'ye yerleştirilen Türkler de bu geleneği sürdürmüş.

Doluca tepesinden...
Ve Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte Almanya'ya giderek önoloji (şarap bilimi) ve vitikültür (bağcılık bilimi) eğitimi alan rahmetli Nihat Kutman ise 1926'da Türkiye'ye döndükten sonra bu geleneği markaya dönüştürerek gelecek nesillere aktarılmasını sağlamış. Üstelik Nihat Bey şarapçılık geleneğini, şimdilerde pek moda olan kendi adı ya da yabancı bir isimle değil, Mürefte'ye heybet ve ihtişam katan Doluca tepesinin adıyla markalaştırmış. Böylelikle de Mürefte'de eski çağlarda, çevresindeki demirlerin paslanması sonucu patlayan şarap fıçılarından sokaklara dökülen şaraplardan nasiplerini alan kurbağalardan yola çıkarak söylenmiş "Mürefte'nin kurbağaları ayık dolaşmaz" deyişi bugünlere gelmiş.

Üzümden kadehe...
Bir grup kafadengi meslektaşımla dün Mürefte'ye yaptığımız -gidiş - geliş toplam 7 saatlik- bağbozumu gezisinde sadece şarabın üzümden kadehe yolculuğuna tanık olmakla kalmayıp, şarabın tarih içindeki serüveninde değişik dinlerle birlikte çizdiği farklı yol haritalarını, kültürlere göre değişen konumunu, yemeğe - aşka - hayata kattığı lezzeti de düşündük.
Doluca üretim tesislerini dolaşırken; şarap üretiminin yanı sıra fıçılanması ya da çelik kazanlarda depolanması, eskitilmesi, bekletilmesi, ısısı, rutubeti, hatta mantarının kalitesine kadar uzman kesildik. Bu arada şarapsever okurlarımızın işine yarayabilecek küçük notlar almayı da ihmal etmedik.

Şarabı bekletmeyin
Eğer çocuğunuz doğduğunda satın alıp düğününde ya da 18'ine geldiğinde açarım diye beklettiğiniz bir şarap varsa, derhal bu hayalden vazgeçin. Zira şarabınız çoktan "ölmüştür", olsa olsa sirke olarak kullanabilirsiniz. Doluca'nın 2. kuşak patronu Ahmet Kutman, Cumhuriyet gazetesi tüketici köşesi için kendisiyle 17 yıl önce yaptığım söyleşide "Şarapları bekletmeden için. Biz onları sizin için bekletiyoruz" demişti.
Bağbozumu gezimizin ev sahibesi 3. kuşak Sibel Kutman da, benzeri sorular sorulduğunda aynı yanıtı verdi: "Biz şarabı en lezzetli kıvama gelinceye kadar bekletiyoruz, eskitiyoruz. Şarabın türüne göre bu süreler değişiyor. Piyasaya verdiğimiz an şarap içime hazır demektir."

Mahzen varsa sorun yok
Doluca üretim tesislerini gezerken biz de gördük. Şaraplar üretildikten sonra eğer tüm aroması korunsun isteniyorsa dev çelik kazanlarda, farklı aromalar alsın isteniyorsa meşe fıçılarda bekletiliyor. Daha sonra şişelenerek yine belli bir ısıda ve rutubetli ortamda eskitiliyor. Diyeceksiniz ki Türkiye'de hiç 3 - 4 yıl saklanabilecek şarap yok mu? Elbette var, ancak 3 - 4 yıl hep aynı ısı ve rutubette saklamayı başarabilirseniz tabii! Yani doğru dürüst bir şarap mahzeniniz varsa... Kutmanlar da, ürettikleri şarabın tadını riske etmek istemedikleri için, "ömrü 3 - 4 yıllık olan şaraplar için bile en iyisi satın alındıktan sonra 2 - 3 ay içinde içilmesidir" diyorlar.
Bağbozumu gezimizde tanıştığımız, Doluca'nın yeni piyasaya çıkan DLC serisinden benim tercihim, tabii ki tek beyaz şarap olan Sultaniye Emir. Kırmızı sevenler ise Kalecik Karası, Öküzgözü ve Cabernet Sauvignon - Merlot arasında tercih yapmakta zorlandılar. Hepsi piyasaya yeni verildiği için lezzetlerinin doruğundalar.

mtamer@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Hukuk ve YÖK
AKADEMİK hayatımızda "Kemaller" deyince herke...
Çetin ALTAN
Adın ne? Mualla... Oh ne âlâ, ne âlâ...
GEÇENLERDE Tınaz Titiz, hükümette bulunduğu y...
Melih AŞIK
Operasyon tamam
Geçtiğimiz haftalarca gazete manşetlerinden g...
Fikret BİLA
İskenderun faciası
İskenderun Körfezi'nde dört yıldır bekleyen z...
Hasan CEMAL
Keçi boynuzu gibi
Yavan bir futbol. İki takım da iyi oynamadı. ...
Yılmaz ÇETİNER
Zinayı çomaklayan bir avuç fanatik!
NE emeklilik, ne ilaç, ne SSK sorunları! Heps...
Güneri CIVAOĞLU
Siyaset mutfağı
CHP, Türkiye'nin ihtiyacı olan "ses getirir" ...
Can DÜNDAR
3 suç, 3 suçlu...
Fikret Başkaya bu sabah Ankara'da karar duruş...
Hurşit GÜNEŞ
Geçmişle övünmek yerine gelecek tasarlanmalı
9 Eylül deyince aklımıza İzmir'in kurtuluşu v...
Doğan HEPER
Zinaya ceza ailenin aleyhine
MEDYA, halkın görüş ve isteklerini duyurmaya ...
Sami KOHEN
Zamanı mı?..
DÜNKÜ "Guardian" gazetesi başyazısında şöyle ...
Mehmet Y. YILMAZ
'Nasreddin Hoca' tipi tahsilat!..
Sahipleri tarafından içleri boşaltılarak batm...
Hasan PULUR
Ah şu "VIP" listesi olmasa...
EĞER kendisini tanımasaydık, kim olduğunu bil...
Derya SAZAK
Atık cenneti
İskenderun Limanı'ndaki 'hayalet gemi'nin sul...
Meral TAMER
Mürefte'nin kurbağaları ayık dolaşmaz
Kişi başına yıllık şarap tüketiminde Türkiye ...
Güngör URAS
"TC" veremiyor "AB" versin
Bir İstanbullu, bir Kayserili, bir Diyarbakır...
Serpil YILMAZ
"Ortadoğu'nun Paris'i" nargile sefasında...
Osetya'daki katliamı, Beyrut'ta lanetledik......
M. Ali BİRAND
AKP başına büyük dert alıyor
Kendimi çok zorladım, ancak AKP'nin ZİNA yasa...

© 2004 Milliyet