Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Eylül 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"TC" veremiyor "AB" versin


Bir İstanbullu, bir Kayserili, bir Diyarbakırlı ölmüş. Biletleri "cennet"e kesilmiş. Üçü birlikte cennetin kapısına gitmiş. Kapının önünde bir masa. Bir melek oturmuş. Gayet nazik bir şekilde, gelenleri uyarmış. "İmkanı olmayanlardan hiçbir şey istemeyiz ama, imkanı olanlardan üç beş kuruş giriş ücreti alırız. Bununla düşkünlere hayır yaparız. Sizler epey dünyalık sahibiydiniz. Onun için giriş ücreti olarak ikişer milyar lira ödeyeceksiniz..."
İstanbullu hemen elini cebine atmış. İki milyar lirayı çıkarmış. Masanın üzerine atmış. Sonra arkadaşlarına fark ettirmemeye çalışarak meleğin eline 100 dolar sıkıştırmış. "Aman bana iyi yer ayır" demiş.
Kayserili, "Melek Hanım, bizim ülkede ekonomik durum çok kötüydü... Benim bankamı batırdılar... Şirketlerime el koydular... Sen bana bir kolaylık göster... Bir milyar lira vereyim. İdare et..." diyerek "ağlamış, sızlamış"... Melek, "Tamam, tamam... Uzatma, ne vereceksen ver!" deyince de, İstanbulluya göz kırpmış. "N'aberr... Burada da işim iş..." demiş.
Sıra gelmiş Diyarbakırlıya... Diyarbakırlı masanın önüne gelmiş. Elini masaya vurmuş... "Ben neden iki milyar verecekmişim ki... Devlet versin" demiş. Yürümüş. Gitmiş.
Bu hikayeyi dostum Ege Cansen anlatmıştı. Şimdi gelelim yazacağımız yazıya...
Milliyet dün Avrupa Birliği (AB) Komiseri Verheugen'in Diyarbakır'da "Kürt kökenli Türk vatandaşlarımızla bütünleşme gezisi"yle ilgi olarak Utku Çakıröz'ün izlenimleri yayımlanmıştı.
Verheugen, Lice ilçesine bağlı Tuzla köyünde "teftiş"lerini sürdürmüş.
Muhtar Tahsin Yıldız'a köyde hayatın nasıl olduğunu, TC devletinden yardım alıp almadıklarını sorunca da, muhtar yakınmış: "Meydanda kadın ve erkekleri topladılar. Köyü yaktılar. Başınız sağ olsun dediler. Biz Adana ve Diyarbakır'a göç ettik. Köyde 1995 yılında 56 hane vardı. Şimdilik 30 aile döndü. Konutlarımızın yapılması ve yardım için valiliğe (TC devletine) başvurduk. Ancak yapılmadı." Bunun üzerine Verheugen sormuş, "AB'den ne bekliyorsunuz?" Muhtar cevaplamış. "Çok şey bekliyoruz. Biz, ev, su, okul, barış ve huzur istiyoruz. AB'ye girmek istiyoruz."

Herkes AB'den bir şey bekliyor
Bu konuşmalar, Türkiye'de her kesimdeki insanın AB olayına bakış açısını yansıtıyor. Her kesimdeki halk, bugüne kadar TC devletinden bekliyordu. Şimdi adres değişti. Bekleyişlerin muhatabı "AB" oldu. AB verecek. Biz daha iyi yaşayacağız...
Başkaları tasarruf ederek Türkiye'ye döviz gönderecek. Biz döviz açığının (cari açığın) büyümesine aldırmadan ucuz ucuz dövizleri harcayacağız... Nasıl olsa AB'ye giriyoruz. Bu çark dönmeye devam edecek.
İç borç büyük ama, dert değil. Nasıl olsa AB'ye giriyoruz. AB bu iç borcu bir şekilde tasfiye eder. Biz de kurtuluruz.
TC devletinin vere vere, vereceği tükendi. Ama AB "devletlerinde para, denizde kum... Tükenmez." Onlar verecek... Biz oturup yiyeceğiz...
Fakirliğimizin kaynağının "üretememek olduğunu", üretemediğimiz için refahımızın artmadığını bu halka nasıl ve ne zaman anlatacağız? Ne zaman bu halk başkasından bir şeyler beklemek arayışından kurtulacak? Bu sosyal davranışı ve inanışı düzeltemezsek üretim de artamayacak, fakirlikten de kurtulamayacağız.
Bu bekleyişte olan insanların AB gibi üretime, daha çok üretime, verime, daha çok verime dayalı, üretim ve verimin getirisi olan, refahın artışını hedefleyen toplulukla bütünleşmesi imkansız.
Tarih almak, imza atmak işe yaramıyor. Önce kafayı değiştirmek gerekiyor.

guras@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Hukuk ve YÖK
AKADEMİK hayatımızda "Kemaller" deyince herke...
Çetin ALTAN
Adın ne? Mualla... Oh ne âlâ, ne âlâ...
GEÇENLERDE Tınaz Titiz, hükümette bulunduğu y...
Melih AŞIK
Operasyon tamam
Geçtiğimiz haftalarca gazete manşetlerinden g...
Fikret BİLA
İskenderun faciası
İskenderun Körfezi'nde dört yıldır bekleyen z...
Hasan CEMAL
Keçi boynuzu gibi
Yavan bir futbol. İki takım da iyi oynamadı. ...
Yılmaz ÇETİNER
Zinayı çomaklayan bir avuç fanatik!
NE emeklilik, ne ilaç, ne SSK sorunları! Heps...
Güneri CIVAOĞLU
Siyaset mutfağı
CHP, Türkiye'nin ihtiyacı olan "ses getirir" ...
Can DÜNDAR
3 suç, 3 suçlu...
Fikret Başkaya bu sabah Ankara'da karar duruş...
Hurşit GÜNEŞ
Geçmişle övünmek yerine gelecek tasarlanmalı
9 Eylül deyince aklımıza İzmir'in kurtuluşu v...
Doğan HEPER
Zinaya ceza ailenin aleyhine
MEDYA, halkın görüş ve isteklerini duyurmaya ...
Sami KOHEN
Zamanı mı?..
DÜNKÜ "Guardian" gazetesi başyazısında şöyle ...
Mehmet Y. YILMAZ
'Nasreddin Hoca' tipi tahsilat!..
Sahipleri tarafından içleri boşaltılarak batm...
Hasan PULUR
Ah şu "VIP" listesi olmasa...
EĞER kendisini tanımasaydık, kim olduğunu bil...
Derya SAZAK
Atık cenneti
İskenderun Limanı'ndaki 'hayalet gemi'nin sul...
Meral TAMER
Mürefte'nin kurbağaları ayık dolaşmaz
Kişi başına yıllık şarap tüketiminde Türkiye ...
Güngör URAS
"TC" veremiyor "AB" versin
Bir İstanbullu, bir Kayserili, bir Diyarbakır...
Serpil YILMAZ
"Ortadoğu'nun Paris'i" nargile sefasında...
Osetya'daki katliamı, Beyrut'ta lanetledik......
M. Ali BİRAND
AKP başına büyük dert alıyor
Kendimi çok zorladım, ancak AKP'nin ZİNA yasa...

© 2004 Milliyet