Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Eylül 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Şüpheli, sanık hükümlü...

Soruyorum / Süha Tanrıöver

Uğur Mumcu'nun deyimi ile "her eve lazım" hukukun üstünlüğü kavramı ne yazık ki halen dahi yeterince rağbet görmüyor. Adalet sisteminin gerçekten adil olduğu ve adaletin çabuk sağlandığı bir toplumsal ortamın birçok diğer sorunu kendiliğinden çözeceğini henüz tam fark edemedik. Bu genel ilgisizliğin sonuçlarından biri de ancak kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile oluşan "suçlu" kavramının çok kolay kullanılabilmesi.
Bu, "yargısız infaz" ve "karalama" sonuçlarını doğurduğu için çok tehlikeli.

* * *

Sıralama şöyle;
Çeşitli objektif, denetlenebilir, sınanabilir nedenlerle bir suçu işlemiş olma ihtimali olan kişi şüpheli oluyor.
Şüpheli hakkındaki delillerin savcılık tarafından ciddi bulunması ve suçu işlediği konusunda kanaat oluşması ile dava açılması durumunda kişi sanık oluyor.
Mahkemenin iddiayı ciddiye alması, sanığı mahkum etmesi ve mahkumiyet kararının kesinleşmesi üzerine kişi hükümlü oluyor.
Görüldüğü üzere uzun ve derecelerden geçmiş araştırma ve yargılama sürecinden sonra kişi mahkum edilebiliyor.
Durum böyle olmakla birlikte, özellikle basında sık sayılabilecek oranda aksine uygulamalara rastlıyoruz. Henüz daha savcılık önüne bile çıkmamış kişilerin televizyon ekranlarında ve gazete manşetlerinde kişilik hakları ile oynandığını görüyoruz.
Bu kişilerin bir kısmı hakkında dava bile açılmadığını, açılanlar bakımından da Türkiye'de ceza davalarının yüzde 40'ının beraat ile sonuçlandığını dikkate aldığımızda, ne kadar büyük bir vebalin altına girildiği ve haksızlık yapıldığı meydana çıkıyor.

* * *

Üzerinde durduğum sorunun önemli bir ayağının da Yargıtay'ın uygulamaları olduğu kanısındayım.
Bugüne kadar edinebildiğim tecrübelere göre, insanlarımızda "kişilik bilinci", özellikle de "manevi kişilik bilinci" tam oluşabilmiş değil. "Türk gözüyle anlar" deyişini doğrular şekilde, görülüp elle tutulabilenler dışındaki soyut kavramlar yargıda da yeterince önemsenmiyor.
Yargı mensupları da bu toplumun içinden geldiğine göre, toplumun genel tarzı buraya da yansıyor.
Yargı uygulamasına göre manevi tazminat, taraflardan biri (davacı) için "zenginleşme" nedeni olmamalı. Bunun doğal sonucu, diğer taraf (davalı) için de "fakirleşme" nedeni olmuyor. Böylece herhangi bir kişinin manevi kişilik haklarına saldıranlar, ödedikleri küçük manevi tazminat tutarları ile, bu eylemlerinin sonuçlarına (hukuki anlamda) katlanmaktan kurtuluyor. Ceza hukuku açısından cezalandırılmış olmaları ihtimali, uygulamanın bu yönündeki eksikliği gidermiyor.
Geçmişte gazetelerden öğrendiğimiz kadarıyla, Mesut Yılmaz'a manevi tazminat ödemek zorunda kalan Cavit Çağlar, "bu kadar ucuzsa bir daha yaparım" veya benzeri şekilde konuşmuştu.
Bu sonuç, esasen bir yaptırım (müeyyide) kurumu olan hukukun gücünü, kuvvetini zorluyor, saygınlığına gölge düşürüyor. Dileğim, ülkemizde de hukuk üstünlüğünün bir an önce sağlanması ve bunun getirilerinden bir an önce yararlanmaya başlamamız.

ege@milliyet.com.tr



EGE
Çocuklar okusun
Fransız adı, İtalyan tadı
Bize bu yakışır
Farkedilmeyi hakediyorlar
Moris Bencuya'nın etkileyen sözleri
Şüpheli, sanık hükümlü...





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Kutlu Aktaş
Güneş Aynacı
Çağlayan Bilgen
Bülent Buda
Deniz Sipahi
Süha Tanrıöver

© 2004 Milliyet