Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Eylül 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Türklerin davranışları Almanların da önyargıları ile dalga geçiyoruz"

Nursel Köse ve Serpil Pak... Biri mimar diğeri psikolog bu iki Türk kadını mesleklerini bırakıp kurdukları kabareleriyle hem Almanları hem Türkleri şaşırtıyorlar

AHMET TULGAR

Bütün etnik, dinsel ve cinsel azınlıklar gibi Almanya'daki Türkiyeliler de işte nihayet perdeyi yırttılar ve epey önce sürüldükleri gettolardan bütün toplumsal kimlik ve ideolojiler arasında zıplaya zıplaya, sınır çizgilerine değmeden, sınır çizgilerini silmeden, neşeli bir seksek oynaya oynaya sahnenin ortasına geldiler ve yerleştiler.
Fatih Akın ile dünya çapında yankı bulan Almanya kökenli, çift, hatta daha fazla kimlikli ve kültürlü sanatçılar, çift ve çokkültürlü fenomenler dalgası özellikle Berlin'de artık marjinal bir trend olmaktan çıkmış, neredeyse ana akıma dönüşmüş.
Berlin üzerinden bütün Almanya, bu genç, taze ve barışçıl kültürel kalkışmayı coşkuyla karşılıyor ve destek veriyor.
Böyle olunca da birçok Türkiyeli erkek ve kadın bu hareketli kültürel ortamda kendilerine yer açmak için sanatsal arayışlara girişiyor.
Bu nasıl şiddetli ve acil bir iletişim ve kendini ifade etme ihtiyacıdır ki, bazıları güvenli işlerini, kurumsal kariyerlerini korkusuzca terk edip, yarıda bırakıp sahne aşkıyla Berlin'e intikal ediyorlar.
İkisi de artık Alman vatandaşı olmuş Türkiyeli kadınlar Nursel Köse ve Serpil Pak bu akıma iki iyi örnek işte.
Nursel kabare yapmak için mimar-mühendis olarak çalıştığı şantiyeyi, Serpil ise psikoterapist olarak çalıştığı muayenehaneyi terk etmiş.
Kurumsal kariyerlerin sahibi bu iki kadın şimdi Türkiye'de olsa kuvvetle muhtemel örselenecekleri ya da magazine edilecekleri bir yolda kendi radikal, sıradışı ve eleştirel söylemlerini üretiyorlar.
Nursel ve Serpil, kabarelerine Die Bodenkosmetikerinnen adını vermişler, yani Yer Makyözleri. "Almanya'da Türk kadını hep temizlikçi kadın, yer silici olarak görüldü ama 'siyaseten doğruculuk' akımı sonucu adı da hep değişti. 'Yer silici' idi, sonra 'Temizlik kuvveti' oldu, adı sürekli kibarlaştı ama konumu aynı kaldı. Biz de bu konum için olabilecek en kibar kelimeyi ürettik: Yer makyözü" diyorlar bu konuda.
Nursel Köse ve Serpil Pak'ın kabaresi Berlin'in en güçlü kültür fonlarından Hauptstadt Kultur Fonds (Başkent Kültür Fonu) tarafından finansal olarak desteklenen ilk Türk grubu. Bunu da belirtelim.

İsterseniz, önce Almanya'ya geliş hikayelerinizi anlatın.
Nursel Köse: Kızkardeşim Almanya'da çalışıyordu. Ben de liseyi bitirince kızkardeşimin yanına, buraya gelmek istedim üniversite için. Önce Almanca öğrendim, sonra da mimarlık okumaya başladım. Okul bitince şantiyelerde, mimarlık bürolarında çalıştım, şantiye şefliği yaptım. Ama paralelinde hep sanatla uğraştım. Şimdi bakıyorum da, ben mimarlık diplomasını ailem için, onları rahatlatmak için almışım. Ama sanat alanında da iyi bir bonservis oldu bu diploma benim için.
Serpil Pak: Benim annem-babam burada işçiydi. Bize burada Kofferkind (Bavul çocuğu) derlerdi o zamanlar. Bir yıl burada, bir yıl Türkiye'de. Lisede çok başarılı oldum burada. Bizim yaşadığımız şehirde psikoloji gibi yüksek bir lise not ortalaması gerektiren bir dalı okuyan ilk Türk oldum. Üniversiteye girene kadar hep bir gün Türkiye'ye döneceğimiz ve oradaki hayatımızın daha güzel olacağı fikriyle yetiştirildik ailelerimiz tarafından. Tam o noktada kendimi bir seçim yapabilme durumunda hissettim ve seçimimi Almanya'dan yana yaptım.

Okuldaki başarınız sizin için iki defa önemli olmuştur, değil mi?
Serpil P.: Tabii, sınıf sözcüsü oluyordum. Bu benim özgüvenimi artırıyordu Alman öğrencilerin yanında. Ama okulda bu kadar başarılı olmama rağmen, üniversiteye gitmek, gidebilecek olmak benim bilincime 15-16 yaşında indi. Biz o yaşlara kadar geleceğimizi kuaför çıraklığı gibi işlerde görürdük.

"Kuşağımızdan birçok genç boyun eğmemeyi öğrenmiştir burada"
Psikolog olarak kaç sene çalıştınız?
Serpil P.: 11 sene.

Daha çok Türkiyeliler mi geliyordu terapiye?
Serpil P.: Evet. Ama Alman hastalarım da oldu.

Ne tür şikayetlerle geliyordu Türkiyeliler size?
Serpil P.: Çoğunlukla göçmen işçiliğin yol açtığı psikosomatik sonuçlar, nedenini saptayamadıkları ağrılarla geliyorlardı. Daha önce doktor doktor dolaşmış, ağrıların fizisel nedenlerini aramış oluyorlardı. Oysa nedenler psikolojikti. Çoğu ülkelerinden çıkmış, buraya gelir gelmez fabrikaya girmiş. Yıllarca, bazen 30 yıl kendilerini Almanya'ya kapatarak yaşamışlar. Büyük travma. Sorunlarını da birbirlerine anlatamıyorlar. Herkesin derdi çok çünkü.

İkinci kuşakta mı adaptasyon başladı ruhsal olarak?
Serpil P.: Evet. Hem de çok güçlü biçimde. Çünkü biz anne-babalarımızın buralardaki velisi gibiydik. Bütün bürokratik işlerini, resmi dairelerdeki işlerini biz yapıyorduk. Bu yüzden benim kuşağımdan birçok genç, mesele "Duvara Karşı"da oynayan Birol (Ünel) gibi, sistemi çok iyi çözmüş, boyun eğmemeyi öğrenmiştir burada.

İkiniz de Alman vatandaşısınız artık. Türk vatandaşlığını bıraktınız, değil mi?
Nursel K.: Evet. Çünkü Alman devleti izin vermiyor çifte vatandaşlığa. Türk vatandaşı olarak kalsak, bu sefer de belli bir süre bir işte çalışmayınca işsizlik yardımı, sosyal yardım kesiliyor. Sonra seçme-seçilme hakkımız olmuyor. Ama Alman pasaportumuz olmasına rağmen hâlâ birçok alanda yabancı işçi olarak görülüyoruz.

Tabii siz artık Batı demokrasisini iyice tanıdığınız, ondan başkasını bilmediğiniz için elde ettikleriniz size az geliyor. Elbette her zaman daha ileri demokratik adımlar atmak gerekiyor ama Alman yurttaşları olarak konumunuz Türkiye'deki T.C. vatandaşlarından çok daha ileride bence. En azından kamusal alanda, hukuk nezdinde.
Serpil P.: Darısı Türkiye'nin başına diyelim o zaman. Ama bizim burada oluşumuzun bir kültürel zenginlik olduğunu Almanlar da yeni kabul ettiler daha. Ve artık bizlerin buraya yatırım yapmasını destekliyorlar.

"İşlerimizi bırakıp kabareye konsantre olma kararını aldık"
Peki, siz Almanya'da şu sıralar göçmen kültürünün, "Türkiye kökenli göçmen Alman kültürü"nün hızla yayılmasını, prestij kazanmasını neye bağlıyorsunuz?
Serpil P.: Bizlerin şansı herhalde her iki kültürü de iyi tanımamız.

Sonra her iki kültüre de yeri geldiğinde mesafeli bakabiliyorsunuz, değil mi?
Serpil P.: Tabii. Ve yapabildiğin her şeyin çifte imkanı oluyor. Bu büyük bir zenginlik. Amerika'da siyahların yaşadığını biz de biraz burada yaşıyoruz şimdi.

Bu kabare işine nasıl girdiniz?
Nursel K.: Öğrenimim sırasında hep tiyatro yaptım. Sonra Serpil ile tanıştım. Önce beş kadın bir kabare grubu kurduk. Hem asıl işlerimizi sürdürüp hem de 10 yıl boyunca amatörce kabare yaptık. Bir minibüsle şehirden şehire gidiyorduk. Serpil şoförlüğümüzü de yapıyordu.
Serpil P.: Her şeyi bana yaptırıyorlardı.
Nursel K.: Ben bir de "Anam" diye bir filmde başrol oynadım. Film çok sevildi. Göçmen kadınların hayatını anlatıyordu.
Serpil P.: Sonra hepimiz çok yorulduk. Ben ve Nursel asıl işlerimizi bırakıp sadece kabareye konsantre olma kararını aldık.

"Türk kadınını kabare sahnesinde ilk kez görüyorlardı ve ayakta alkışlanıyorduk"

Seyirci daha çok Türklerden mi oluşuyordu başlangıçta? Almanlar rağbet ediyor muydu gösterilerinize?
Nursel K.: Alman seyircimiz de her zaman çok oldu bizim. İlk kez Türk kadınlarını kabare sahnesinde görüyorlardı ve ayakta alkışlanıyorduk. Biz yeni oyunumuzda Alman erkek seyircilere "Buraya ne için geldiniz?" diye soruyoruz. "Ucuz tolerans reçeteleri almak için mi? Yoksa Türk kadını üzerine tez yazmak için mi? Tezinizin başlığı şu mu olacak: Türk kadınının Doğu'nun başörtüsü ile Batı'nın bikinisi arasındaki iç parçalanmışlığı". Alman kadınlar da Türk kadınlarına feministlik yapma, onları kurtarma misyonu ile yaklaşıyorlar. Biz bunu da kesinlikle kabul etmiyoruz.

Yeni oyununuzda temalarınız nedir?
Nursel K.: Bir kere göçmen Türk kadınlarının sorunlarını anlatıyoruz. Almanların önyargılarıyla dalga geçiyoruz. Ama tabii Türklerin Almanya'daki davranış biçimleriyle de dalga geçiyoruz. Giderek sadece ulusal kimliklerle değil, cinsel kimliklerle de eğlenmeye başladık. Erkek, kadın, gay, lezbiyen, siyah, beyaz gibi.

Buradaki Türkiyeli topluluğunun tutucu kesimlerinden protesto edildiğiniz olmuyor mu?
Serpil P.: Hayır, çünkü bir yerden vurursak öbür taraftan kucaklıyoruz. Bir dile, bir cinsiyete kırmadan bir başka dil, bir başka cinsiyet ile bakmak mümkün. Sanatın güzelliği bu.


PAZAR
"Evde rüküşlük muskası gibiyim"
Osman Hamdi piyasada bir numara mı?
"Evde kitabın çatışmasını yaşadık"
"Türklerin davranışları Almanların da önyargıları ile dalga geçiyoruz"
British Council beş yıldızlı otele taşındı
"Demokratik" şaraplar
Tek seansta diş güzelliği
Halsizliğin nedeni demir eksikliği olabilir
Bir mayınla dağılan iki hayat
Cevizin kilosu elli kuruş
Kahkaha dolu bir haftaya hazır mısınız?
Kişiye özel onarım
Suçüstü mü suç altı mı?
Saralı tatlısı muhteşem
Katerina ile Baltacı'dan ne haber?
- Bu ders neye yarıyor? - Hiiiiç!
Aruz meğer sadece kalıp değilmiş





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet