|
İntihal!
Bu belki de gecikmiş bir yazı. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Kemal Alemdaroğlu hakkında. Çok önceden yazmalıydım.
Konu sadece intihal, yani bilimsel hırsızlık değil. Türkiye'nin en eski, en büyük üniversitesini yöneten bir kişinin rektörlük anlayışının, ideolojik ve siyasal tercihlerinin de sorgulanması gerekiyor.
Çünkü koca üniversiteyi siyasal parti gibi, kışla gibi gören bir zihniyetin izleri var Alemdaroğlu'nun davranışlarında...
Bir başka deyişle:
Tek boyutlu bir konu değil Prof. Alemdaroğlu...
Bir bilim hırsızı olduğu yolundaki iddialar çok ciddi. Amerika'da, Virginia Üniversitesi'nin internet sitesinde, daha doğrusu resmi kayıtlarında bu hırsızlık iddiası iki yıl önce bilimsel ayıp olarak akademik dünyaya duyuruldu.
Türk Tabipler Birliği geçen yıl kasım ayında Prof. Alemdaroğlu'na akademik suç gerekçesiyle iki ay süreyle meslekten men cezası verdi.
Ama o zamanki YÖK yönetimi konuya gereken titizliği göstermedi, soruşturmadan kaçındı. Yeni YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç ise bu durumu zamanaşımı ile izah etti, bu arada duyduğu rahatsızlığı belirtmekle yetindi. (*)
Oysa konu ciddi.
Bir rektör hakkındaki akademik suç iddiasının, bilim hırsızlığı konusunun zamanaşımı gerekçesiyle geçiştirilmek istenmesi büyük bir talihsizliktir.
Amerika'da üniversiteye giren her öğrenciye ahlaki bir senet imzalatılır. Bunun adına davranış sözleşmesi (code of conduct) denebilir. Üniversitede uyulacak ahlak kuralları bir bir sayılır bu sözleşmede.
Bunların başında da örneğin kopya çekmemek, bilimsel hırsızlık yapmamak gelir. Üniversite deyince akla başka ne gelir? Elbette akademik özgürlük gelir. Özgürce düşünme, tartışma, sorgulama gelir. Farklı olana karşı hoşgörü ve tahammül gelir.
Özgürlüğün olmadığı, farklı düşüncenin yasaklandığı ya da sindirilmek istendiği yerde hiç bilim yapılabilir mi?
Elbette doğru dürüst yapılamaz.
Bu pencerelerden Prof. Kemal Alemdaroğlu'na ve rektörlük anlayışına bakıyorum.
Sadece olumsuzluklar öne çıkıyor.
Koca üniversiteyi bir siyasal parti gibi görüyor Alemdaroğlu. Üniversiteyi 'kışla'yla karıştıran bir hareket tarzı sergiliyor yıllardır. Mahkeme kararlarını fazla umursamıyor.
Kıbrıs diyorsunuz bir yanda vatanseverler, öbür yandan hainler... Avrupa Birliği diyorsunuz bir yanda kurtarıcılar, öbür yanda ülkeyi satmaya, parçalatmaya hazır olanlar... Türban diyorsunuz bir yanda laiklik şampiyonları, öbür yanda şeriatçılar... Ege'de barış diyorsunuz bir yanda elde silah Yunanistan'a yürümeye hazır olanlar, öbür yanda işbirlikçiler...
Akıl alır gibi değil.
Her şey siyahla beyaz!
Dostla düşman...
Böyle üniversite olur mu? Böyle rektörlük olur mu? (Bu arada rektörlük ve yönetim anlayışıyla ilgili olarak, Alemdaroğlu'nun mahkeme kararlarına ters düşen tavırlarını içeren bir rapor YÖK tarafından Çankaya Köşkü'ne gönderilmiş durumda)
Prof. Alemdaroğlu nasıl isterse öyle düşünebilir. İsterse rektörlük koltuğuna veda edip, kendi meşrebine uygun bir partiye girebilir, siyaseti öyle yapabilir.
Ama bir üniversiteyi bir parti, bir kışla gibi yönetmeye, akademik açıdan kısırlık kapanına sokmaya hakkı da yoktur, yetkisi de...
Prof. Kemal Alemdaroğlu'nun rektör olarak bugüne kadar çektiği çizginin siyasi ve ahlaki boyutu dahil özgür üniversite kavramına aykırı olduğunu düşünüyorum.
———————
* Konuyla ilgili olarak Neşe Düzel'in Radikal'de YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç (26.7.04) ve İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Gencay Gürsoy (2.8.04) ile yaptığı röportajlarla, Prof. Kemal Alemdaroğlu'nun Vatan'da çıkan demeci (23.8.04) ve İstanbul Tabip Odası'nın 26.8.04 tarihli açıklaması okunabilir.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|