|
Milliyetçiliğin sonbaharı
Geçen akşam Londra'dan gelen bir arkadaşımla Yunanistan - Türkiye futbol maçını izlemek üzere dışarı çıktık.
Arkadaşım, eski günlerdeki gibi, - hem de "Yunan'a karşı" oynanan - bir milli maçta yer gök inler sanıyordu.
Ama oturduğumuz "pub"da, ekranda maç olmasına rağmen kimse dönüp bakmıyor, müzik susmuyordu.
Hiçbir yere ay - yıldızlı bayrak asılmamıştı.
"Buralar sosyetik, sıradan bir birahaneye gidelim" dedik.
Ne de olsa milli hissiyat, zengin semtlerden, fukara mahallelerine indikçe artardı.
Fakat heyhat!
Orada da - seyirci biraz daha fazla olsa da - eski galeyandan eser yoktu.
Önceki hafta Trabzon'da oynanan maçta da, statta Türk bayrağından çok Gürcistan bayrağı olduğunu, Futbol Federasyonu Başkanı söylemişti. Başkan'a göre "Ülkemize milli takım ruhu ve heyecanını yerleştirmemiz gerekiyor"du.
Peki ne oldu da milli ruh çağırır hale geldik?
Spor sayfalarında mehteran kostümüyle Viyana kapılarını zorlayan şanlı topçumuz nereye kayboldu?
* * *
Sanırım bunun, Türk futbolunun mevzi kaybından çok, ulus - devletin
mevzi kaybıyla ilgisi var.
Görünen o ki, milli forma, toplumu sarmalamaya yetmeyecek kadar bollaştı.
Nicedir insanlar, vücutlarına tam oturan başka formalarla geziyor:
Kolejli, Galatasaraylı, Adanalı, Mülkiyeli, Fetullahçı, Rotaryen ya da Kedi Sevenler Derneği üyesi olmak veya bir internet grubuna üye yazılmak daha gerçek bir dayanışma ruhu sunuyor.
"Takım hissiyatı", "milli hissiyat"a galebe çaldığından, Fenerliler, Galatasaray'ın maç yaptığı Yunan takımını tutuyor; ya da tersi...
Küreselleşen futbol pazarı içinde iyi paralarla Avrupa takımlarında top koşturan futbolcular milli maçlara biraz da kerhen geliyor. Bireysel kariyer kaygısı, milli takım saygısının üzerine çıkıyor.
Seyirci de sırf "milli"dir diye kötü oynayan takımını alkışlamıyor.
Tanıl Bora'nın teşhisiyle ("Dur Tarih, Vur Türkiye", "Futbol ve
Kültürü" derlemesi içinde / İletişim, 1993, s. 235) "Kutsal milli takım
dünyevileşiyor, millet kulüpleşiyor, milli heyecan özelleşiyor".
* * *
Formalarda ay - yıldız küçülürken, göğüsteki sponsor markalarının büyümesinde de aynı eğilimi gözlemek mümkün.
Ticaret, milliyet karşısında mevzi kazanıyor.
Trabzonluların Ruslarla ilişkisinin milli takımla ilişkisinden çok daha sıcak olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?
Belki daha önemlisi şu:
Milliyetçilik, karşıtıyla var olan, "öteki"ne duyulan nefret sayesinde kök salan bir akımdı.
Gel gör ki, Türkiye son zamanlarda "düşmansız" kaldı.
Yunan tehdidi yok. Rusya, Suriye, Ermenistan öcüsü gitti. PKK bitti.
Irkçı heyecanı şahlandıran öfke dalgaları dindikçe, "savaş nedeni" kırmızı çizgiler de silikleşiyor ve kör fanatizm, yerini evrensel başarıyı, ulusal böbürlenmeye yeğleyen bir akılcılığa terk ediyor.
Milliyetçiliğin sonbaharındayız.
Kuru hamaset yaprak döküyor.
can.dundar@e-kolay.net
|
|