|
 |
|
|
Esas sorun zina değil ifade özgürlüğü engeli
Başkaya, "İfade özgürlüğünü engelleyen TCK 159 kaldıkça demokratikleşmeden söz edilemez. Zina bu sorunun yanında devede kulak kalır. 159. madde toplumun geleceğini karartıyor" diyor
SOHBET ODASI - DERYA SAZAK
Kimdir?
Fikret Başkaya (Denizli, 1940) SBF İktisat Maliye bölümünden mezun oldu. Paris ve Poitiers üniversitelerinde emperyalizm, azgelişmişlik ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerinde çalıştı. Bolu İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi iken yazdığı 'Paradigmanın İflası' adlı kitabı nedeniyle cezaevine girdi. 'Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı'nı kurarak, 'Özgür Üniversite' adı altında bilimsel çalışmalarını sürdürüyor. 'Yeni Paradigma Oluşturmak' diye bir kitabın hazırlığı içinde. Yakında 'Çığrından Çıkmış Dünya' adlı bir kitabı çıkacak.
Meclis'te bu hafta görüşülmeye başlanacak 1926 tarihli Türk Ceza Yasası tasarısı, 'reform' niteliğinde görülmekte. Ancak, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki en büyük engel sayılan ünlü 159 / 1 maddesi dahil 'faşizm dönemi' İtalya'sından kalma bazı hükümleri de koruyor. 'Paradigmanın İflası' adlı kitabınız nedeniyle 1991'de DGM'de yargılanmış ve 20 ay hapis yatmıştınız. Yine mahkemelerdesiniz. TCK tasarısı 'zina' nedeniyle gündemde. Bu tartışma özgürlükler meselesini gölgeliyor mu? AB sürecinde düşünce suç olmaktan çıkmayacak mıydı? Siz neyle suçlanıyorsunuz?
Halen 11 yıl önce yazdığım iki yazıdan TCK'nın 159 / 1. maddesine göre, devletin ve TSK'nın manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif ettiğim suçlamasıyla yargılanmaktayım.
Bu madde 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'ndan, 1926'da TCK'ya aktarılan ve 'kutsal devlet' anlayışını dayatan bir maddedir. İtalya'da faşizmin geçerli olduğu 1930'lu yıllarda yapılan değişiklik, TCK'ya da yansıtılmış, maddenin kapsamı sürekli genişletilmiştir. Devleti kutsayan, bireyi yok sayan bu madde totaliter - otokratik zihniyetin ürünüdür.
Demokratik değerlerin geçerli olduğu bir rejimde devlet bir amaç değil, araçtır. Yazık ki Türkiye 'eski rejim'in mirası olan 'kutsal devlet' anlayışıyla hesaplaşabilmiş değildir.
Şimdilerde devlet aygıtına - yargı sistemi dahil - sirayet eden çürümenin asıl nedeni, özgür tartışmanın yasaklanmış olmasıdır. Eleştiriye kapalı bir rejim, ne modernlik, ne demokratiklik iddiasında bulunabilir ve 'hukuk devleti' sayılabilir.
Cumhuriyet'in 81'inci yılında devlet niye kendini güvende saymıyor? Siz de 'resmi tarih' eleştirisi yaptığınız için üniversiteden alınıp cezaevine girdiniz. 'Tehlikeli' sayılan görüşlerinizin özü neydi?
Resmi tarihe itirazım var. Her şey 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla başlamıyor. 1908 devrimi önemli bir kırılmadır, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde Tanzimat'ın ilanıyla 1923 arasındaki süreci doğru okumalıyız. 1913'ten itibaren Mahmut Şevket Paşa suikastıyla İttihatçılar otokratik bir rejim kuruyorlar, aynı zamanda burjuva toplumunun önünü açan gelişmeler yaşanıyor 19. yüzyılda. Dolayısıyla Türkiye'deki yönetim zihniyeti 1913 suikastı sonrası oluşan çerçeve içinde gelişiyor. Mustafa Kemal o süreçte sahneye çıkıyor. 1923'te tarihi yapanlar, aynı zamanda tarihi yazanlar olduğu için bugünkü 'resmi tarih' ortaya çıktı.
Demokratik zihniyette 1923'te bir değişiklik olmadığı gibi, 1950, 1960, 1971 ve 1980'de de yok. 'Kutsal devlet' anlayışı kaldığı yerden yoluna devam ediyor. Bu zihniyet 2004'te de var. Çünkü sivil olmak sadece kıyafetten ibaret değil ki, üniformalı üniformasız, asker olmayan, düşüncede militer bürokratik kadro var, bunlar 'iktidar odağı'nı oluşturuyor. Bu kadronun mantığında devleti kutsamak var. Benim şimdi yargılandığım TCK'nın 159. maddesi de bu amaçla konulmuş. İfade özgürlüğünün temeli siyasi kararları alanları eleştirmek değil midir? Bunu yapamayacaksınız ama filanca mankenin saçı niye böyle diye tartışacağız.
TCK reformu diye zinayı tartışıyoruz.
İdeolojik manipülasyon var, esas sorunlar gözden kaçırılıyor. TCK 159 / 1 kaldıkça demokratikleşmeden söz edilemez. Bu durum Sicilyalı bir düşünürün deyişini hatırlatıyor: 'Hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştirmek gerekiyordu.' Özgür Üniversite olarak bir açıklama yaptık ve benim milletvekillerine yazdığım bir mektup var. Meclis Başkanı'na yollayacağız. Zina da sorun ama TCK 159 / 1 yanında devede kulak. Eşlerden birisi aldatırsa gider mahkemede boşanırsın. Öteki toplumun geleceğini karartıyor.
Devletin manevi şahsiyetine zarar verdiği düşünülen yazılarınızın içeriği neydi?
Biri enflasyonla ilgiliydi, 11 yıl önce yazılmış; bir yerinde şöyle deniyordu: "Şu kadar hükümet geldi geçti, bunlara işkenceci generallerin hükümeti de dahildir, ama hala bir türlü bir şey yapılmıyor. Enflasyon bir afet değil ki, bugün düştüğüne göre isteyerek sürdürüldü demektir."
Sivas katliamıyla ilgili yazımda da, 'devletin eseridir' anlamına gelen cümle vardı.
TCK tasarısı, bir zihniyet değişikliğinin tezahürü değil. Eski kanunun tozunu alıyorlar. Düşünceye, ifade özgürlüğüne radikal yaklaşım yok, bunlar oyalamaya dönük, rötuş ve makyajlar.
Geçen hafta TCK 159'dan mahkemeye çıkana kadar, 'reform paketi'nin düşünce suçları yeterince tartışılmıyordu, zinaya kilitlendik.
Dünyanın başka yerlerinde CHP gibi sosyal demokrat olduğunu söyleyen partiler en çok böyle şeylerle uğraşır, zina tuzağına düşmezler.
Kitap niye bu kadar tepki çekti?
Türkiye'de bağnaz bir ideolojik egemenlik, resmi tarih egemenliği var. Bunu sorgulayan, sistemi cepheden karşısına alan bir kitap yazdığınız zaman hakkınızda 20 çeşit dava açabilirler. Kürt meselesinden soruşturma açıldı. Avukat savcıya, 'Bunu yazan bir akademisyen, araştırma yapmış yazmış' diyor. Yok, diyor savcı, 'Hem devletten maaş alacaksın, hem de karşı olacaksın.'
Kürt sorununa bakış açınız nasıldı?
Cumhuriyet'in kuruluşundan beri Kürtlere yönelik inkarcı siyaseti teşhir ettim. Yargılandım ve 20 ay Haymana Cezaevi'nde yattım. 41 milyon lira da para cezası verilmişti. Ona çok kızmıştım. Hem hapsedip hem de para cezası Ortaçağ'a ait bir şeydir. AİHM Türk hükümetini, ifade özgürlüğünü engellemekten mahkum etti. Özgür Üniversite'nin bastığı 'Paradigmanın İflası'na aynı bölümden aynı kanun maddesine göre aynı gerekçeyle dava açıldı. Savcıya dedim ki; AİHM kararı var, bunun altında kalırsınız.
AKP dinci değil, dünyacı mal mülk peşindeler
Doç. Başkaya, "Erdoğan'ın nesi tehlike olsun. IMF'ci. Belki daha Amerikancısı gelmedi. Neoliberal, daha ne isteniyor? Cuma namazlarına gitmek dışında meseleleri yok" dedi
AKP'ye güvensizlik CHP'yi ayakta tutmaya yetmez mi? AKP'ye devletin bakış açısı belli...
O kanaatte değilim. AKP'liler dinci değil, dünyacı. Dindar adam, bu dünyanın malına itibar etmez. Bunlar mal mülk peşinde. Aslında tehlike falan yok. Erdoğan'ın nesi tehlike olsun, Amerikancı, IMF'ci... Belki de hiç bu kadar Amerikancı bir iktidar gelmedi. Neoliberal, daha ne isteniyor? AKP'lilerin cuma namazlarına gitmek dışında meseleleri yok. Erdoğan, daha light Erbakan.
AKP'ye güvensizliğin temelinde, 'İslam projesi'nden kaynaklanan laiklik kaygısı var.
Onu bahane ediyorlar. Merkeze karşı olan her şey din olsun, komünizm olsun, liberalizm olsun hepsine karşı bir güvensizlik var. Türkiye'deki ikili iktidar yapısını dikkate almadan olayları yorumlayamazsınız.
Bence asıl, devlet partisi Türkiye'nin AB'ye girmesini istemiyor! 12 bin faili meçhul var. Hadi diyelim ki birkaç olayda polis yakalayamaz. Katliam olmuş. AB normlarında bunun hesabını sorarlar. Burjuva hukukunun standartları gelecek. Anayasa'ya 12 Eylül'ün hesabı sorulmaz diye madde koyamayacaksınız. Türkiye AB'ye üye olursa 'devlet darbesi'nin ayrıcalıkları, imtiyazları kalkacak. Devlet bunu istemez, onun için AB süreci dolaylı yollardan sabote ediliyor.
Avrupalılar da Türkiye'yi içine almak istemiyor. 200 yıldır süregelen oyalama bitmeyecek. Avrupa sorunu, iki yüzlülüğün kesişme noktasındaki bir sorundur. Avrupa projesi bir Amerikan, Atlantik projesidir. İngiltere'yi kuzeyden soktu ABD, şimdi Türkiye'nin de girmesini istiyor. Her genişleme AB için aslında bir felakettir.
Devletin resmi görüşünde esneklik yok
1990'larda Kürt sorununa bakış açınızda, aradan geçen 10 - 15 yıl sonunda bugün bir değişiklik oldu mu? Terör geride kaldı, AB sürecinde önemli adımlar atıldı, bölgede daha demokratik ve ılımlı bir iklim var. Kürtçe yayın başladı. Son olarak Leyla Zana ve DEP milletvekilleri serbest bırakıldılar.
Kürt sorununa bakışta, kısmi açılımlar dışında hiçbir değişiklik olmadı. Devletin resmi görüşünde bugün de esneklik yok. Avrupa'nın baskısıyla birtakım rötuşlar yapmaya mecbur oluyorlar ve bunu kerhen yapıyorlar. 1930'larda Kürt sorununa yaklaşım neyse, bugün de odur! Biraz retorikte değişiklik olabilir ama zihniyet aynı; Türkiye'deki rejimin 'ikili iktidar' yapısı var. Gerçek ve görünen iktidar odakları bulunur. Gerçek iktidar odağını 1913'ten beri 1950'ye kadar 'devlet - parti - hükümet' özdeşliği oluşturuyor. 1946 - 50 sürecinde bu yapıda bir değişiklik oluyor. O zaman asıl devlet partisi dediğim kesim, yönetimi taşerona vermeye başlıyor. Aksi halde yoksulluktan, baskıdan sıkışmış toplum metan gazı gibi patlayacak. Devlet bakıyor, bu partiler işine gelmiyorsa, sözleşmesini feshediyor. 1960'ta, 71'de, 80'de ve 28 Şubat sürecinde bu oldu.
Sol, Stalinizm ve Kemalizm melezi
Sol niye iktidar olamıyor?
Sol, bir kere sol değil. Devlet partisinin uzantısı olarak, resmi tarih ve resmi devletle hesaplaşamadığı zaman kitleyle bütünleşme şansı yok. CHP'nin adından başka halkla ilişkisi kalmadı. CHP'nin miladı 1950 seçimlerinde dolmuştu. CHP, 1960'larda Türkiye'de sol yükselirken sol potansiyeli mahvetmek, eritmek için kullanıldı. Artık bundan sonra hiç ihtiyaç yok.
CHP dışındaki sola nasıl bakıyorsunuz?
Türkiye'deki sol, Stalinizm ile Kemalizmin melezlenmiş bir versiyonudur. Türkiye'deki solcuların çoğunluğu Atatürkçü, Kemalist. Türkiye'de sol, resmi ideolojiyle hesaplaşmadan, ne sol olur, ne de muhalefet. Toplum şu anda Alzheimer hastası gibi. TCK'nın 159 / 1 maddesi, insanların gerçeği öğrenmesini engellemeye yönelik.
|
|
|

|