|
Telafer'de ne oluyor?
Soruyu tam da böyle sordum: "Telafer'de ne oluyor?" Telefon hattının öbür ucundaki Pentagon yetkilisi, hiç duraksamadan, "Uzun bir zamandan beri olması gereken oluyor" dedi.
Sözlerini "Telafer'in yeni bir Felluce'ye dönüşmesi engelleniyor" diye sürdüren yetkili, sivil halka yönelik bir Amerikan harekatının söz konusu olmadığını, "bölgede denetimi ele geçirmeye çalışan ve son haftalarda saldırılarını artıran terörist grupların hedef alındığını" savundu. Sorularıma rağmen, harekata ilişkin ayrıntı vermeyen yetkili, "hedef alınan teröristler arasında, Suriye'den ve Felluce'den gelenler olduğunu" söyledi.
Telafer Hastanesi Başhekimi'nin harekatta çok sayıda çocuğun öldüğü yolundaki açıklamasını hatırlattığımda, Pentagon yetkilisi, sivillerin kaybından "üzüntü duyduklarını," ancak harekatın "Telafer halkına karşı" gibi algılanmasının "derin bir hata" olacağını vurgulamakla yetindi.
Biz bu konuşmayı yaparken, Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı Tel Afer konusunda henüz aramamıştı.
Önceki akşam gerek Gül'ün Litvanya'daki açıklamalarından gerekse Türk diplomatlarının basına verdiği bilgilerden anlaşıldı ki, Ankara Telafer'le ilgili kaygısını Washington'a çok net ifadelerle iletmiş durumda.
Çatışan iddialar
Meselenin Türk - Amerikan diyaloğuna yansımasına bakmadan önce, ABD'nin Telafer'de gelinen noktayı nasıl açıkladığını, biraz daha ayrıntıya girerek aktarmak istiyorum. Amerikan tezlerini bilmekte ve Telafer konusunda Türk medyasına egemen olan yorumlarla kıyaslamakta yarar var.
Önce, Musul'a 45 km. uzaklıktaki, nüfusu Şii Türkmen ağırlıklı Telafer kasabasına yönelik Amerikan hava saldırıları konusunda Irak Türkmen Cephesi'nin ne dediğini hatırlayalım.
Örgütün Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı'nın dünkü Hürriyet'te yayımlanan demecinden:
"Telafer Irak'ta hiçbir olayın çıkmadığı nadir yerlerden birisiydi. ABD durup dururken 'Şii lider Mukteda El Sadr'a bağlı güçler buraya geldi' diye bir bahane uydurdu."
Muratlı, bu bahane sayesinde, Kürt peşmergelerin Telafer'de, ABD yardımıyla "Türkmen katliamı" gerçekleştirdiğini öne sürüyor. Muratlı'ya göre amaç, Türkmenler'i Telafer'den uzaklaştırıp oraya Kürtler'i yerleştirmek.
ABD kaynaklarından verilen bilgi ise, Telafer'de "terörist" saldırıların son dönemde istikrarlı biçimde tırmandığı yönünde.
Bağdat'ta Koalisyon Güçleri'nin Basın Bürosu'ndan, Musul'da ise Olympia Görev Gücü'nden son aylarda yapılan açıklamalarda, Telafer'den sık sık "Irak'a sızan teröristlerin barınağı" diye söz edildi.
Irak Türkmen Cephesi'nin 'Telafer, ABD saldırısına kadar sakin bir yerdi' teziyle taban tabana çelişen bu açıklamalar, kasabada üslenen "terörist grupların burada görevli Iraklı polisleri etkisizleştirdiğini de" savunuyor.
Koalisyon Basın Bürosu'na göre, bu gruplar özellikle son iki haftada, gerek koalisyon askerlerini ve Irak güvenlik güçlerini, gerekse Telafer halkını hedef alan "sayısız" saldırı gerçekleştirdiler.
Söz konusu grupların "roket-atar, havan topu ve el bombası da" kullandıklarını belirten Büro, ABD açısından harekatın stratejik merkezinin, Telafer'i çevreleyen yol olduğuna dikkat çekiyor.
Büro'nun iddiası, milislerin Telafer'deki Al Hüda Camii'nde üslendikleri ve gerek bu camiiden, gerek başka binalardan çevre yolunu sürekli ateş hattında tutarak, kasabaya giriş çıkışı denetledikleri yönünde; Amerikan harekatı da esasen bu yolun ve kasabaya giriş çıkışların denetimini yeniden ele almaya yönelik.
Telafer'deki çatışmalarda bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğü, bir Stryker zırhlı aracının ise roket - atar saldırısı sonucu kullanılmaz hale geldiği de yine ABD'li askeri yetkililerce açıklandı.
Şii - Sünni dengeleri
Acaba Telafer'de üslendiği söylenen ve ABD'nin "terörist" ya da "Irak karşıtı güçler" olarak tanımlamayı yeğlediği bu grupta kimler var?
Olympia Görev Gücü'nün Sözcüsü Yarbay Paul Hastings'e göre, Telafer'deki "Irak karşıtı güçlerin sayısı 250 ila 300 arasında."
ABD diplomatları, bu grupta Mukteda El Sadr yanlısı Şii Araplar'ın ve bazı Türkmenler'in olduğunu belirtiyorlar. Yazının başında açıklamalarını aktardığım Pentagon yetkilisinin, "Suriye ve Felluce'den sızanlardan" dem vurması ise, olaya kritik bir Sünni boyutu katıyor.
Bu boyut, Telafer'in koalisyon güçlerine karşı bir ayaklanma üssü yapılma çabasının yanı sıra, Sünni kenti Musul'a yakın bu Şii kasabasının, Şii - Sünni dengeleriyle oynamak isteyenlerin hedefi haline gelmesini de olası kılıyor.
Öte yandan ABD'li kaynaklar, Telafer harekatının, kasabada Irak yönetimine bağlı güçlerin denetiminin sağlanması amaçlı pazarlıkların çökmesi üzerine başladığını vurguluyorlar.
Bu pazarlıkların, bizzat Nineveh Valisi Duraid Kaşmula tarafından, bölgede nüfuzu olan cemaat liderleri ve şeyhler ile yürütüldüğü, ancak kente sızan grupların ateşkes telkinlerini dinlemediği belirtiliyor. Bu arada, Kaşmula'nın oğlu, geçen salı günü arabasına ateş açılarak öldürüldü. Kaşmula'dan önceki önceki Nineveh Valisi de Kaşmula'nın kuzeniydi ve iki ay önce öldürülmüştü.
Kürtler ve PKK
ABD'li yetkililer, Telafer harekatına Irak güvenlik güçlerinin de katıldığını belirtiyorlar.
Türkmen Cephesi'nin, peşmergeler üzerinden ve kasabayı Kürtleştirme amaçlı bir operasyon yürütüldüğü iddiası ise, Washington'ın Kerkük ve Musul konusunda, bundan önce defalarca reddettiği iddialara benziyor ve ABD tarafından kesin bir dille yalanlanmaya aday. Telafer'de yerleşik Kürt nüfusunun bulunmaması, bu iddianın gücünü azaltıyor.
Buna karşın, Ankara'nın gerek Irak'taki PKK varlığı, gerekse Iraklı Kürtler konusundaki rahatsızlıklarının, Gül'ün Powell'a telefonda ilettiği Tel Afer tepkisinin geri planını oluşturduğu da kesin.
Türkiye'nin, Telafer'de ölen sivil Türkmenler konusundaki hassasiyeti de, bu hassasiyetin Washington'a iletilmesi de çok doğal. Powell'ın Gül'ün uyarısına verdiği karşılık ise, 'sivillerin gözetilmesinde azami özen' teminatını içeriyor.
Ancak Türkiye kamuoyunun, bir yandan KDP lideri Mesud Barzani'nin "Kerkük için savaşırız" açıklamasına tepki duyarken, bir yandan da Tel Afer'de "Türkmen soykırımı" yapıldığına varan iddiaları sindirmesi kolay değil.
Irak keşmekeşinde neyin ne olduğunu anlamak, "Telafer'de ne oluyor" sorusunun yanıtını vermek zor.
Böyle bir ortamda, kamoyunu tek kaynaklı ve kışkırtıcı haber - yorumlarla pompalamak, sonuçları da, sorumluluğu da çok ağır olabilecek bir hata. Resme çok yönlü bakabilmek zorundayız. Hükümete de, medyamıza da büyük görev düşüyor.
ycongar@erols.com
|
|