|
 |
|
|
Hızlı büyüme süreci sürdürülebilir değil
Büyük ölçüde yurtdışından gelen ve hızla da çıkma kabiliyetine sahip kısa vadeli yabancı tasarruflarla finanse ettiğimiz hızlı büyüme sürecinin sürdürülebilir olarak görmüyorum
Geçtiğimiz hafta açıklanan büyüme rakamları bu yılın ilk yarısında olağandışı hızlı büyüdüğümüzü gösteriyor.
Geçen yılın sonunda yüzde 5.8 olan GSYİH yıllık büyüme hızı bu yılın birinci yarısının sonunda yüzde 8.5'e ulaşmış. Sadece 6 ay içinde artış hızının bu şekilde yükselmesi - ciddi bir daralma sonrasında yaşanmıyorsa - ekonomik dengelerde bozulmaya yol açar. Bu ya fiyatlarda bir artış ya dış açıkta bir yükselme, ya da ikisi birlikte olmak üzere kendini gösterir. Ülkemizde de önemli ölçüde dış denge bozulmuştur.
Yandaki grafikte büyüme hızındaki gelişme ve talep unsurlarının büyümeye katkısı yer almaktadır.
İç talep kaynaklı hızlı artış
Son altı ayda yaşanan ekonomik aktivitedeki hızlı artış tamamen iç talepten kaynaklanıyor. Burada özel tüketim ve özel yatırımların hızla artan katkıları büyümeyi körüklüyor. Kamu kesiminin büyümeye katkısı uzunca bir süredir azaltıcı yönde. Kamu talebinin alt bileşenlerine bakıldığında, maaş ve ücret ödemelerinin geçen yılın sonunda ve bu yılın ilk çeyreğinde 0 puan olan büyümeye katkısının ikinci üç aylık dönemde 0.1 puana yükseldiği, buna karşılık cari ve yatırım harcamalarının negatif katkısının devam ettiği görülüyor. Mali uyumun kalitesi sorun olmaya devam ediyor.
Dış talebin büyümeye olan negatif katkısındaki sürekli artış ise dikkatle izlenmesi gereken bir husus. Hızlı iç talep artışına dayanan büyüme süreçleri dış borcu yüksek olan ülkelerde her zaman sıkıntı yaratmıştır. Yurtdışından borçlanmanın - özel ve kamu kesimi toplam olarak - hızlanması borcun çevrilebilirliği endişelerini her an gündeme getirebilir.
Sürdürülebilirlik ekonomik gelişmelerin, ekonomi politikalarında radikal bir değişikliğe ihtiyaç duyulmadan, devam etmesidir. Büyük ölçüde, yurtdışından gelen ve hızla da geri çıkma kabiliyetine sahip, kısa vadeli yabancı tasarruflarla finanse etmekte olduğumuz bu hızlı büyüme sürecini - TCMB'nin son açıklamasındaki uyarısına rağmen "geçmiş alışkanlıklar" çerçevesinde bakmaya devam ederek - sürdürülebilir görmediğimi ifade etmeliyim.
Yine aynı açıklamada yer alan "içsel olarak tutarlı bir programın öngördüğünün çok üzerinde bir büyüme sürecine girilmesi" ifadesini bankanın bu konudaki "örtük" endişesinin bir göstergesi olarak yorumluyorum.
Dalgalı kur rejimlerinin gelişmekte olan ekonomileri şoklar karşısında daha dayanıklı hale getirdiği önerisi, kurların cari dengedeki gelişmelere uyum sağlayacağı beklentisini de içeriyor.
2003'de uluslararası sermaye hareketlerinin gelişmekte olan piyasalara yeniden yönelmesi ve bu ülkelerde, cari açıklara rağmen, yerli paranın değer kazanma süreci bu beklentinin çok da gerçekçi olmayabileceğini gösteriyor. Bu aynı zamanda sermaye hareketlerindeki ani duruşların dolarize olmuş ekonomilerde dalgalı kura rağmen sorun olabileceğini de gösteriyor. Dolayısıyla yerli paranın aşırı değer kazandığı ekonomilerde kısa vadeli sermaye girişiyle finanse edilen hızlı büyüme endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Faiz indirimi talebi kısabilir
Özel kesimin inşaat yatırımlarında sınırlı artışlara karşılık makine teçhizat yatırımlarında büyük bir sıçrama var. Bu süreç istihdamdaki sınırlı artışla birlikte ele alındığında, emeğin verimliliğindeki artışların ne ölçüde üretim kapasitesine yansıdığı da tartışılması gereken bir konu. Dolayısıyla hızlı büyümenin - gıda dahil, gıda hariç, enerji dahil, enerji hariç enflasyon tartışmalarına girmeden - enflasyonu ekilemeyeceğini söylemek de oldukça güç.
TCMB'nin faiz indirme gerekçeleri biraz zor hazmediliyor. Ancak TCMB'nin büyüme verilerinin yayımlanmasından önce yaptığı beklenmeyen faiz indirimi, talebi kısıcı bir etki yapabilir. AB ve IMF ile anlaşma süreçlerinde sona yaklaştıkça yabancı yatırımcıların ekonomiyle ilgili beklentilerine aşırı iyimserliğin hakim olması kaçınılmaz. Faizlerin oldukça yüksek kaldığı bir ortamda faizlerde aşırı düşme ve buna bağlı olarak elde edilebilecek yüksek sermaye kazancı beklentisi kısa vadeli sermaye girişini ve bununla desteklenen talep artışını çok artırabilirdi. Erken gelen faiz indirimi bu marjı daraltarak kırılganlığı artırıcı etkiyi azaltabilir.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|