
|
|
|
 |
|
|
İşe ağlayarak başladı, şimdi yüzü gülüyor
Eritme peynir piyasasının yüzde 80'ine hâkim olan ve yıllardır basına kapılarını açmayan Karper'le ilgili son haberler, 1971 tarihli. Aradan 33 yıl geçmiş. Karper, sessiz sedasız büyümüş. Kapılarını yıllar sonra ilk kez Busıness'a açan Karper, Selpak, Gıllette (jilet), Orkid, Kot gibi ürüne adını veren markalardan biri. Hikâyesini kurucusu, büyük ortağı Hayk Arslan anlatıyor. Varlık Vergisi nedeni ile ailesi sıkıntıya düşünce okulu bırakmak zorunda kalan Hayk Arslan, babasının işinde çalışmaya başlamış. Okulu bıraktığı için iki ay ağlamış. Peynir ile tanışması da baba işi peynir komisyonculuğundan geliyor. Bir anlamda Karper'in kuruluşuna giden süreci Varlık Vergisi başlatmış. Tek makineli küçük bir atölyenin yerinde şimdi, 80 dönüm kapalı alanlı, modern bir fabrika var
EYLEM TÜRK
"Kadın usulca sordu: - Bana bir kutu Karper verebilir misiniz? Tezgâhtar ani bir hareketle raftan aldığı yuvarlak kutuyu uzattı kadına.
Kadın elinde evirip çevirdiği kutuyu tezgâhtara tekrar uzatıp,
- Ben sizden Karper istemiştim, dedi.
Tezgâhtar öfkeli bir ses tonuyla yanıt verdi:
- Bacım, size karper verdim zaten.
Kadın ısrar etti:
- Beyefendi bu Karper markası değil. Siz bana başka markalı bir eritme peyniri verdiniz.
Tezgâhtar ısrar etti:
- Siz bilmiyorsunuz bacım. Karper bu tip peynirlere deniyor...
Bu ve benzeri bir durum, pek çok tüketicinin başına gelmiş olabilir ama yukarıda anlattığımız olayı, bizzat Karper Peynirleri'nin sahibi Hayk Arslan'ın kızı Anı Pekküçük yaşamış. Pekküçük, sonunda pes etmiş ve tezgahtarın Karper olarak 'andığı, bildiği' üçgen peyniri satın almış ve gülerek şarküteriden çıkmış.
Anı Pekküçük, "Tezgâhtar yanılmıştı. Bana verdiği ürün, evet üçgen şeklinde eritme peyniriydi ama markası Karper değildi. Haksız da sayılmazdı çünkü Karper de ismini ürüne veren markalardan birisi" diyor.
Selpak, Gillette (jilet), Orkid, Kot, Jeep (cip) gibi ürüne adını veren markalardan birisi olan Karper, piyasada üçgen şeklindeki eritme peynirlerinin genel olarak bu adla anılmasına sebep olmuş.
Biz de bu markanın ardında yatan öyküyü merak ettik ve Karper'in kapısını çaldık. İlk durağımız Rami Kuru Gıdacılar Çarşısı oldu. Ön tarafında peynir kutularının sıralandığı bir dükkanda, markanın kurucusu Hayk Arslan ile buluştuk. Arslan'ı öyküyü anlatması konusunda ikna etmem epey zaman aldı.
İlk defa söyleşi yapacağı için heyecanlıydı. Uzun uzun sohbet ettikten sonra, "Tamam" dedi, "Çorlu'daki fabrikamıza gel, röportajı yapalım..."
Söyleşiye ikna etmenin sevinciyle ayrıldım Rami'den. Tam bir hafta sonra sabah saatlerinde Karper'in Çorlu tesislerindeydik. Hayk Arslan etrafında yüzlerce çam dikili geniş bir arazide kurulu fabrikanın kapısında karşıladı bizi.
Heyecanı hâlâ geçmemişti. Ardından kızı Anı Pekküçük ve torunu Selin Panosoğlu geldi yanımıza. Birlikte binanın üst katındaki toplantı odasına geçtik. Pencereleri ayçiçeği ve buğday tarlalarına açılan bu odada başladık sohbete.
Traş sabununa gel!..
1930 İstanbul doğumlu olan Hayk Arslan'ın ailesi de İstanbullu. Babası uzun yıllar Eminönü Balık Pazarı'nda pastırma komisyonculuğu yapmış. Hayk Arslan ise çalışmaya ilkokuldayken başlamış. Yaz tatillerinde berberde, manavda, terzide çırak olarak çalışan Arslan, okul döneminde de arkadaşlarına çikolata ve resim kartonu satarak harçlığını çıkarmış.
"Ortaokula başladığım zaman kuyumcularda çalıştım. İşportada traş sabunu dahi sattım. 'Traş sabununa gel, Paris'ten geldi bunlar!..' diye bağırdığımı hatırlıyorum. İşportada gözlük, ithal tabak, akla ne gelirse sattım. Satmadığım bir şey kalmadı. Öyle ki bayramlarda mendil bile sattım. İki sepetim vardı o zamanlar. Bir de çırak tutmuştum. İkinci sepeti çırağıma verirdim, o bir köşede ben bir köşede satardık. Beni es geçen müşteri ona gitsin diye düşünmüşüm demek ki. O günlerde mendiller önemliydi tabi" diye anlatıyor.
Varlık Vergisi'nden okuyamamış
1940'lı yıllar Arslan ailesi için zor yılların başlangıcı olmuş. 1943 yılında uygulanan Varlık Vergisi'yle maddi sıkıntı içine giren aile, varını yoğunu yitirmiş. Vergi uygulamasından tam bir yıl sonra, yani 1944 yılında ortaokuldan mezun olan Hayk Arslan, ailesinin girdiği bu maddi darboğaz sebebiyle okulunu bırakmış. Babasına destek olmak amacıyla Eminönü'nde pastırma ve peynir komisyonculuğuna başlayan Arslan için, okulunu bırakmak hiç de kolay olmamış. "Tam iki ay ağladım. Okuldayken başarılı bir öğrenciydim. Özellikle matematik dersinde birinciydim. Varlık Vergisi okulu bırakmama neden oldu, ancak yatırım yapmama engel olamadı" diyor. Varlık Vergisi, bir anlamda Karper'in doğuşunu hazırlayan sürecin başlangıcı olmuş.
İlk markaları 'Kars'
Babasının dükkânında uzun yıllar çalışan Arslan'ın, bu süre içinde yolu sık sık Kars'a düşmüş. Kars'a gidip peynir alan Arslan, 15 yaşındayken Karslı peynir tüccarları ile ahbap olmuş.
1964 yılında kendi şirketini kurmaya karar veren Arslan, eniştesi Kevork Santalu'yla birlikte peynir üretimine girişmiş. Dolapdere'de 200 metrekarelik bir dükkânda Kars markasıyla peynir üretimine başlayan Arslan, "O dönem tek makinemiz vardı. Altı kişiyle üretim yapmaya çabalıyorduk" diyor.
Şirketi kurduktan sonra sık sık yurtdışına çıkan Arslan, bu sayede işlerini nasıl geliştirebilecekleri konusunda araştırmalar yapmış. İki yıl sonra, yani 1966 yılında, 'Kars Peyniri'ni kısaltarak "Karper" olarak değiştirmişler.
"Markamızı hemen tescil ettirdik. Reklama ağırlık verdik. Sinemalara, tiyatrolara, otobüslere reklamlar verdik. İlk yıllarda hiç para kazanmadık diyebilirim. Sadece reklam harcaması yaptık. Bu arada "Kars" markası ile peynir üretimine de devam ediyorduk" diyor.
Arslan, konu Karper'e gelince ayağa kalktı. Mağrur bir ifadeyle "Tesisi gezme vakti geldi. Karper'i nasıl ürettiğimizi görün" dedi.
Bone ve galoşları takma vakti
80 bin metrekare arazi üzerine kurulan tesisin ilk olarak reçel üretim bölümüne gittik. Girmeden önce başımıza bone, ayaklarımıza galoş takmamız konusunda uyarıldık tabi.
Etrafa mis gibi kayısı kokusu yayılmıştı. Öğrendik ki makinede o gün kayısı reçeli kaynatılıyormuş. Hayk Arslan, Karper markasıyla eritme peynir dışında, tereyağı, reçel gibi kahvaltılık üretim de yaptıklarını anlattı.
İkinci durağımız tereyağı üretim bölümü oldu. Takdir edersiniz ki bu bölüm de mis gibi tereyağı kokuyordu.
Ardından ambalaj bölümünü gezdik. Üçgen Karper peynirlerinin o bildik yuvarlak plastik ambalajları da bu tesiste üretiliyormuş.
Şirket kurulduğu dönemde ambalajlar dışarıdan alınıyormuş. Ancak ambalaj firmaları yüksek maliyet çıkarınca Hayk Arslan, plastik kutu üretimi yapmaya karar vermiş. Birkaç fotoğraf çekiminin ardından 'asıl' bölüme yani Karper peynirin üretim bölümüne geldik.
İşçiler bizi görünce önce bir süre duraksıyor, ardından işlerine koyuluyorlardı. Burada ise enfes bir peynir kokusu duyuluyordu. Öğrendik ki Karper eritme peynirinin hammaddesi, Kars gravyeri, Kars kaşarı, Trakya kaşarı ve beyaz peynirmiş. Bu dört peynir lezzet veriyormuş Karper'e. Belli ölçülerde makinelerde eritilen peynirler yine makinelerde ambalajlanıyor.
Hayk Arslan, "Hammaddemiz değerli peynirlerden oluşuyor. Bunlar piyasada satılan birinci kalite peynirler. Bu peynirleri Kars'tan getirtiyoruz. İyi hammadde koyarsanız, iyi ürün çıkar. Basit bir kural bu" diyor.
Şirket kısa bir süre önce dilimli eritme peynir üretimine de girmiş. İsviçre'den getirilen bir teknolojiyle dilim peynirler tek tek poşetleniyormuş. Hayk Arslan, bu bölüme geldiğimizde daha da heyecanlanıyor. Gururla anlatıyor makinenin marifetlerini:
"Dilim peynirleri öyle bir arada satmıyoruz biz. Hepsi tek tek poşetleniyor. Böylece bir tane kullansanız da diğerleri bozulmuyor. Bu ürünümüz tostlarda, kanapelerde, pizzalarda, çorbalarda rahatça kullanılabilir."
Karper fabrikasındaki üretimin ortak özelliği 'hiç el değmeden' yapılıyor olması. Hatta üretim teknoloji ağırlıklı yapıldığından şirkette sadece 100 işçi çalışıyor.
Gezimiz son durağı burası oluyor. Ardından yine toplantı odasında alıyoruz soluğu. Öyküye devam ediyoruz.
Kupalı, madalyalı marka
'Nerede kalmıştık' diye soruyor Hayk Arslan. "Karper markasını tescil ettirdiğiniz dönemde" diyorum. Hatırlıyor ve anlatmaya devam ediyor:
"Evet, Karper üretimine başladıktan beş yıl sonra uluslararası kalite yarışmalarına katıldık. Bu yarışmalardan üç altın bir de gümüş madalya kazandık. Amsterdam'daki bir yarışmadan da kupa aldık. Üretimimiz giderek arttı. Ve biz de Şişli'de dokuz katlı bir binaya taşındık. Artık üç makineyle üretim yapıyorduk. Makine sayımızı her yıl artırıyorduk. Bu binada tereyağı ve ambalaj üretimine de başladık. Yıllar geçince bu bina da bize dar geldi ve yeni bir fabrika için yer aramaya başladık. Çorlu'da üretim yapmaya karar verdik ve şu anda bulunduğumuz tesisi kurduk. 1990 yılında inşaata başladığımızda bu bölgede hiç fabrika yoktu."
Karper önümüzdeki günlerde yeni yatırımlar planlıyor. Mevcut üretim tesislerine 4 bin 500 metrekare ilave üretim alanı eklenecekmiş. Bu ek tesiste sürülebilir beyaz peynir, taze, eski kaşar ve labne peynir üretilecek.
Arslan, iki kez Irak'a ihracat yaptıklarını ancak yurtdışındaki fiyatlarla rekabet edemediklerini söylüyor. Şu anda sadece iç piyasaya çalıştıkları belirten Arslan, ihracat yapmayı çok istediklerini kaydediyor. "Sanayici durdukça işini kaybeder. Daima yatırım yapacaksın" diyor.
Yılda bin 500 ton üretim
Karper, Çorlu'da 80 bin metrekare kapalı alanda 11 makineyle üretim yapıyor.
Fabrikasında yılda bin - bin 500 ton arasında üretim yapılıyor.
108 kişinin çayıştığı şirket eritme peynir pazarının yüzde 80'ine hâkim
Eritme peyniri adı altında 24, toplamda ise 40 çeşit ürün üretiliyor.
Şirketin müşterileri arasında, oteller, uçak şirketleri, ordu, marketler, catering firmaları ve toptancılar bulunuyor.
Üç kuşak şirket yönetiminde
Anı Pekküçük, Hayk Arslan'ın üç kızından en küçüğü. Diğer kızı Tanya Panosoğlu da şirkette satış müdürü olarak çalışıyor. Arslan'ın en büyük kızı ise şirkette aktif görev almıyor. Anı Pekküçük, aslında bir diş hekimi. İstanbul Üniversitesi Çapa Diş Hekimliği'nden mezun olmuş. İki yıl diş hekimliği yaptıktan sonra babasının isteği üzerine şirkette görev almış. 12 yıldır şirketin pazarlama müdürü olarak çalışan Anı Pekküçük, şirkete 'kahvaltı seti' adını verdikleri ürünü kazandırmış.
"Ben bir anneyim. Çocuklarımın okul çantalarına ne koysam diye düşünür dururdum. Kahvaltı etmeyi sevmedikleri için kendilerini farklı hissettirecek bir ürün gerekiyordu. Sonra kendi kendime 'neden biz böyle bir ürün üretmiyoruz?' diye sordum. Projemi sundum ve kabul edildi. Şu anda ürettiğimiz kahvaltı setlerinde, beşer adet tereyağı, bal ve peynir var. Beşer tane çünkü anneler haftanın beş günü çocuklarının okul çantasına birer tane bu ürünlerden koyabilsinler diye. Küçük ambalajlarda olması çocukların da ilgisini çekiyor. Bu ürünümüzün satışı okul ve piknik dönemlerinde artıyor. Çalışanlar için de rahat bir ürün. Masayı kaldırma derdi ortadan kalkıyor" diyor.
Nice'de pazarlama eğitimi aldı
Hayk Arslan'ın torunu Selin Panosoğlu da şirkette bir aydır çalışıyor. Fransa'da Nice Üniversitesi'nde pazarlama eğitimi gören Panosoğlu, Fransız bir peynir şirketinde üç ay boyunca staj görmüş. "Çocukluğundan beri bu işin içindeyim. Çok eğlenceli ve hareketli bir sektör. Sürekli yenilik yapmak, rakip firmaları izlemek gerekiyor. Özellikle yurtdışındaki gelişmeleri takip etmek zorundayız" diyor. 20 yaşındaki Panosoğlu, şirkette pazarlama bölümünde çalışıyor.
Hayk Arslan'ın şirketi kurduğu yıllardan beri ortağı olan eniştesinin oğlu Vartevar Santalu ise şirketin yönetim kurulu üyesi. "İsterseniz uçak mühendisliği okuyun ama yine aile şirketinde çalışırsınız. Bu bizde bir gelenek" diyor. Santalu, çalışanların eğitimine büyük önem verdiklerini söyleyerek, şirkette çalışan işçilerin hijyen kuralları, makine eğitimi, sorunları önleyici faaliyetlerle ilgili konularda sürekli eğitim gördüklerini anlatıyor.
'Karper rejim reçetelerine girdi'
Hayk Arslan, Karper'in light'ının diyet reçetelerine de girdiğini söylüyor. "Sabah kahvaltılarında bir adet light Karper yenmesini öneren diyetisyenler var. Ayrıca karper bazı yemek tariflerinde de ölçü olarak kullanılıyor. Bir Karper kadar deniyor tariflerinde. Bunlar çok gurur verici. Başka bir zevkimiz de malımızı raflarda görmek. Bu bize anlatılmaz büyük keyif veriyor" diyor. Arslan, Karper'i 12, 15, 17.5 ve 20 gramlık boyutlarda üretildiğini söyleyerek, "Ürünümüz çocukların okul çantalarına da girdi. Ayrıca çalışanlar ofisteki çekmecelerinde saklayabiliyorlar. Ambalajlı ve küçük bir ürün olduğu için kullanımı rahat" diyor. Karper'in simit ile uyumlu bir birlikteliği olduğunu anlatan Arslan, "Son dönemde sayıları artan simit sarayları, satışlarımıza olumlu yönde etki etti" diyor.
Orduya 15 yıldır peynir satıyor
Uluslararası başarı belgeleri ve ödüllerinin yanı sıra TSE uygunluk, İmalat Yeterlilik, ISO 9001/2000, HACCP ve TSE Başarı belgeleri bulunan Karper, 1971 yılında da Brüksel'deki bir yarışmadan gümüş madalya ile dönmüş.
Karper'in bugün müşterileri arasında, oteller, uçak şirketleri, market zincirleri, catering firmaları ve toptancılar bulunuyor.
Karper'in bir diğer müşterisi de Türk Silahlı Kuvvetleri. Ordu, uzun bir süredir Karper'den kahvaltılık ürün alımı yapıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri ile 15 yıldır çalışan şirketin orduya sattıkları ürünler arasında sade üçgen eritme peynirinin yanı sıra tereyağı ve reçel de bulunuyor.
Üçgen peynirin Gregory Peck'i
Hollywood'un Oscar ödüllü unutulmaz aktörlerinden Gregory Peck'i çoğunuz tanırsınız. Hayk Arslan'ı da, işte uzun boylu, siyah saçlı, sert bakışlı bu efsane oyuncuya benzetirlermiş gençliğinde. Hayk Arslan'ın siyah beyaz fotoğrafları da bu 'teşbihi' doğrular nitelikte.
Bugün 74 yaşında, işinin başında, hâlâ dimdik duran bu adamı görünce, yılların sadece kırlaşmış saçlarına etki ettiğini fark ediyorsunuz. Bunun arkasında yatan sır, her sabah kahvaltısında bir adet Karper peynir yemesinde mi saklı, bilemem ancak bu görünüşünde uzun yıllar yaptığı sporun da etkisi var. Gençliğinde aktif olarak voleybol oynayan Arslan, hâlâ her sabah jimnastik ve yürüyüş yapıyormuş.
En büyük keyiflerinden birisi de balık tutmak olan Arslan'ın emekliliğe dair bir hayali de yok. "Emekli olursan ölümü bekleyen adam olursun" diyor.
İş hayatı boyunca, işçilerinin işle ilgili tavsiyelerine her zaman kulak veren birisi olduğunu söyleyen Arslan, "Onların yönlendirmeleri çok önemli. Ayrıca işçilerimizin kurduğu bir de futbol takımımız var. Bizim şirket olarak prensibimiz daima yenilikleri izleyerek üretim yapmak. Yoksa ilerleyemeyiz. Bunun için son teknolojili makinelerle üretim yapıyor, fuarlara gidiyoruz. Bunun yanı sıra kurumsallaşmaya çalışıyoruz. Önceliğimiz bu yönde" diyor.
Ambalajı açamayana öneriler
Çoğu tüketicinin başına gelmiştir. Ellerinize peynir bulaştırmadan Karper peynirin sarı folyo ambalajını açmak çok da kolay değildir. Bu nedenle konuyu açmadan edemedim. "Ambalajı kolay açmak için özel bir taktik var mı?" diye sordum.
Hayk Arslan, ürünü kolayca açamayanlara çeşitli önerilerde bulundu: "İki çeşit açma taktiği var. Bunlardan ilki eski ambalajlı Karper peynirleri için. Şöyle ki, üçgenin arkasındaki folyonun ortasındaki kırmızı şerit aşağıya doğru çekilir, arka kapağın tümü açılır. Yeni model ambalajlarda ise üçgenin uç kısmında bulunun iki kırmızı bant tutulur, arkadan öne doğru çekilerek ön kapak blok halinde açılır. Sonra yan kapaklar açılarak rahatça yenilebilir."
Müşteriler ihbar etti: Haberiniz olsun, taklitleriniz çıkmış
Anı Pekküçük, Türkiye'de düzenlenen çeşitli zirve ve toplantılar için hazırlanan kumanyalarda da Karper üçgen peynir tecih edildiğini söylüyor.
"Sadık müşterimiz var. Bundan bir süre önce logomuzu, etiketimizi değiştirerek yepyeni bir ambajla çıktık tüketicinin karşısına. Ardından telefonlar yağmaya başladı. Hatta hiç unutmuyorum bir müşterimiz, 'haberiniz olsun, piyasada taklitçileriniz çıkmış' demişti.
Biz de taklit sandığı o ürünün aslında Karper olduğunu söylemiştik. Biz, üçgen peyniri plastik ve karton kutularda satıyoruz. Müşteri klasik plastik kutuya alışmış" diyor.
|
|
|

|
|