Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 14 Eylül 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Fahrenheit'ın eğrisi doğrusu

Keşke Michael Moore yaptığı propaganda filmine özgün bir ad bulsaydı da, Bradbury ve Truffault ile daha tanışmamış gençlerin aklını bulandırmasaydı...

washington

Michael Moore'un nihayet Türkiye'de de gösterime giren filmi için çok şey söylenebilir ya, ben esasen, adından ve sıfatından dem vuracağım. Öncelikle, filmi daha görmeden, bu filme aklınızda ne sıfat yakıştırdığınızı, yani "ne niyetine" izlediğinizi düşünmenizi öneririm.
Benim görüşüm, "Fahrenheit 9 / 11"e, "belgesel" gözüyle bakmanızın, hem kendinize, hem de filme haksızlık olacağı yönünde.
Zira Moore'un bu filmdeki amacı da, tekniği de, odağı da "belgesel" tanımına sığmıyor ve "Fahrenheit 9 / 11" belgesel izlemek amacıyla karşısına geçenleri, düşkırıklığına uğratıyor. Filme "belgesel" olarak bakıldığında, türünün en kötü örneklerinden biri olduğunu düşünmek pekala mümkün.
Ben, kendi adıma, siyasi tutumu ne olursa olsun, filme romantik değil de analitik gözle bakacak herkesin, karşısında 'berbat bir belgesel' bulacağına inanıyorum.
Ancak, Moore'un başarılı ve izlenmesi gereken bir film yaptığı da kesin.
Cannes'dan aldığı selam, ABD'de milyonlarca kişiyi haftalar boyu sinema salonlarına taşıması, parti kurultaylarından sokak gösterilerine kadar birçok siyasi ortamda benimsenerek ya da yadsınarak referans noktası yapılması, bu başarının kanıtı.
"Fahrenheit 9 / 11" kendini izlettiren bir film. Hak ettiği sıfatla söylersek, küçümsenemeyecek bir "siyasi propaganda filmi".
Eğer 11 Eylül sonrasındaki Amerikan politikalarını eleştiriyor ve Irak Savaşı'na karşı çıkıyor iseniz filmi beğenmeye dünden hazır olabilirsiniz. Ve eğer sinemaya, bir siyasi propaganda filmi izleyeceğiniz beklentisiyle giderseniz, bilete verdiğiniz paranın karşılığını alacağınız görüşündeyim. Çünkü o zaman, bir belgeselde arayacağınız iç tutarlılığı, nüanslara duyarlılığı, farklı bakışları da yansıtabilme çabasını, ironiye yer verirken alaycılığa kaymama özenini, "Fahrenheit 9 / 11"de bulamamanız sizi rahatsız etmeyecek. Filmin yönü, kendi yönünüzle çakıştığı için, büyük olasılıkla keyifleneceksiniz.
Öte yandan, Moore'un filmini tam da bu popülist kaynaşma noktasında çok başarılı bulmakla birlikte, çıtayı yüksek tutup "karşı görüştekileri ikna yeteneği" açısından değerlendirirsek, bir propaganda filmi olarak aynı ölçüde başarı sağladığı kanısında değilim.
Kendi hesabıma, ABD'de, Bush'un politikalarını savunan, Irak Savaşı'na destek veren ancak bu filmi izleyince fikri değişen kimseye rastlamadım. Bu kesimin medyada boy gösteren sözcüleri, Moore'a "cahil partizan" ya da "yalancı" deyip işin içinden çıktılar. İtiraf etmek gerekirse, ailemde ve yakın arkadaş çevremde Bush'u seven ve Irak'taki uygulamayı "başarılı" bulan pek kimse yok, ama ne zaman Washington'da, "Cumhuriyetçi" bildiğim birisine film hakkında görüşünü sorduysam, her seferinde de, Moore'un tutarsızlıklarını hatırlattılar bana. İçlerinden hiçbirinin de, "Filmin hakkını vermek lazım, önemli hatalara parmak basıyor" dediğine rastlamadım.
Diyebilirsiniz ki, "Bunda şaşıracak bir şey yok, Bushçular kızar, Bush'a kızanlar da filmi sahiplenebilir."
Acaba o kadar basit mi olmalı?
Gerçi Cannes'da Büyük Ödül'ü alması bile, "Fahrenheit 9 / 11" filminin bazılarınca, tam da o kadar basit bir çizgide algılandığının kanıtı ya, yine de, ABD'deki yorumların daha nüanslı olduğunu söylemeliyim.
Bush yönetiminin 11 Eylül sonrasındaki uygulamalarını, özelde de Irak Savaşı'nı eleştiren pek çok eleştirmen, "Fahrenheit 9 / 11" filmine belgesel sıfatıyla bakılamayacağını, ancak propaganda filmi olarak da "başarılı sayılamayacağını" yazdılar örneğin.
Temmuz sonunda Boston'daki parti kurultayında sohbet ettiğim bir Demokrat siyasetçi, "Bu film, kaçırılmış bir fırsat. Titiz ve dürüst bir yönetmen, aynı konuyu çok daha etkili işleyebilir ve Bush yönetimine gerçekten ağır darbe indirebilirdi" dedi bana.
Bu son görüşe, kesinlikle katılıyorum. Moore'un alaycılığına ve yer yer cehaletine kapılmadan da, savaş öncesi Irak'ı toz pembe ve Saddam'ı masum göstermeden de, kanıtsız iddialarla kafa bulandırmaya ve terörle mücadelenin doğruları ile yanlışlarını fütursuzca birbirine karıştırmaya yeltenmeden de Bush yönetimini ve Irak Savaşı'nı eleştirmek mümkündü. İçimden "Keşke daha ehil bir yönetmen böyle bir film çekseydi de, Cannes'da Büyük Ödülü almak Moore'a düşmeseydi" diye geçirmiyorum değil.
Ancak bütün eğrilerine rağmen, filmin, özellikle cephedeki Amerikan askerleriyle yapılan konuşmalarını, oğlunu Irak'ta yitiren bir annenin isyanını ve 2000 seçimleri sonrasında ABD Kongresi'nde Al Gore başkanlığında düzenlenen oturumu yansıtan bazı karelerinden etkilendim.
Ve yine, bütün eğrilerine rağmen, ABD'nin muhalefeti içine sindirebilme yeteneğinin bir kanıtı olması açısından bu filmi "doğru" ve önemli buldum. Filme, hak ettiği sıfatla yaklaşmak, beklentilerimi törpülemişti zaten. Ama haydi sıfatı yine neyse de, adını kabullenmem galiba hiç mümkün olmayacak.
Zira François Truffault'nun o etkileyici fütüristik filmiyle (1967) ve Ray Bradbury'nin bence filmden kat kat iyi olan romanıyla (1954) daha tanışmadan "Fahrenheit 9 / 11" ile tanışacak gençlere üzülüyorum. Tavsiyem, ilk fırsatta "Fahrenheit 451" ile aşina olmanın yolunu bulsunlar. 50 yaşındaki bu romanın bugünden bir 50 yıl sonra bile tazeliğini koruyacağına inanıyorum. Aynı şeyi Moore'un filmi için söyleyemem.

ycongar@erols.com

PAZAR
"Uruk kentini 20 günde kuracağız"
"Eğreti gelin, dayımın sevgilisiydi"
"Bu filmde Bağcılar da var Buzada da"
O en seksi süper kadın kahraman
İskender'in kentinde sanat
Botoks ile meme kaldırma
Hırs, entrika ve aşk "Harem"de
"Yerde yatmasın nurda yatsın"
Paris II'nin batırılma hikayesi
Hazineler günışığına çıkıyor
Batan geminin şampanyaları
Çağdaş Türk resminin ilk ressamları bu sergide
Mazhar Osman'a iki, biiiir...
Karya Kraliçesi'nin sofrası
Utanç verici son tedhiş olayı
-12 Eylül'de ne oldu? -ABD güvenlik seviyesini artırdı
Sevgiyle örülmüş öğretici denemeler
Okulöncesi Eğitim Haftası
Fahrenheit'ın eğrisi doğrusu





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Yasemin Çongar

© 2004 Milliyet