|
Hukuk ve ceza siyaseti
CEZA kanunu tartışmaları gösteriyor ki, bazı değer yargılarında toplumsal mutabakatımız yok. "Değişim halindeki toplumlar"da böyle olur. Zina tartışması gibi...
Bir de hukuk zihniyetimizle ilgili tartışmalar var; ifade hürriyetiyle ilgili 312. madde (tasarıda 216. madde) gibi...
"Halkı sınıf, ırk, din, mezhep, bölge farkları" sebebiyle "tehlikeli tarzda" düşmanlığa sevk etmeyi cezalandıran bu madde komisyonda görüşülürken bir Yargıtay üyesi diyor ki:
"Tehlikenin takdiri yüzde 90 hakimin elindedir, yüzde 10'u ise kanunun metnine bağlıdır."
Bu görüş yanlıştır. Ama bizde yargı 312. maddeyi 28 Şubat'tan önce başka, sonra başka yorumlamıştır! Halbuki ceza hukukunda hakim yorum yoluyla "kendisi kanun koyucu imiş gibi" hüküm veremez.
* * *
312. madde yasama organı tarafından değiştirilmiş, liberalleştirilmişti. Yargı ise madde hiç değişmemiş gibi mahkumiyetler vermeye devam etti! Bunun tipik örneği, Tayyip Erdoğan'ın başına gelen 'yargı macerası'dır.
Bu konuda Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk, "Yargıtay hukuku çiğnemiştir" diye kitap yazmış, Adalet eski Bakanı DSP'li Prof. Hikmet Sami Türk yargının kanunu zorladığını defalarca söylemiştir.
Ceza hukukçusu Doç. Dr. Ahmet Gökçen'in 312. madde konusundaki akademik eseri de gösteriyor ki, yargı "yorum" yoluyla, mesela orduya yönelik ifadeleri bile bu maddeye sokarak cezalandırmıştır!
Yeni tasarıda "halkın bir kesimi" ifadesi netleştiriliyor, artık orduyla ilgili ifadeleri bu madde içinde cezalandırmak mümkün olmayacak...
İkincisi, söylenen, yazılan sözlerin suç olması "kamu güvenliği için tehlikeli bir durumun ortaya çıktığına dair somut olguların varlığı" şartına bağlı olacak, yargı "tehlike var" diye soyut yorumla ceza veremeyecek.
Bu vesileyle belirteyim ki, bizde adli, idari ve anayasal yargıda "kanun koyucunun yerine geçme" eğilimi kuvvetlidir. Bu da yasama organını böyle detaylı kanunlar çıkarmaya yöneltiyor.
* * *
ZİNA meselesi hükümetin de hayretle karşıladığı bir mecraya döküldü. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in "flört fahişeliktir" dediğini uyduran tahrikçi kafa, şimdi de "şeriata özgü yasa" yaygarası kopardı.
Bundan ayrı olarak, birçok kimse, zinayı şikayete bağlı da olsa suç sayıp cezalandırmanın Avrupa hukukuna uymadığını anlattı.
Belli ki, zina ceza kanununda suç sayılsa bile, AKP'nin çıkardığı yasalara göre, AİHM'ye gidecek, "yargılanma yenilenecek" ve zina cezası bu yolla ortadan kalkacak! O halde...
Kanun koyucu, elbette ahlaken kötü bir hareket olan "zina"nın yaptırımını ceza kanununda değil, medeni kanunda düşünmelidir. Zinanın yaptırımı hapis değil, medeni kanuna göre özel tazminat, mal rejiminde mağdur eş lehine otomatik iyileştirme gibi kurumlarda aranmalıdır.
Bir husus daha: 15 - 18 yaş arasındaki gençlerle cinsel ilişkiye girilmesi suç sayılırsa, o yaşta çocukları mahkemeye çıkarıp teşhir etmenin sakıncalı olacağını yanılmıyorsam basında ilk defa ben yazdım. Şimdi AKP ve CHP elbirliğiyle bunu düzeltecek. Böyle bir ilişkiye giren çocuk değil, "ikna eden" suçlu sayılacak, doğrusu budur.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|