|
 |
|
|
Telafer meydanı!
Telafer... Kuzey Irak'ta, Amerikan işgal güçlerinin şu günlerde kuşattığı, bombaladığı, yeni bir Felluce olmasın gerekçesiyle Şii direnişçilere karşı operasyonlar düzenlediği, masum sivillerin de öldüğü kent.
Yalnız Şii Türkmenler yaşar Telafer'de. Türkiye sınırına 110, Suriye sınırına 80 kilometre uzaklıkta, yoksul ve de fena halde muhafazakar bir şehirdir.
2003'ün Mayıs ayı başlarında yolum düşmüştü Telafer'e. Olaylı bir yarım gün geçirmiştik. Öğle vakti Musul üzerinden kente gelmiş, sıkıntılı saatler yaşadıktan sonra gün batarken güç bela Telafer'den çıkmıştık.
Saddam'ın Bağdat'ta yıkılmasından daha henüz bir ay geçmişti. iki jiple in cin top oynayan sokakları turlayarak Telafer meydanına geldiğimiz vakit ortalıkta kimseler yoktu.
CNN Türk'ten Burçun, kameraman Kenan, Milliyet'ten ben ve fotoğrafçı Ahmet, Arap şoförler ve çevirmenlerimiz....
Sıcak ve güneşliydi hava.
Sonra evlerden, dükkanlardan çıkıp meydana doğru inmeye başladılar. Hiç kadın yoktu. Simsiyah bir erkek kalabalığı... Meydanda etrafımız ağır ağır kuşatılmıştı. En büyük ilgi odağı, boyu posu ve dar pantalonlu giyim kuşamıyla Burçun İmir'di. Ama rahatsızlığı yüzünden okunuyordu. Çekim yapmak için yanımızdan ayrıldıklarında Ahmet'le benim çevrem bir anda boşalmış, herkes Burçun'lu televizyon ekibini izlemeye koyulmuştu.
Tuhaf bir havaydı.
O arada bir ihtiyarı dinliyordum:
"Savaşla birlikte bütün Arap yöneticiler kaçtı. Kürtler bir ara gelip gittiler. Kaçırttık onları... Amerikalılar bize dokunmuyor. Neden gelmediniz? Türk askeri niçin gelmedi? Neden bizleri, Türkmenleri bir başımıza burada bıraktınız?"
Not alıyordum ama aklım öbür taraftaydı. Yarı bitmiş bir yapının önünde büyük bir kalabalık. Ahmet Dumanlı'yla birlikte kendimize ite kaka yol açıp merdivenlerden çıkmaya çabalıyoruz.
İzdiham, felaket!
Burçun en tepede, bilmem kaçıncı yüzyıldan kalma Telafar Kalesi'ni arka plana almış bir iki kişiyle konuşmaya çalışıyor. Ama derin bir tedirginlik ve kaygı yüzünden akıyor. Ahmet kaygılı, "Bir an önce buradan tüymeliyiz" diyor kulağıma eğilip. Düzgün konuşan, gençten birinin beni kolumdan kenara çekerek şöyle dediğini anımsıyorum:
"Telafer'de kadınlar evden burunlarını bile çıkarmazlar. Siz buraya pantalonlu kadınla gelmiş ortalıkta dolaşıyorsunuz. Hadi gidin buradan..."
Bu gencin birkaç arkadaşının da yardımcı olmasıyla çevremizde birikmiş kalabalığı ancak yarabildik. Binanın tepesinden meydandaki arabalarımıza ulaşmamız ve şehirden ayrılmamız bir kaç sıkıntılı saatimizi almıştı.
Son günlerde Telafer haberlerini izlerken o günü anımsadım.
Telafer haberleri iyi değil.
Bu konuda Dışişleri Bakanı Gül'ün yakın çevresiyle dün sohbet ettim.
Amerika'ya tepki vardı.
Gül'ün yakın çevresinden yetkili bir kaynak aynen şöyle dedi:
"Amerika ateşle oynuyor!"
Ve ekledi:
"Amerika, Türkiye'nin hassasiyetlerini dikkate almalı."
Amerikan işgal güçlerinin Telafer örneğinde de aşırı güç kullanımına gittiğini, sivil halktan ölümleri pek fazla önemsemediğini belirten ve sanki Ortaçağ'daymışcasına bir yeri kuşatıp bombalamaya başladıklarından yakınan aynı kaynak, sözlerine şunları da ekledi:
"Amerika iyi bilmeli. Irak dolayısıyla bir işbirliği devam edecekse, Türkiye'nin hassasiyetlerini dikkate almak durumdadır Washington... Unutmasınlar, savaşın başından bu yana bizden geçip Irak'a giden TIR sayısı 60 bini geçti. Telafer, Türkiye'nin en yakınındaki, en büyük Türkmen yerleşim yeridir. Sınırımıza bu kadar yakın bir yerde operasyon yapıyor Amerika, önceden de bizi haberdar etmiyor. Böyle bir operasyon bu arada büyük bir kitlesel göç hareketi de başlatabilirdi bizim sınırlarımıza doğru..."
Ankara'nın bir rahatsızlığa daha var. Amerikalılar, Şii Türkmen Telafer'in giriş çıkış denetimini, Ulusal Muhafız Gücü kimliği altında Kürtlere bırakmış. Amerika bu bakımdan da Ankara'da eleştiriliyor, iyi niyetli bulunmuyor.
Telafer'den Türkmenlerin kaçırılıp Kürtlerin yerleştirilmesi gibi bir duruma ihtimal verilmiyor. Kentin, Şii Türkmen yapısının böyle bir senaryoya geçit vermeyeceği belirtiliyor.
Telafer deyince bir nokta daha var:
Bugün artık yetersiz kalan Habur'dan sonra "Irak'a ikinci bir sınır kapısı"nın daha açılması, gerçekleşmesi yakın ihtimal olmasa da, gündemde. Bu da Suriye sınırına yakın bir yerden geçecek. Irak Kürtlerini, özellikle Barzani'yi rahatsız ettiği bilinen bu proje gerçekleşebilirse, yol Telafer'den geçecek ve bu Şii Türkmen kenti önemli bir konum kazanacak Türkiye açısından ...
Dışişleri Bakanı Gül'ün yakın çevresindeki güvenilir kaynak, sözü Kuzey Irak'taki PKK varlığına getirerek bir noktanın daha altını çizdi:
"Amerika, Telafer'de, bizim sınırın dibinde, kendisine dönük terör tehdidi görerek bize de hiç haber vermeksizin büyük bir operasyon başlatıyor. Ama Kandil Dağı'ndaki PKK varlığına karşı kılını kıpırdatmıyor. İşte bu da olmuyor. Türkiye'nin tepkisi, anti - Amerikanizm değildir. Amerika, Türkiye'nin mesajlarını iyi anlamalı. Türkiye'nin hassasiyetlerini göz önünde tutmalı."
Mesaj çok net.
Amerikan yönetimi, Türkiye'nin haklı duyarlıklarını göz önünde tutmak zorunda...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|