Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 16 Eylül 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
'Yurttan Sesler' Almanya'da çalıyor

TRT radyosunun 'Yurttan Sesler' programını hatırlıyorsanız, bu programın büyük saz üstatlarından Alaattin Palandöken'i de hatırlayacaksınız. Büyük yeteneği ile çaldığı saz onu üstat yaptı ama vergi karnesinin meslek hanesine 'çalgıcı' yazdılar. Sevdiği kızın ailesi, 'sen çalgıcısın' diye kızı vermek istemedi. Baktı olmuyor, diş hekimliği okudu, doktor oldu. O zaman sevdiği kızı da verdiler. Kartvizitindeki 'Dr.' ünvanı müzikten değil, diş hekimliğinden. Ama muayenehanesinde bile 'saz âlemi' yapınca iyi para kazanamadı. Baktı olmuyor, Almanya'dan aldığı teklifi değerlendirip, yüzbinlerce isimsiz vatandaşı gibi Almanya'ya 'yazıldı.' Saz çalmaya devam ediyor. O'na göre 'Saz adamı emekli etmiyor.' Palandöken, Almanya'da hâlâ çalıyor ama artık para kazanmak için değil, gençlere öğretmek için

ESRA AKIN

'Yurttan Sesleri dinlediniz.' Bugünün 30'lu yaşlarından olanların çoğu bu anonsu bilir. 20'lerinin sonundakiler ise renkli tv'lerden radyoya zaman ayırmışlarsa belki duymuşlardır. TRT radyolarından evlere taşınan bu anons, radyoda türkülerin bittiğini belirtirdi. Kısa bir süre sonra da zaten yenisi başlardı. Bu program türkülerin zapturapt altına alınmış haliydi. Cumhuriyet'in 'köylülüğe' radyodaki disipliner bakışıydı bir bakıma.
Ama 1950'lerden sonra şehirlerde 'disiplin misiplin' kalmayacaktı. Köyler akın akın şehirlere boşalıyordu. O döneme değin köylerle bağlantısını 'Yurttan Sesler'le kuran kentlilerin sokağa bir bakmaları 'yurtla' karşılaşmalarına yetiyordu.
Sokaktan, kalaycı, simitçi, bohçacı her geçtiğinde, babaannemin sürekli bize dönerek 'Yurttan Sesleri dinlediniz' demesini nedense unutamadım. Alaattin Palandöken'le röportaja gittiğimde hemen aklıma babaannemin söyledikleri geldi.
Babaannem'in 'radyodaki Yurttan Sesler'le sokaktaki yurttan sesler arasındaki bağlantısı aslında çok ironikti. Öyle ya, o zamanlar da hâlâ 'yurt' beğensek de beğenmesek de hayatımızın tam içindeydi. Henüz dünyadan seslere kulaklarımız çok kapalıydı. Daha doğrusu kulaklarımız dış dünyadan gelecek seslere karşı sağlam kilitlerle kapatılmıştı. En azından 'babaannem' kuşağı için.
Şimdi karşısında durduğum Alaattin Palandöken, o eski zamanlardan kalan bir 'figür.' O dönemde benim için 'Yurttan Sesler' çeşitli enstrümanların ve üstatların Anadolu ezgilerine hayat vermesi düşüncesinden çok uzaktaydı. Ama o dönemde, salgın Brezilya dizilerinden herhangi birini gösteren renkli televizyonlarının sesini kısıp, radyolara kulak kesilenlerin hiç akıllarından silemeyeceği bir isimdi Alaattin Palandöken.
Türkiye'nin yaşayan en ünlü saz virtüözlerinden biri olan Palandöken'in, evinde sazla başlayan uzun hayat öyküsüne eşi Afet Hanım'ın hazırladığı böreklerle ortak olduk.

Farklı bir başarı öyküsü
Alaattin Palandöken adı bugün onun sazını dinlemeyenlerin bile hafızasında. Aktif olarak radyoda çalıştığı dönemlerde o günün koşullarına göre son derece 'popüler' olan Alaattin Palandöken, 'telif hakları' uygulanmayan bir ülkenin müzik sektörünün 'emektarlarından.' Üstelik onun zamanındaki 'popülerlik' bugünkünden de oldukça farklı olduğundan, 'ekstra' mevzularından zengin olmayı başaramamış bir 'üstad.' Öyle ki kendi deyimiyle 'çalgıcı' kimliğinin toplumdaki olumsuz imajından kurtulmak, hem de yeterince 'para' kazanmak için sazı kolunda tam tamına beş yıl Dişçilik Fakültesi'ne devam ederek, 'dişçi' olmayı başarmış. Bu diplomayla toplumdaki imajını geri kazanmış. Yani kartvizitindeki Dr. Alaattin Palandöken kimliğinin Dr. kısmı dişçiliğine işaret etmekte. Oysa o 'Dr.' ünvanı, müzikle ilgili olsaydı, belki de daha mutlu olurdu. Ama artık bunları konuşmak için bile geç. Çünkü o 74 yaşında.

Amasya'dan İstanbul'a
Palandöken'in sazla tanışması çok küçük yaşlarda, doğup büyüdüğü Amasya'da başlıyor. Ama bu tanışma hiç de kolay olmuyor. Palandöken anlatıyor: "Babam camii imamı olduğu için müzikle, sazla sözle uğraşmamı uygun bulmuyordu. Tabii bir taassup vardı. Ama ben de sazı gizli gizli babamın evde olmadığı saatlerde çalardım. Küçücüktüm ama ünüm Amasya'da duyulur oldu. Babam da etrafın beni beğenmesinden etkilenerek yumuşadı."
Babasından onay almasıyla saza daha da ağırlık veren Palandöken, ilk konserini 12 yaşında vermiş. 'İyi saz çalıyorum. Küçük Alaattin olarak epey ün yaparım' gibilerinden düşüncelerin prim yapmadığı o günlerde, Alaattin Palandöken ortaokul bitince, lise eğitimi için İstanbul'a doğru yola çıkmış. İstanbul, onun için sazını daha çok insana dinletebilme fırsatıdır.
Memleketinden ayrılmak üzere Amasya'dan trene binen Palandöken'in popülaritesi bir hayli fazla olduğu için geniş bir kitle onu İstanbul'a uğurlamak için istasyona gelir. Göğsü bir hayli kabarır, omuzları şişer. Kendisi bunu 'fazla böbürlenme' olarak nitelendiriyor yıllar sonra. İşte tam o sırada burnuna, eski zamanın ağır tahta bavullarından biri düşer. Burnu şişer ve İstanbul'a kadar kanar. Palandöken hâlâ gözlüğünü çıkarıp çevresindeki insanlara, "Bak şu gördüğün iz var ya. İşte bu iz benim ayaklarımı yere basmamı sağladı" diyor.

Çalgıcıya kız da yok
Alaattin Palandöken, liseyi bitirdikten sonra kısa süreliğine babadan edindiği tecrübeyle Sultanahmet Camii'nde müezzinlik yapmış. 1949 yılında İstanbul Radyosu'nun açtığı sınavları kazanmasıyla hayatında yeni bir perde açılmış. Bu, TRT'de 24 yıl sürecek bir mesainin başlangıcıdır. Palandöken anlatıyor:
"Sınavın ardından hemen yayınlara çıkmaya başladım. Memleket Havaları Ses ve Saz Birliği programında çalmaya başladım. Ankara Radyo Sanatçısı Hacer Buluş ve Coşkun Kardeşler'e çaldım."
Gazinolarda da saz çalmaya devam eder. Bir gün arkadaşları 'Seni maliyeciler karnesiz görmesin. Git kendine bir çalışma karnesi al' derler. Bunun üzerine Fatih Vergi Dairesi'ne giden Palandöken, bir karne alır ve ama aldığı karne onu memnun etmez. Çünkü karnede, meslek hanesinin karşısında 'çalgıcı' yazar. Palandöken bunu, "Sen bu dünyada allame - i cihan olsan insanların gözünde hep çalgıcısın" diyerek hâlâ anıyor.
'Çalgıcı' olarak nitelendirilmesi Alaattin Palandöken'in karşısına kız istemeye gittiğinde de çıkmış. Şimdiki eşi Afet Hanım'ın ailesi 'çalgıcı' diye kızlarını vermek istememiş. Bunun üzerine 1954 yılında, sadece diploma almak amacıyla İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne girmiş.

İş kazasıyla gelen nota sehpası
Öğrenciyken de saz çalmaya devam eden Palandöken, Nuri Sesigüzel'le sahne çalışmalarına başlamış. O günleri özlemle anıyor. Başından geçen çok ilginç bir olayı anlatıyor:
"İstanbul Radyosu'nda canlı yayındayız. Bir türkü söylüyoruz 'Güzel adın İsmail.' Birden hepimiz türküyü unuttuk. Herkes birbirine bakıyor. Ama çıt yok. Sadi Yaver Bey soruyor, sen hatırlıyor musun, sen hatırlıyor musun diye... Kimseden ses seda çıkmayınca da türküyü 'oy oy' nakaratıyla bitirdik. Hepimizden ter boşaldı. Bu olaydan sonra Ankara Radyosu Müdürü Muzaffer Sarısözen, İstanbul Radyosu 'Yurttan Sesler'e el koydu. O günden sonra herkesin önüne bir nota sehpası kondu. Benim adımda bu olaydan sonra Alaattin Palandöken yerine Alaattin Dağıtıpdöken oldu.

'Saz adamı emekli etmiyor'
Alaattin Palandöken, şu anda üç ayını Türkiye'de dokuz ayını Almanya'da geçiriyor. Onu Almanya'ya götüren nedenlerden en önemlisi Türkiye'de hem saz sanatçılığı hem de diş hekimliği yaptığı sırada kazandığı paranın kendine yetmemesi. Diş hekimliği diploması aldıktan sonra hem TRT'ye hem de diş hekimliğine devam eden Palandöken, Harbiye'de küçük bir muayene açmış. Bu muayeneye en çok sanatçı arkadaşları gelirmiş. Nuri Sesigüzel ve Orhan Gencebay bunlardan sadece birkaçı. Ama Harbiye'deki bu küçük muayenede bile saz alemi yapmayı hiçbir zaman ihmal etmemiş. Tam bu dönemlerde Almanya'dan bir diş doktorundan hiç de fena olmayan bir teklif almış. Teklifi kabul edip Almanya'da asistanlık yapan ve daha sonra da kendi muayenesini açan Palandöken sazdan hiçbir zaman kopmamış. Şimdi artık diş doktorluğu da yapmıyor. Çeşitli derneklerde saz çalmaya ve gençlere saz öğretmeye devam ediyor. Zaten ona göre "Saz adamı hiçbir zaman emekli etmiyor."
Para mı?.. Eh işte, 'idare edilir' kadar.

BUSINESS
 İşe ağlayarak başladı, şimdi yüzü gülüyor
 Editörden
 'Patronun oğlu' olduğunu bilseydiniz bahşiş vermezdiniz
 Babalarının bakkal tezgâhından geçtiler, 35 süpermarket açtılar
 40 ülkeye bilardo masası ihraç ediyor
 Aile şirketi batıyordu, gençler koştu, pazar lideri yaptılar
 Ona 'suların şampanyası' diyorlar
 Finansçılar, 'marka' hesabını soruyor
 1.5 milyona tabldot satana 'değirmenin suyu'nu soran yok
 Pasaport numarası: 039637
 30 ülkede fuar düzenliyor, Türk şirketlerini dünya ile buluşturuyor
 Ar - Ge harcamalarında birçok vergisel teşvik var
 'AB üyesi Türkiye' ABD'nin işine gelir mi?
 Müflis FAO Schwarz, pahalı oyuncaklarla geri dönüyor
 Seks ve ceza
 Sipariş gelince, siren çalıyor!
 Şarap müzayedeleri için ülke ülke dolaşıyorlar





© 2004 Milliyet