|
 |
|
|
Utanç verici son tedhiş olayı
İnsanlar yaralı, sadece oranın insanları değil, herkes; ve bu yüzden de daha beter gelişmelerden ürkülür. Kışkırtılmaya karşı dikkat...
Fax: (0312) 427 20 64
Dostum ve meslektaşımdır; ismini soranlara söylerim, 1984'den beri kongrelerde karşılaşırız. Strasbourg'daki ilk karşılaşmamızda bir Benedikten manastırının keşişlerindendi; doğrusu Kafkaslar üzerindeki engin tarih ve filoloji bilgisi hayranlık uyandıracak derecedeydi. Temel Kafkas dilleri yanında, bir-iki ender olanını da biliyordu. Altı yıl evvelki son karşılaşmamızda Benedikten tarikatından çıkmıştı; Papa hazretleri onu affetmişti, evlenmiş ve bir kız çocuk babası olmuştu. O gün Kafkas problemlerini görüştüğümüzde bana "Kızım küçük olmasa, Çeçenlerin yanında savaşmaya giderdim" dediydi. Alim ve geniş görüşlü de olsa, bir eski katolik keşişe bu sözü söyleten Çeçen toplumu, kendine has harika örgütçülüğü, inat ve vekarıyla dünyanın saygı ve sempatisini kazanmıştı. Bugün bu dostum ve onun gibilerin aynı şeyleri hararetle söyleyeceğinden pek emin değilim. Maalesef küçük toplumlar bazen çok kolay aldatılıyor. Her müttefikiz diye koşanı kabul ediyorlar.
"Karizma" bizde oldukça yanlış kullanılan bir deyim haline dönüştü. Oysa karizma, yanılmazlığına ve gücüne mistik bir biçimde iman edilen liderlere özgü bir niteliktir. Kavramı kullanan Alman sosyolog Max Weber'e de kilisenin bir armağanıdır. General Cahar Dudayev, Sovyet askeri kurumlarında yetişmiş, Çeçenlerin bu anlamdaki karizmatik lideriydi. Ardından gelenler anlaşılan bu nitelikte değil ve bütün küçük toplumların başına gelen çilekeş Çeçenlerin de başına geldi. Herkes lider ve kahraman olmak istiyor, bu arada onların saflarına koşan ve güya destek olanların ne olduğunu ayırt edemiyorlar. Kuşkusuz denetleyemiyorlar da... Kimler Çeçenler adına iş görüyor, işin içinden çıkmak kolay değil. Moskova, eski bir devletin taktiklerini uyguladı ve son utanç verici tedhiş olayını Çeçenlere ve onların ortağı dediği El-Kaide'ye bağlamayı başardı. Gel de aksini ispat et! Zamanın eğri ile doğruyu ayırt edeceğini düşünüyoruz. Lakin bu arada Rusya Genelkurmay Başkanı Yuri Baluyevski'nin her yerde ve her zamanda "terör üslerine" anında saldıracaklarını ilan etmesi ne kadar iç açıcıdır, bilemiyoruz. Zira geçmişteki "opera baskını" olayı ve bu sonuncusu da gösterdi ki, aslında askeri geleneği güçlü olan Rusya'da terörle mücadele bilgi ve becerisi oldukça düşüktür. Az miktarda kuru için çok miktarda yaşı da birlikte yakmak başarısına ne denir bilmiyoruz...
Türkiye içte ve dışta istikrarlı bir Kafkasya politikası güdüyor
Moskova'nın suçlamasına karşı Çeçen savunmasının elinde delil herhalde yok. Okulu basanlar tam manasıyla sefil tipler. Yakalanınca yalvaranlardan, bülbül gibi öttürülen adamlardan da ne terörist olur ya! Bu sütunlarda genellikle günlük politikayla ilgili az yazı yazıyorum. Pazar günü okuyucuların fikri bir tecrit, yani Frenklerin "meditation" dedikleri sürece girerek tarihte, coğrafyada ve ayrı kültürel ortamlarda gezmelerini tercih ediyorum. Kafkasya son iki asırda en çok zulüm gören kıta. Uzun ve müreffeh olmasa da istikrarlı Osmanlı asırlarından sonra kan, ateş ve gözyaşı hükmetmiş. Bazı bölgelerdeki halkın iki-üç misli nüfus, göç yüzünden yurtdışında, özellikle Türkiye'de yaşıyor. Bütün bu yapıya rağmen Türkiye içte ve dışta istikrarlı ve barışsever bir Kafkasya politikası güdüyor; aksini kimse iddia edemez. Osetia, küçük bir arazide bir yığın dil konuşulan Kaf Dağı'nın örneği... Son günlerde basındaki yazılara bakıyorum. Alev Alatlı ve Yılmaz Öztuna'dan başka gerçek bilgilere dayanıp, soğukkanlı bakan kaleme pek az rastlanıyor. Oysa, konu çok ciddi. İnsanlar yaralı, sadece oranın insanları değil, herkes; ve bu yüzden de daha beter gelişmelerden ürkülür. Kışkırtılmaya karşı dikkat...
Not: Geçen pazarki "Katerina ve Baltacı" yazımda sehven Baltacı Mehmet Paşa'nın Prut zaferinden sonra kellesini götürdüm; oysa sadece Ege Adaları'na sürgüne gönderilip bir müddet sonra Limni'de eceli ile ölmüştü. Özür dilerim.
|
|
|

|