|
Kanun yapmak...
YENİ Ceza Kanunu'nun zamanla birçok eksiği fazlası görülecek. Medeni kanun, ceza kanunu, ticaret kanunu gibi "kodifikasyon" (müdevvenat) denilen temel kanunlar eksiksiz, kusursuz olamaz.
1926'da İsviçre'den bazı rötuşlarla aldığımız Medeni Kanun'da zamanla o kadar çok değişiklik yapıldı ki, birçok kimse "Yabancı kanun milli bünyemize uymuyor" dedi.
Halbuki, gerçekten milli bir 'kodifikasyon'umuz olan Mecelle'nin bazı bölümleri baştan eksikti, zamanla da değişiklikler yapma ihtiyacı ortaya çıkmıştı.
'Kodifikasyon' türü kanunların önemi, yeni bir "sistem" getirmesidir. Yeni Ceza Kanunu da böyledir.
Yürürlükte olan (eski) kanun, "genel hükümler"den sonra "devletin şahsiyetine karşı suçlar" bölümüyle başlar. 'Devletçi' bir kanundur.
Yeni kanun ise "insanlığa karşı suçlar" ile başlıyor. Sonra sırayla "birey"e, "toplum"a ve "devlet"e karşı suçları düzenliyor. Ceza felsefesinde önemli ve çağdaş bir değişimin ifadesidir bu.
"Töre cinayetleri"nin ceza indirimiyle ödüllendirilmesine son veren, işte bu yeni felsefedir!
* * *
HUKUK ve hayat arasındaki münasebete bir örnek: Yeni kanunun 67. maddesinde yer alan "zamanaşımı" konusunda Meclis'te son anda yapılan değişiklik...
Tasarının hazırlanmasında büyük emeği geçen seçkin hukukçularımızdan Doç. Dr. Ahmet Gökçe'ye sordum. Yaptığı detaylı izahı şöyle özetleyebilirim.
Mevcut (eski) kanunda bir "zamanaşımının durması", bir de "zamanaşımının kesilmesi" var.
Yeni tasarıyla "zamanaşımı" süreleri uzatılıyor ama "zamanaşımının kesilmesi"ne yer verilmiyor. Bu durumda, eskiden işlenmiş suçlar zamanaşımı yüzünden soruşturulamaz hale gelebilir, sanki affa uğramış gibi olabilirdi!
Bunu önlemek için tasarıya "zaman kesilmesi" eklendi, eski suçların 'affa uğramış gibi' işlem görmesi önlendi.
Dahası, bundan sonra, toplu bir soruşturmada, mesela toplu bir yolsuzluk soruşturmasında, sanıklardan biri bile tutuklansa, diğer sanıklar hakkındaki zamanaşımı da "kesilmiş" olacak. Son derece isabetli...
* * *
DEVLET aleyhine suçları düzenleyen tasarı maddeleri hemen bütün modern ceza kanunlarında vardır. Devleti, rejimi ve milli sembolleri korumayan bir hukuk düzeni düşünülemez.
Bununla birlikte, bizim yargı kültürümüzde 'devletçi' eğilim çok güçlüdür. 312. maddeyi liberalleştiren kanun değişikliklerine yargının direnmesi bunun örneğidir.
Bu sebeple, yeni ceza felsefesine aykırı 'içtihat'lar üretilmesini önlemek için, kavramların çok net olması gerekir. Mesela tasarının "Anayasa'yı ihlal" ve "hükümete karşı suç" maddelerinde yer alan "cebir ve tehdit" terimini "cebir ve şiddet" olarak değiştirmek gerekir.
"Örgüt kurma" ve "temel milli yarara aykırılık" suçlarının tarifinde de, muğlak siyaset biliminin değil, net ceza hukukunun, özellikle de kanun maddelerinin terimleri kullanılmalıdır.
Tasarı elbette kusursuz olamaz. Ama elbette ileri bir adımdır. Mecelle ve Medeni Kanun'dan sonra üçüncü milli kodifikasyonumuzdur.
AKP-CHP işbirliği de 'milli kodifikasyon' ruhuna uygun, alkışlanacak bir tavırdır.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|