|
Telafer'in bir fincan acı kahvesi!
İlaç ismi gibi Tel Afer değil, Telafer diyeceğim. Evet, yıllar önce iki kez gittiğim Türkmenlerle sabahlara kadar oturup hasretlerini dinlediğim Telaferlileri nasıl hatırlamam.
Amerikan uçakları yüz milyonlarca dolarlık bombalar atıyor, çoluk çocuk genç ihtiyar ölüyor... Ah o paranın onda biri Telafer'e sarf edilse, ihya olur orada yaşayanlar!
Telafer benim gittiğimde bizim Anadolu'daki, eski bakımsız kasabalar gibiydi. Topraklarında petrolü vardı ama insanları fakir.
Orada ünlü bir doktorla tanışmıştım İstanbul Üniversitesi'nden mezundu. Türkmen ileri gelenleriyle gece uzun uzun sohbet etmiş, içmiş içmiş, sonra da yola koyulmuştuk. Sonra Kerkük'te tanıştığım emekli general Ali ve Türkmen liderlerden Albay Abdurrahman, Saddam tarafından idam ettirilmişlerdi. Tıss yoktu hiçbir yerden!
Türkiye'den ayrılamaz
Bağdat, Musul, Basra, Süleymaniye, Kerkük eski Osmanlı vilayetleri. 1534 yılından 1918'e kadar buraları Osmanlı toprakları.
1. Dünya Savaşı sonunda (1918) İngiliz oyunuyla elimizden çıkıyor.
1923 yılında yine gündemde Musul. O günlerin Meclis tutanaklarından bir demet sizlere. Bugünlere ne kadar ışık tutuyor!
Milletvekili Hüseyin Avni Bey - İngilizlerden Mısır'ı Kıbrıs'ı geri alabildiniz mi efendiler? Musul'u bugün sana vermeyen niçin yarın versin? Gayesi orada bir Kürt hükümeti teşkil edip, senin memleketini parçalayıp neticede bir Ermenistan teşkil etmek değil mi?
"Bir sene sonra Milletler Cemiyeti Musul'u vermem derse harp edeceğim" diyen Başvekil Rauf Orbay'ı kastederek, hükümetin milleti aldatmamasını rica ettikten sonra Hüseyin Avni Bey, Mustafa Kemal Paşa'ya seslenir.
"- Paşa! Ordunun başına otur, başka işin yoktur. Mukaddes tanıdığın işi ben de tanıyorum, ben de seninle beraber çömez olarak çalışayım. Fakat başkumandanlık vazifeni yerine getir, hudutlara bayrağı dik, bayrağını süngünü İngilizin gırtlağına daya!" (alkışlar)
Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey - Ben de bir Kürt olarak "Bir insanı ikiye bölmek veyahut herhangi bir parçasını ayırmak mümkün değilse, Musul ile Türkiye'yi ayırmak mümkün değildir.
Gayet kolay alırız ama...
Gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa anlatıyor. Mütareke yapılıp silahların bırakılmasından sonra İngiliz müfrezelerinin Musul'a girdiğini, halbuki oranın ilan ettiğimiz gibi Misakı Milli sınırları içinde olduğunu, İngilizlerin diğer devletleri de yanına alarak Musul meselesinin sulh anlaşması yapıldıktan sonra aralarında konuşulmasını, eğer gerekirse Birleşmiş Milletler'e gidebileceklerini söylediklerini hepsini, hepsini anlatıyor... (1)
Ve ilave ediyor: "Bugün sulh yaparız, bir iki ay sonra Musul meselesini çözmeye milletçe ayağa kalkarız. Ama o zaman karşımızda yalnız İngilizler değil, Fransız, İtalyan, Japon bütün dünya çıkar... Bunda menfaat yok mudur? Musul'u gayet kolaylıkla alabiliriz ama Musul'u aldığımız vakit savaşın hemen son bulacağına kani olamayız. Şüphesiz orada bir savaş cephesi açacağız. Sözümün sonu şudur: Ya Bakanlar Kurulu kendi sorumluluğu içinde görevine devam edebilir... veya düşürüp savaşa başlamak olabilir...
İstanbul işgal altında, Batı Trakya da öyle. Daha oralarda savaş bitmemiş. Savaşa devam denebilir mi? Musul kalleşliğe gitmiş ama Türkiye kurtulmuştur..."
(1) Doçent. Dr. Suphi Saatçi: IRAK'TA TÜRK VARLIĞI.
|
|