|
 |
|
|
Keşke
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
Sizinle konuşabilsek keşke. Şöyle sakin bir köşede. Yüz yüze. İki demli çay eşliğinde. Telaşlanmadan. Akşam yorgunluğunda değil, daha taze bir vaktinde günün. Saatlerimize ve cep telefonlarımıza göz atmadan, maskelerimiz masanın üzerinde, havadan, sudan ya da daha ciddi şeylerden söz etsek. Sıkmadan, sıkılmadan.
Dinleyerek, anlatarak anlasak. Arada bir kahkaha atarak, belki arada öfkelenerek diyeceğimizi desek. Dürüstçe, hesapsız ve içten. Gittiği kadar gitse konuşma. Sonra kendi dünyalarımıza dönsek. İçimizde yeniden görüşme isteği. Mecburiyet hissetmeden.
* * *
O bize güvenebilse keşke. "Bunlar benim dostlarım, şanslıyım" diyebilse. Dostluğa gerçekten önem verse. Küçük hesaplar peşinde maymunlaşacağına... Uyanık olmak için çırpınıp duracağına... Bu kadar da kandırmasa kendini. Aynaya bakıp "Neden bu kavga?" diye sorabilse kendine. Hiç olmazsa bu yaşında fark edebilse hepimizin değişmeyen nihai istikametini. En büyük mirasın cenazelerdeki kalabalık olduğunu bir kavrayabilse. Evet, güvenmek zor günümüzde. "Kim kime güveniyor ki?" diyeceksiniz? Haklısınız, sistem insanları insanlıktan uzaklaştırmakta. Entrikalar, kazıklar, yolsuzluklar, hırsızlıklar, dolaplar, numaralar. Tutturulması gereken hedefler. İstiflenmesi gereken para. Kazanılması gereken güç. Mat edilmesi gereken rakipler. Pazar payı, mafya payı, kar payı, miras payı...
* * *
Kentlere doluşmuş milyonlarca insanın sabahtan akşama oradan oraya koşarak becerebildiği bu işte. Yüksek yüksek binalar, boy boy ekranlar, çeşit çeşit oyuncaklar... Her keseye göre her şey.
Ama insanlar giderek birbirlerine daha şüpheyle bakmakta. Para varsa karadır, para yoksa (ki, genelde yoktur) salaktır çarpıklığına mahkum yaşayan milyonlar.
Kentler bencil, kendi derdinde. Zamanında doğadaki güce, uyuma, zenginliğe saygı duymadığı için şimdilerde seller, kasırgalar, depremler karşısında zorlanan teknoloji bağımlısı kalabalıklar.
Teknolojinin açlıktan ölen çocuklara da verebildiği bir söz yok henüz. Teknoloji kansere, AIDS'e, MS'ye, erkenden tıkanmaya başlayan damarlara da çare bulabilmiş değil. Kendi yarattığı öcülere karşı savaşmakla meşgul. Hele galaksinin dışına çıkıldı mı bir hayli zorlanıyor teknoloji.
Abartmamak gerek, emekleyen bir çocuk kadar ya var ya yok... Ağaca çıkmayan, suya düşemeyen, tarlaya basmayan, gökyüzüne hasret insanlarla bu kadar oluyor belki de... Teknoloji güven vermiyor, konuşturtmuyor, sevgiyi beslemiyor ne yazık ki!
* * *
Deli gibi aşık olmasanız da bari yürekten sevseniz onu! Nasıl da ihtiyacı var görmüyor musunuz? Belki farkında bile değil. Belki bir sevgi acemisi o. Kucaklasanız bile mutlu olacak sanki. Öyle şefkate aç bir hali var. Siz de mutlu olursunuz belki. Onun yaşamına tarifsiz anlamlar katarsınız belki de.
Baştan yadırgasa da alışacaktır merak etmeyin. Kalabalıkta yalnız kalmış, kurumuş biraz. Hesapsız sevgi nedir bilmiyor, hatta inanmıyor öyle bir şey olacağına. Belli etmemeye çalışsa da çok çizik almış. Keşke gösterebilseniz ona. Sevginin mümkün olduğunu.
Biz konuşamadıkça, o güvenemedikçe, siz sevemedikçe dar sokaklarına sıkışıp kalıyoruz hayatın. Kolayı zorlaştırıyoruz. Anlamlı olanı sıradanlaştırıyoruz ister istemez.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|