Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 19 Eylül 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Yangınların kenti İzmir ve 1922 yangını

Dünden Bugüne / Sabri Yetkin

İzmir, tarihi boyunca yangınlara teslim olmuş, yaşadığı her yangından sonra yeniden canlanabilme başarısını göstermiş bir kenttir. Kentin neredeyse tamamını tahrip eden bildiğimiz ilk büyük yangın 1688 depremi sonrasında çıkmıştı. 1742 yangını da keza kentin tamamını yok etmişti. 1763 - 1861 arasında yaklaşık 100 yıllık bir dönemde 10 büyük yangın daha yaşanmıştı.
9 Eylül 1922'de İzmir kurtuluşu yaşamış ve kentin Türk - Müslüman sakinleri bunu bayram sevinciyle yudumlamışlardı. Ancak kurtuluşla birlikte çekilen acılar sona ermeyecekti. 9 Eylül sonrasında İzmir'de asayiş tam anlamıyla sağlanamamış, kent içinde ve dışında küçük çatışmalar devam etmekteydi, Türk birlikleri kente hakim olamamışlardı.
Kurtuluş sonrasında belirsiz bir ortam oluşmuş, İzmir'de hayat birkaç günlüğüne durmuştu. Gazeteler basılmamış, fırınlar ekmek çıkartmamış, esnaf dükkanlarını açmamış, tramvaylar çalışmamıştı. Buna rağmen kentte anormal bir hareketlilik vardı.
Egeli Rumlar, Yunan Ordusu'nun çekilmesiyle birlikte göçe başlamışlar ve iç kesimlerden kıyılara doğru akın etmişlerdi. Özellikle rıhtım ve Kordonboyu, iç bölgelerden kaçan yüzbinlerce insanla dolmuş, kıyıdan açıkta demirlemiş İngiliz ve Fransız gemilerinin kendilerini almasını bekliyorlardı.
İnsanların bir kısmı ise kiraladıkları sandallarla açıktaki gemilere ulaşmak istiyorlardı. Kıyıda böylesine hareketlilik yaşanırken, Basmane Garı civarındaki Ermeni mahallesinde ise huzursuzluk ve değişik bir hareketlilik yaşanmaktaydı. Bu mahalledeki St. Etienne Ermeni Kilisesi ve bahçesindeki Metropolitlik binası bir direniş merkezi gibi evler sımsıkı kapatılmış, adeta Türk askerleriyle çarpışmaya hazır bir hale gelmişlerdi.

3 ayrı yerde başladı
İzmir, 1922 Eylül'ünde güzel, güneşli yaz günlerini yaşarken, 9 - 12 Eylül 1922 günlerini çelişkiler içinde geçirmişti. İzmirli araştırmacı Çınar Atay, 12 Eylül'ü 13 Eylül'e bağlayan gece yarısı saat 01.00 sularında Ermeni mahallesinde 3 ayrı yerden alevler fışkırdığını, sabaha doğru birkaç saat içinde yangının büyüdüğünü, öğlene doğru alevlerin organize biçimde evleri sardığını, öğlenden itibaren rüzgarın etkisiyle yangının genişlediğini dönemin tanıklarının anlatılarına dayanarak ifade etmiştir.
Yangını, o günleri yaşayanlardan Kozmas Politis'in anılarından da okuyabilmekteyiz: "Gece yarısı birşeylerle uyandık. Yangın mı çıkmıştı? Köpekler havlıyordu. Alevler bize uzaktı, göz kararıyla hesap edince yangının Basmahane'den Aya Dimitris'e vardığını ve bütün Ermeni mahallesini sarmış olduğunu anladım. Gökyüzünün yarısı bakır gibi kızarmıştı. Önümdeki alan sanki güneş doğuyormuş gibi portakal rengine bürünmüştü."

Göz gözü görmüyordu
İzmir İtfaiyesi yangını önlemek için olağanüstü çalışmıştı. İzmir'de tarih boyunca birçok yangın çıkmıştı. Ancak bu yangın İzmir'in karşılaştığı yangınlara hiç benzemiyordu. İtfaiye neferlerinden Çorbacis, yangının süratle genişlediğini ve kentin büyük bölümünü kısa sürede sardığını ifade etmişti.
Gece boyunca itfaiye 6 alarm almış, yangın mahalline vardıklarında yangının 10 ayrı yeri sardığını görmüşlerdi. İzmir İtfaiye Amiri Paul Grescovitch, hızla genişleyen yangını söndüremeyeceklerini anlayınca, yangının Ermeni mahallesinde kalmasını emretmişti. Ancak sokaklar alevlerden kızmış ve rüzgarın da etkisiyle yangın kıyıya doğru gelişme eğilimine girmişti.
Yangın boyunca İzmir'de güney rüzgarları etkili olmuş ve adeta bir körük görevi görerek yangını genişletmişti. Rüzgar öylesine güçlüydü ki, kentin tamamını duman altında bırakmıştı. Göz gözü görmüyor, her tarafa kurum ve kıvılcımlar yağıyordu. Yangın nedeniyle kentte büyük panik yaşanmış, etkili olduğu mahallelerdeki halk, taşıyabildikleri kadar eşyayı alıp evlerini terk ederek sahile ya da kırsala doğru kaçışmaya başlamışlardı.

Falih Rıfkı anlatıyor
Yangının çıktığı akşam dönemin ünlü gazetecilerinden Falih Rıfkı Atay, İzmir'e gelmişti. Atay, gözlemlediği yangını "Çankaya" kitabında şöyle anlatmıştı: "Büyük yangın günü idi. Ateş mahalleleri sardıkça halk rıhtım üzerinde koşuşuyordu. Kalabalık arttıkça arttı. Yüreğim titreyerek eşsiz trajediyi seyrediyordum. Nihayet yangının kızıl ve korkunç dili, hemen önümüzdeki binaların çatılarını yalamaya başladı. Çıkmak lazımdı. Yangın, sonuna kadar yaktı ve doyarak dindi. Gavur İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte yanıp bitti. Yangından sorumlu olanlar, o zaman bize söylendiğine göre sadece Ermeni kundakçıları mıydı? Bu işte Ordu Komutanı Nurettin Paşa'nın hayli marifeti olduğunu söyleyenler de çoktu."
Yangın Batı kamuoyunun ilgisini çekmişti ve sorumluları tespite çalışıyorlardı. Yangının yabancı basındaki yankılarını değerlendiren değerli tarihçi büyüğüm Orhan Koloğlu'nun bir araştırmasından alıntılar yapmak istiyorum:
"Fransız gazeteci Paul Taponnier, `Büyük bir facia idi İzmir yangını. Türklerin ele geçirdikleri kenti yakmalarının akla yakın tarafı yoktu' diyordu. Yangın haberiyle birlikte İngiliz ve Amerikan gazeteleri Türk aleyhtarı kampanyaya giriştiler. New York Times 15 Eylül'de, `Türkler kenti intikam için yaktı' derken, Fransız basınında ise başından itibaren aksi tez yer alıyordu. Le Temps gazetesi 13 Eylül'de, `Yunanlılar çekilirken kenti yaktı ve halkı katletti' diye yazıyor, Le Figaro da 20 Eylül tarihli başyazısında, `Yangın, Ermeni mahallesinden başladı, çekilen Yunan askeri disiplinini kaybetmişti, yangının kökeni konusundaki iddiaları şüphe ile karşılamak gereklidir' yorumunu yapıyordu. Corriere Della Sera, 14 Eylül tarihli nüshasında Türklere hak veren bir çizgi izlemişti. 17 Eylül'de ise Daily Mail'in İzmir muhabiri, `Fransız amiralinin araştırması, yangını Türklerin çıkarmadığını gösterdi' haberini gazetesine ulaştırıyordu."
Bilge Umar'ın, "İzmir'de Yunanlıların Son Günleri" kitabında da, "İzmir'i kim yaktı? Gerçekte ise bu felaketten Türkler ve Ermeniler ortaklaşa sorumludur" cümlelerini okumaktayız.

1000 kişi can verdi
13 Eylül'de başlayan yangın, 18 Eylül günü hafiflemiş ve denetim altına alınabilmişti. Yangının etkilediği alan, kıyıdan içeriye doğru yaklaşık 1 kilometrelik derinliğe ulaşırken, kıyı boyunca güney kuzey ekseninde 2.5 kilometre uzunluğundaydı.
Yangından sonra sayım yapan 1. Kolordu Komutanı İzzettin Paşa, 20 - 25 bin civarında binanın yandığını tespit etmişti. Alansal olarak 2 milyon 600 bin metrekarelik yerleşim birimi yok olmuştu. Ermeni mahallesinin tamamı yanarken, Rum mahallesinin çok büyük kısmı ile İzmir'in en önemli yerlerinden I. ve II. Kordon ağır biçimde tahrip olmuş, neredeyse İzmir'in yarısı kül olmuştu. Hakimiyet - i Milliye gazetesi, 19 Eylül 1922 tarihli nüshasında Türk mahallesi dışında İzmir'in neredeyse tamamının yandığını, bin kadar kişinin hayatını kaybettiğini, insanların kıyılara ve kırsal alanlara kaçıştığını, yangının maliyetinin 60 milyon dolar olarak tahmin edildiğini yazmıştı.
1922 yangını İzmir'i geçmişinden, kendisini yaratan ortamdan koparmıştı. Yangın sonrası İzmir için koşullar çok ağırdı ve kent yeniden kurulmaya muhtaç hale gelmişti. Ne var ki İzmir, ekonomik sıkıntılar ve açmazlar nedeniyle yangının izleriyle ve kötü anılarıyla onlarca yıl yaşamak zorunda kalmıştı.

ege@milliyet.com.tr



EGE
Buna da şükretmeli...
Zor da olsa maç Altay'ın
Keşke
Okula başlamak
Yangınların kenti İzmir ve 1922 yangını





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Bülent Buda
Gürsel Kuru
Reşat Kutucular
İsmail Sivri
Sabri Yetkin

© 2004 Milliyet