|
Akıl akıl, gel gel de TCK'ya takıl...
NE olduysa oldu, bize göre durup dururken Başbakan Tayyip Bey, kendisini dar açılı bir köşeye sıkıştırıverdi.
Önce Avrupa Birliği kriterlerine uyum sağlayabilme amacıyla, 78 yıllık oligarşik ve despotik TCK'yı, temelinden hemen değiştirivermek için, olağanüstü toplantıya çağrılan Büyük Millet Meclisi...
Anamuhalefet partisiyle de yapılan anlaşma sonucu, yeni TCK tasarısının hızla geçen 344 maddesi ve son 2 maddeye gelindiğinde, tasarının geri çekilivermesi...
Ne o, "zina" eylemi; şikayete bağlı bir kamu suçu sayılmamış yeni tasarıda...
***
Derken AB sözcüleriyle Tayyip Bey arasında başlayan sert bir söz düellosu.
AB Komisyonu Sözcüsü Filori:
- Yasaya ilişkin sonuç, 6 Ekim'deki İlerleme Raporu'na aynen yansıyacak. 6 Ekim tarihine kadar TCK'nın Meclis'te kabul edilmesi gerek, diyor.
Tayyip Bey de yanıt veriyor:
- Biz Türkiye'yiz ve Türküz. Kendi kararımızı kendimiz vereceğiz. Bu bizim iç işimiz. Kimse karışamaz. AB bizim için "olmazsa olmaz" değil...
***
Madem AB üyeliği, Başbakan Tayyip Bey için "olmazsa olmaz" değildi; öyleyse üyelik konusunda kesin bir müzakere tarihi alabilme çırpınması neydi? Neredeyse 2 yıl boyunca az koşuşturulmadı Avrupa'da o merkezden bu merkeze.
Acaba o koşuşturmalar sırasında, toplam kaç yüz bin dolarlık resmi harcırah harcandı dersiniz?
Bu kadarcık bir saydamlık istemeye de bizim hakkımız yok mu?
***
Başbakan Tayyip Bey, onca köklü reformlara imza attıktan sonra, doğrusu fena sıkıştırdı kendisini dar açılı bir köşeye...
Şimdi 6 Ekim'e kadar yeni TCK tasarısını yasalaştırsa; "efelenip efelenip sonunda geri adım atmak zorunda kaldı" diye ti'ye alınacak...
"İnadım inat" diye tutturursa da, aralık ayında saptanması beklenen müzakere tarihi, arkasına bile bakmadan kanat çırpa çırpa ufukta kaybolacak...
***
Vaktiyle Adnan Menderes de, tabanından sıkı bir "aferin" almak için kürsülerden şöyle demişti:
- Siz isterseniz "Hilafeti" bile geri getirebilirsiniz...
Ne var ki "bilimsellik", yani "doğa yasalarının saptanıp netleştirilerek, insan yaşamını kolaylaştırma doğrultusunda, insan kullanımının içine alınması"; çoğunluk oylarına bağlı, yerel politik kararların dışında bir oluşum ve gelişmedir.
"Hukuk" da, doğa yasalarıyla ilgili teknolojik bir gelişme sonucu, "ekonomi"nin gitgide daha derinliğine bir bilimsellik kazanmasıyla ilişkili olarak; oy çokluğuna bağlı "yerel yasaları", kendi evrensel ilkeleriyle bütünleştirmeye başlamıştır.
Avrupa Birliği ve Avrupa vatandaşlığı da, böyle bilimsel ağırlıklı bir gelişmenin sonucudur; Türkiye'nin bir an önce AB'ye kapağı atma istemi de...
***
Yıllar hızlı geçiyor. Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar, bir de bakarsınız, bir yıl daha geçivermiş ve tarih 19 Eylül 2005 olmuş...
Ya peki, Başbakan Tayyip Bey ne olmuş?..
Yaşayanlar kolayca olanak bulacaklardır, 2 yıl boyunca AB seranatları döktürdükten sonra, birdenbire AB'ye eski delikanlılık rüzgarlarıyla "git işine" demeye başlayan Tayyip Bey'in ne durumda olduğunu görmeye...
Bu kadar keskin bir çelişkiyi sırtında taşımak, epey zor olacakmış gibi geliyor bize...
Ne diyelim, hayırlısı olur inşallah...
***
Madem "zina" konusu, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili, görünmez bir trafik polisi olmaya başladı...
Biz de, pazar gününün geleneksel lezzetine bir selam göndermek için, evrensel zina fıkralarına şöyle bir göz atalım...
Zina fıkraları yoğun bir biçimde kadınlar üstüne...
İşte bir Fransız fıkrası:
Bir general, gözleri yaş içinde, ölmekte olan karısının elini tutmada. Kadın, şöyle bir bakıyor kocasına ve:
- Bak canımın içi, diyor, sana doğruyu söylemeden ölmek istemiyorum. Evlendiğimizden bu yana, seni sadece iki kez aldattım. Biri, senin emir subayınla; öteki de, 23'üncü piyade taburuyla...
***
Bir koca, beklenmedik bir saatte, vakitsiz dönmüş eve. Bir de bakmış ki karısı, ünlü bir boks şampiyonunun kolları arasında...
Önce yüzü kıpkırmızı kesilmiş, dişleri, iki elinin yumrukları iyice sıkılmış. Ve başlamış evin içinde, kafesteki bir aslan gibi, hırslı hırslı dönüp dolaşmaya... Derken giriş kapısının dibinde boksörün bıraktığı şemsiyeyi görmüş. Deli gibi atılmış şemsiyenin üstüne ve hemen ikiye parçalamış. Sonra da şöyle rahat bir nefes alarak:
- O şimdi görür gününü, demiş. Eminim ki, az sonra yağmur yağmaya başlayacak...
***
Haydi bir tane de erkeklerle ilgili bir zina fıkrası:
Kadın hıçkıra hıçkıra ağlıyor:
- Yine gittin aldattın beni, kahrol e mi! Bıktım usandım artık. İmkan yok bunun böyle sürmesine. Ben annemin evine dönüyorum.
Erkeğin yanıtı:
- Tamam şekerim, tamam. Şayet sen annenin yanına dönersen; ben de gider karımın yanına dönerim...
***
Erkekler genellikle pek severler zamparalık hikayelerini anlatmayı...
Ve düşünmezler ki, zampara erkekler, hep aynı kadınla yapmıyorlar zamparalığı.
Şu farkla ki, erkekler övüne övüne anlatır; kadınlar ise böyle bir konuda övünemeyecekleri için susarlar...
***
Gönlümüz hiç istemez, "zina" konusundaki politik bir ateşlenmeyle Tayyip Bey'in de suyunun ısınmaya başlamasını...
c.altan@prizma.net.tr
|
|