Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 22 Eylül 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Kudüs ey Kudüs

İstanbul bir ay içinde, tarih boyunca savaşın ve gerilimin kenti olan Kudüs'le ilgili iki zengin sergiye ev sahipliği yapacak

Fax: (0312) 427 20 64


Geçtiğimiz perşembe günü İstanbul Fransız Başkonsolosluğu'nun kültür ofisinde, Kudüs'ün 19'uncu yüzyılını anlatan fotoğraflardan oluşan bir sergi açıldı. Fotoğrafların çoğu kutsal topraklarda çok etkin ve yaygın bir biçimde örgütlenen Fransız Katolik misyonlarına mensup rahip ve hizmetlilerin çektiklerinden oluşuyor. Hiç kuşkusuz Kudüs çok ziyaret edilen bir şehir olarak sayısız seyahatnameye konu olmuştur. Sadece 19'uncu asırda basılan 5 bine yakın seyahatname ve kitap sayılmaktadır. Fotoğraf koleksiyonlarının sonu yoktur. Esas itibarıyla Kudüs'teki başkonsolosumuz Hüseyin Bıçakçı'nın topladığı fotoğraflar ve İsrail'deki çeşitli kurumların iştirakiyle 27 Eylül'de Askeri Müze'de açılacak Osmanlı İmparatorluğu Yönetiminde Kudüs adlı bir sergi daha vardır. İstanbul bir ay içinde zengin, çifte Kudüs sergilerini ağırlayacak. Gerçekten beynelmilel bir kültür başkenti oluyoruz.
Kudüs, Osmanlı İmparatorluğu'nda payitaht İstanbul'dan bile daha çok ziyaret ve tasvir edilen bir şehirdir. Ne var ki tasvirler çoğunlukla saf bakışlı ve soğukkanlı adamlar tarafından değil, daha çok bir dinin sadık veya bağnaz mensuplarınca yapılmıştır. Murat Bardakçı'nın, Falih Rıfkı Atay'ın "Zeytindağı" adlı şaheserinden aldığı bir deyişle; "Kudüs dini oyunlaştıran bir garp tiyatrosudur." Barış şehri her zaman savaşın ve gerilimin yeri olmuştur. Kiliselerdeki rahipler bile birbirlerine duydukları husumetten dolayı geçen asırda silahla gezerlerdi. Bugün bile ne kadar dost oldukları şüphe götürür. Her mezhep ve tarikat öbürünü dışlayan bir havadadır. Dinler arasındaki kavga ise dünya barışını tehdit etmektedir.
1516 Aralık'ı sonunda Yavuz Sultan Selim Han, Yıldırım Savaşları ile Filistin'i Osmanlı mülküne kattı. Kudüs, Mekke ve Medine ile birlikte Osmanlı mülkünün gözdesiydi. Museviler ve Hıristiyanlar gibi Müslümanların da kutsal yeriydi. Dört asır boyunca Kudüs şehri ve halkı imtiyazlı statüsünü korudu. 16'ncı asırdan beri burada önemli vakıflar kuruldu. Vakıfların arazilerindeki köylüler daha hafif vergi yükümlülüğü altında bırakıldı. Memluklar devri eserleri önemli ölçüde tamir gördü; yeni çeşmeler, mescitler, çarşı ve hanlar hanedan üyeleri ve padişahlar tarafından yaptırıldı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde 1532 - 1539 arasında yeniden inşa edilen Kudüs surları halen bütün haşmeti ile şehri çevreliyor ve bu nedenle de surların etrafındaki cadde Sultan Süleyman Caddesi olarak adlandırılıyor.
Memluklar döneminde Kudüs'te yaşayan ve bu aidiyetle haklı olarak iftihar eden Hıristiyan ve Müslüman halkın arasındaki denge iyi kurulmuştu. Doğrusu 100 yıllık Haçlı Seferleri dönemindeki batılı terörden hem Müslümanlar hem de yerli Hıristiyanlar çok çekmişti ve bu dönem onlar için verimli bir çağ sayılıyor. 16'ncı asırda İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudiler de imparatorluğun birçok yerinde olduğu gibi Osmanlı Kudüs'ünde sığınacak mekan buldular ve kutsal topraklar her yıl haç mevsiminde Avrupalı Hıristiyan hacılara kapılarını açtı. Hıristiyan haccının ne kadar güvenlik içinde geçtiğini bu döneme ait sayısız Avrupalı seyahatnameden de anlıyoruz. Osmanlı İmparatorluğu tarihin son Roma imparatorluğudur. Bütün dinler ve dillere mensup tebanın yoğunlaştığı Kudüs tam 400 yıl boyu I. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar sakin ve dengeli bir hayata sahipti. 1917 sonunda şehrin İngiliz topçu salvolarının altında harap olmaması için Kudüs adeta mücadelesiz bırakılmıştır. Onun yerine savaş şehrin etrafındaki tepelerde aylarca sürdü. Bugün İbrani Üniversitesi'nin bulunduğu tepedeki İngiliz mezarlığında şehit Türk subay ve erlerin mezarları da yer alır.
Kudüs - ü Şerif özel yönetilen bir bölgeydi; tamir edilen surların içinde eski camiler, Halidiye Kütüphanesi, mahkeme binası kadar sur dışındaki yeni Osmanlı çağının sembolü sayılan ve şehri Yafa'ya bağlayan istasyon binası da bu manzarayı tamamlar. Bunun dışında maalesef şehrin klasik mimarisi ile uyum içinde olmayan Katolik ve Protestan misyonlara ait büyük kiliseler, çan kuleleri, hayır kurumları ve lemduha okul binaları Kudüs'e ait manzaralardır. Şüphesiz dört asır boyu mukaddes Mezar Kilisesi Kamame (St. Sepulchre) ve Mescidü'l Aksa gibi inananlar için çok önemli kurumların Osmanlı devrine mahsus özel yönetimlerinin hala devam ettiğini söylemek gerekir. 1516 - 1517 kışında başlayan Türk yönetimi 1917 Aralık'ında bitti. Ama kapanış safhası sorunlarla sürmektedir. Osmanlı Kudüs'ü hem eski hem de yeni şehirde her köşede maddi kalıntılarıyla da göze çarpıyor.

Şinasi Tekin hocanın ardından...

Uzun yıllar var ki Harvard'da sadece Amerikalılara değil, dünyanın dört bir yanından gelenlere, hatta en başta Türklere Osmanlı metinlerini, Uygur ve Göktürk edebi abidelerini Şinasi Tekin öğretirdi. Eşi ve onun kadar ünlü bir Türkolog olan Gönül Alpay Tekin hoca ile birlikte Harvard'ın Türk Etüdleri Dergisi'ni çıkarırlardı. Şinasi hoca kimsenin pek neşretmeye cesaret edemediği Budist Uygur metinlerinden oluşan "Altun Yaruk" adlı çalışmasıyla haklı bir ün yapmıştı. "Eski Türklerde Yazı", "Osmanlıca El Kitabı" adlı eserleriyle da tanınırdı. Fakat neşriyatının çoğunu Almanca ve İngilizce yapmıştı. Geniş okuyucu kitlesi talep etse Türkçe yazacağına da şüphe yoktu. Şinasi hoca yaptığı işlerle, "Özyurdunda garip, özdilinde laf anlatamaz" bir adamdı. Malesef eğitimimizden dolayı bizde dilbilimi, genel olarak filoloji ve Türk dili tarihine ciddi yaklaşım yoktur. Böyle uzmanlarımız yurtdışında ders verirler. 1933 Balıkesir doğumluydu. 1965'te Atatürk Üniversitesi'nde profesör oldu ve hemen ardından Harvard'a davet edildi. 40 yıla yakın süre Harvard'da hocalık yaptı. İstanbul Üniversitesi'nde yetişmiş ve Hamburg'da ünlü Türkolog Anna Marie von Gabain'in şakirtleri arasında temayüz etmiştir. Hocanın yerinin doldurulacağını pek zannetmiyoruz ama inşallah geçen zaman bu hükmün aksini gösterir.

PAZAR
"Yüzüklerimi gözyaşları içinde satarım"
"Ben her türlü mücadeleye silah elde girdim. Girerim"
Tarkan karagöz perdesinde
Efsane geri dönüyor...
Zekasına güvenen gelsin!
Romantik isyankar kitabında aldatılmış erkekleri yazdı
Mobil teşhis aletleri hayat kurtarıyor
Bağbozumunun en güzel günleri
Film bombardımanı...
"Ölmek var dönmek yok"
Temel Reis 75 yaşında
"İnsanların ve cinlerin ustası"
CNBC-e dizileri Emmy için yarışıyor
Paralel kentkırım
Komşu adaların balık lokantaları
Dünya seninle gurur duyuyor!
Kudüs ey Kudüs
"Voliyi vuracaksın, evleniyorsun"
"Seni sonsuza kadar seveceğim, Gala..."





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
MİNE G. KIRIKKANAT
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet