|
CHP'nin atağı
CHP lideri Deniz Baykal, Türk Ceza Yasası tasarısının 6 Ekim'den önce yasalaştırılması yönündeki çağrısını yineledi ve CHP, Meclis'i 28 Eylül'de olağanüstü toplantıya çağırdı.
Baykal, dünkü görüşmemizde, CHP'nin Meclis'i açmaya ve açık tutmaya gayret edeceğini belirterek, "Umarım Sayın Erdoğan, CHP'nin bu sorumlu yaklaşımını iyi değerlendirir. Biz tarihi görevimizi yerine getiriyoruz" dedi.
CHP lideri Baykal, Başbakan Erdoğan'ın kişisel davrandığı kanısında. "Başbakan'ın yaptığı mantıkla, sağduyuyla bağdaşmıyor" diyen Baykal, Brüksel'den gelen havanın olumsuz olduğunu ve ekonomik dengelerin de olumsuz etkilendiğini vurgulayarak, "Çıkış, Meclis'i toplayıp Türk Ceza Yasası'nın çıkarılmasıdır" görüşünü savundu.
Baykal da Başbakan Erdoğan'ın son anda tutum değişikliğine gitmesine anlam veremiyor. CHP lideri şu yorumu yapıyor:
"Başbakan Erdoğan duygusal davranıyor. Kişisel tavır alıyor. Hani halk arasında karakter yapıyor, derler ya... İşte öyle, Sayın Başbakan karakter yapıyor. Biz Brüksel'le sürekli temas halindeyiz. Eğer bu yapay kriz çıkarılmasaydı, 6 Ekim raporu çok olumlu düzenlenecekti. Ancak, bu tavır sürer ve Türk Ceza Yasası çıkarılamazsa, rapor çok olumsuz çıkabilir."
Baykal sona ana kadar Türk Ceza Yasası'nı çıkarabilmek için çabalarını sürdüreceklerini de vurguluyor.
Azınlık sorunu mu?
Başbakan Erdoğan AB'ye neden rest çekti?
"Zina yüzünden" yanıtı, tatmin edici bulunmuyor. Sadece zina konusu yüzünden, Başbakan Erdoğan'ın müzakere tarihi almayı riske etmeyeceği, bu tutumumun altında başka gerekçeler aranması gerektiği de savunuluyor. Başbakan'ın Brüksel'le pazarlık gücünü artırmak için taktik bir adım attığını düşünenler de var...
Böyle düşünenlerin gerekçesi ise AB raporunda Türkiye'yi, Türkiye'nin "kırmızı çizgileri"ni zorlayacak ifadelerin yer alması olasılığı.
Bunun ilk işaretini, Derya Sazak'ın Sohbet Odası'na konuk olan AKP Milletvekili Zekeriya Akçam'ın görüşlerinde bulmak mümkün. Akçam, AB'nin Türkiye'den yeni bir azınlıklar tanımı isteyebileceğini, Kürtlerin parlamentoda temsil edilmediği kanısının Brüksel'de hakim olduğunu belirtiyor.
Akçam, AB'nin dini azınlık (Alevileri kastederek) tanımı da isteyebileceğine işaret ediyor.
Keza, AB'nin kültürel haklara ilişkin düzenlemelerin yerel yönetimlere bırakılması yönünde de talepte bulunabileceği belirtiliyor.
Türkiye'nin Lozan dışında bir azınlık tanımını kabul etmesi, kuruluş temeline ve felsefesine aykırı kuşkusuz. Ancak, AB'nin geleneksel eğiliminin Kürtlerin azınlık olduğu biçiminde olduğu da biliniyor.
AB'nin bu tür talepleri rapora koyabileceği yönünde bilgilere dayanarak yorum yapanlar, Başbakan Erdoğan'ın bu nedenle AB'ye rest çektiği ve pazarlık gücünü artırarak Brüksel'e gitmek istediği tahmininde bulunuyorlar. AB, bu koşulları rapora alırsa, Türkiye'nin bunları kabullenmesinin mümkün olmayacağı ve müzakerelerin başlamadan tıkanacağı görüşüyle, bu tahmin yapılıyor.
AB'nin ısrarlı davranması halinde ise Başbakan Erdoğan'ın, "Ankara kriterleri" söylemine dönüp, restini devam ettirebileceği de belirtiliyor.
Bugün - yarın, tahminlerin de ötesinde, sorunun gerçek boyutları ortaya çıkacaktır.
Başbakan'ın Brüksel temasları gerçek boyutların anlaşılması yolunda ilk adımı oluşturacak...
fbila@milliyet.com.tr
|
|