|
Sonuçları önceden kestirmeli...
AB Komisyonu kesin ve net söylüyor: Avrupa Birliği Türk Ceza Kanunu (TCK) yasalaşmadan, Türkiye'yle müzakerelere başlamayacak... Yani Komisyon, 6 Ekim'de açıklayacağı ve AB'nin aralık zirvesinde karar için esas alacağı İlerleme Raporu'nda, Ankara'ya görüşme tarihinin verilmesini bu şarta bağlayacak.
Son iki üç gün zarfında Komisyon'un tüm yetkili ağızları bu koşulu açık biçimde dillendirdi. Dün de, Komisyon'un yeni Başkanı Manuel Barroso aynı görüşü tekrarladı.
Bu durumda, eğer Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'deki temasları sadece AB yetkililerini "ikna etme egzersizi" olarak görülüyorsa, daha "hareket noktası"nda hata yapılıyor demektir. Çünkü hiçbir açıklayıcı bilgi veya argüman, AB Komisyonu'nu artık resmen angaje olduğu tavrından vazgeçirecek değil.
***
KUŞKUSUZ, Günter Verheugen ve diğer yetkililer, Erdoğan'ın neden son dakikada çark ettiğine ilişkin izahatını dikkatle dinleyecek, ama karşılığını verirken de, kesin pozisyonunu tekrarlayacaktır.
Bu nedenle, Başbakan'ın Brüksel'deki temaslarında "zina krizi" sırasında Türkiye'de - daha çok "iç tüketime" yönelik - söylediklerinden farklı bir üslup kullanmasında ve AB yetkilileriyle uzlaşma yollarını aramasında yarar vardır.
Komisyon'un 6 Ekim'e kadar TCK'nın yasalaşması şartı üzerinde herhangi bir pazarlık yapılamayacağı apaçık. Dolayısıyla, ivedilikle TCK tasarısını yeniden ele alıp ("zinasız") Meclis'ten geçirmenin yolunu bulmak lazım. CHP'nin, Meclis'i 28 Eylül'de olağanüstü toplantıya çağırması, kaybedilmek üzere olan bir şansı yeniden canlandırıyor. AKP'nin bunu benimsemesi veya - daha iyisini düşünebiliyorsa - sonuç verecek bir formül üretmesi gerekir.
***
BRÜKSEL ve diğer Avrupa merkezlerinde, şimdiden İlerleme Raporu'nun olumlu olmaması halinde, aralık zirvesinden "şartlı bekleme" kararının çıkabileceğinden söz ediliyor. Bu arada en yakın tarih olarak 2006'ya atıfta bulunanlar da var...
Türkiye'nin de şimdiden bunun yaratabileceği olumsuzlukları düşünmesi lazım. İşte belli başlı birkaç olası sonuç:
AB'de son zamanlarda Türkiye lehinde oluşan ivme, zayıflayacak veya kaybolacak... Nitekim "zina krizi" gerek AB çevrelerinde, gerekse Avrupa kamuoyunda ters tepkilere yol açtı bile...AB'de Türkiye'yi savunan liderler, politikacılar bugün var; yarın olmayabilirler. Shröder, Berlusconi, Blair, vs. gibi. Yeni liderler Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı çıkabilirler (Merkel gibi)... Aynı şey AB Komisyonu için de söz konusu. Önümüzdeki aylarda Türkiye kendisine yabancı birçok yeni simalarla karşı karşıya kalacak...AB kendi yapısı bağlamında kritik bir döneme giriyor. Seneye birçok ülkede AB Anayasası'yla ilgili referandumlar düzenlenecek. Türkiye'nin üyeliği o zaman bu kampanyalarda bir "sorun" olarak tartışılacak...Müzakere sürecinin başlaması halinde beklenen olumlu gelişmeler (bu arada ekonomide) gerçekleşmeyecek...Nihayet iç politikada kamuoyunun hükümetin AB politikasını destekleyen kesiminin, iktidar partisine karşı güveni iyice sarsılacak. Ve tabii dışarıda da AKP'nin kazandığı itibar ve sempati de büyük zarar görecek...
Şimdiden bu "olumsuz senaryo"nun dikkate alınması, belki TCK'nın 6 Ekim'e kadar yetiştirilmesinin ne kadar hayati olduğunun daha iyi anlaşılmasını sağlar...
skohen@milliyet.com.tr
|
|