|
"Hainlik" suçlamasının iflasına doğru...
DÜNKÜ Milliyet'in manşeti, hamasetçi bir tiyatro oyununun kapanan son perdeyle bitişini gösteriyor gibiydi.
"Torun Denktaş'a Rum kimliği - Rauf Denktaş 'Rum vatandaşlığına geçen haindir' demişti. Ancak torunu, Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği alabilmek için Rum nüfus dairesine başvurdu"
Ah ah şu bizim alaturka politikanın son yüz yıllık davullarıyla zurnaları ve 21. yüzyılın provaları hızla ilerleyen yeni senfonileri...
***
Yunanistan 2. Dünya Savaşı'na katılmış ve 1 milyona yakın gencini yitirmişti.
Türkiye, 2. Dünya Savaşı'na katılmamış, buna karşılık galip devletler 1945'teki Potsdam zirvesinde, Avrupa'nın siyasal coğrafyasını yeniden çizerlerken de, somut bir aferin elde edememişti.
1911 Trablusgarp Savaşı'nda Yarbay Enver'in, İtalyanlara karşı kaybettiği Ege'deki 12 Ada; 1947 Paris Konferansı'nda İtalyan egemenliğinden çıkarılıp Yunanistan'a verilmişti. Kıbrıs, İngiliz egemenliğinde olduğu için, statükosunu muhafaza etmişti.
***
Potsdam Antlaşması, pratikte 2 kutuplu bir dünya yaratıyordu; kapitalist ABD ve komünist Sovyetler...
ABD kanadı, Sovyetler kanadını "komünistlik"le; Sovyetler kanadı da, ABD kanadını "emperyalistlik"le suçluyordu. Ve bu karşılıklı yapılan sert suçlamalar sürecine de, "Soğuk Savaş" dönemi dendi.
Soğuk Savaş döneminin ise, politik naralanmalar dışında, bilimsel bir analizi pek yapılmadı.
Örneğin ne Leninizmin, evrenin sürekli "dialektik değişimi"yle yeterli bir bütünleşmesi vardı; ne de ABD kapitalizminin, "geri kalmış toplumların ekonomik gelişmesini engelleme" anlamına gelen Marksist emperyalizmle...
***
2. Dünya Savaşı'na girmiş olan Yunanistan'da, Yunan Marksist - Leninistleri, Hitler ordularına karşı büyük bir mücadele vermişlerdi. Onları Yunan iç politikasında karalamak o kadar kolay değildi.
ABD ise; Sovyetler'in, Yunan komünistleri aracılığıyla Atina'ya doğru bir köprü kurma olasılığından kaygılanıyordu.
Ve 1967'de askeri bir darbeyle Albaylar Cuntası geldi iktidara. Yunan komünistleri de, bir oranda Kıbrıs'a attılar kapağı. Kıbrıs'taki Rumlar, çok daha önceden İngiltere'ye baş kaldırmış ve kazanmışlardı bağımsızlıklarını... Kıbrıs'taki Rum yönetiminde en güçlü siyasal parti de, Rum komünistlerinin AKEL partisiydi.
Washington, Sovyetler'in Kıbrıs'a doğru bir köprü kurmasından da yine kaygılanıyordu.
Ankara'nın Kıbrıs harekatı, biraz da bu kaygının giderilmesi için gerçekleşti...
Ne var ki, Atina'da Albaylar Cuntası devrilip, Karamanlis demokrasisi gerçekleştiği halde; bizim Kıbrıs harekatı devam etmek zorunda kaldı.
***
Bizim fötr şapka da giyseler, alaturka politikacıların; nutuk, demeç ve söylemleriyle, tarihsel değişimlerin çizelgesini saptayan gerçekler; hiç mi hiç el sıkışmaz...
Türkiye "Kışla" parfümlü siyasetle, "Cami" parfümlü siyaset arası salıncaklanmayı bir türlü aşamadı..
"Kışla" parfümlü siyaset de, "Cami" parfümlü siyaset de; muhaliflerini hep aynı zıpkınla vurmaya kalktı; "hain"...
***
Ankara, son zamana kadar KKTC'ye yılda 400 milyon dolar gönderiyordu. Bu paranın oralarda nasıl kullanılmış olduğu ise hiç saydamlaşmadı.
Böyle bir soruyu kurcalayanlar için kara damga hazırdı "hain"... Kara damgayı ellerinde tutanların ise; yurtseverliği de, inanmışlığı da, yiğitliği de, büyüklüğü de kesinkesti ve tartışma dışıydı...
Onlar elbet de Hazine'den geçinecekler, resmi arabalara binecekler, kırmızı halılı tören kıtalarıyla karşılanacaklar ve hastalanınca da ABD'ye gideceklerdi. Tepelerine bağdaş kurdukları kul yığınlarının ise kendilerine yani "büyükler"e saygı göstermeleri gerekirdi. Kim daha çok saygı gösteriyorsa, o da ustaca kollanabilir, gerisi de parmaklanabilirdi.
***
İsmet Paşa muhalefete düştükten sonraki dönemde, bir gün kendisine CHP'nin eski Meclis binasındaki grup odasında sormuştum:
- Ankara'yı neden başkent yaptınız, diye...
Çok yalın bir cevap vermişti:
- Senden yana olanlara bir şey vermezsen, neden senden yana olsunlar ki...
Ankara, başkent olur olmaz, arsa ve ev fiyatları sürekli artıp gitmişti.
***
Okyanusları kullanmamış, endüstri devriminden geçmemiş, köylülüğü aşamamış ülkelerde, en büyük rant politikadadır; hele bizimki gibi Hazine arazilerinin kadastrosu da yoksa...
Ve politikacı, iktidara çöreklendiğinde bir şeyler "ihsan" etme zorundadır yandaşlarıyla, kendisini destekleyenlere...
Yine bir ah ah çekelim...
Ah ah, mümkün olsa da "örtülü ödenek"in hiç değilse ilk 50 yıllık bölümü açıklansa kamuoyuna...
Şaşkınlıktan küçük dilini yutmayacak, acaba kaç kişi kalırdı ortalıkta?..
***
Hızlanan evrensel değişim, Fransız İhtilali'nden sonra ortaya çıkan "demagoglar saltanatı"nı da fena ırgalıyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın torunu, Rum kimliği almak için, Rum nüfus dairesine başvuruyor.
Ha evet sahi, bir de "zina" sorunu var Ankara'da... Köyceğiz'deki günlük ağaçlarının hiç umursamadığı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|