|
'U' pisti açık
Brüksel'in "üst düzey kulisinden" sızan, - taze - fısıltı şöyle:
"Fransa Dışişleri Bakanlığı'nda bir değerlendirme yapılmış.
Türkler, AB eşiğine geldikten sonra, bir zina meselesi çıkarıp buna kitlenerek, AB eşiğinden dönmek akılsızlığını yapmazlar.
Bu zina krizi ile dikkatleri tek noktaya çektiler. Zinayı tek engel gösterdiler. Sonra ansızın, peki, vazgeçtik diyecekler. Ceza yasasını, zinaya hapis cezası hükmü olmadan çıkarıp ilerleme raporunun pürüzsüz, rezervsiz çıkmasını isteyecekler."
Bu değerlendirmenin lafta kalmadığı, bir raporda yer aldığı" da Brüksel'de konuşulmakta.
Elbette, rapor elimde değil.
Doğrulatmaya çalışsam, o da olmaz. Fransa Dışişleri mensupları, "Evet, Türkler zina meselesinde, çarşafa dolanarak, AB eşiğinden dönmek akılsızlığını yapmazlar diye rapor yazdık diyecek kadar akılsızlar mı?"
Zaten...
Önemli olan Brüksel'deki AB kulislerinde, "Türkler, 6 Ekim'de açacakları ve 17 Aralık'ta içeri adım atacakları AB kapısından dönmek akılsızlığını yapmazlar" yargısının tedavülde oluşudur...
İşin özü...
Bu akılsızlık yapılmaz.
Akıllı davranılacaktır.
Çalım mı atıyor?
Erdoğan, 1 Ekim'den önce Meclis'i toplantıya çağırtıp TCK tasarısını - zinaya hapis hükmü olmaksızın - yasalaştırmak süreci için düğmeye basarsa, kimse hayret etmeyecek.
Bu son çalımı(!) atabilirse, skor levhası değişebilir. 6 Ekim Türkiye raporu "kemiksiz" çıkabilir. Birkaç "rezerv konulsa" da bunlar, 17 Aralık'ta "görüşmelerin başlaması tarihinin verilmesini" engelleyecek irilikte pürüzler olmaz.
Birkaç gün önce "Zina, Türkiye'nin şansıdır" mesajını yansıtan yazım da bu doğrultudaydı.
Brüksel'de şimdi böyle bir hava da var.
Kimin ekmeğine yağ
Satırlarım, "AB zirvelerinde, çevrelerinde, toplumlarında nefesler tutuldu. Brüksel tribünlerinde R.T. Erdoğan'ın son çalımı bekleniyor" gibi algılanmasın.
Sadece kimse Erdoğan'ın kendi bindiği dalı keseceğine inanamıyor.
O kadar.
"Bunda bir oyun olmalı kuşkuları" duyuluyor.
Üstelik Erdoğan, AB'de "yıllardır yapılamayanları iki yılda gerçekleştirmiş Türk" olarak tanındığı için, "Ayağına ateş ediyor, kendi kalesine gol atıyor, bindiği dalı kesiyor" görüntüleri yadırganmakta, inandırıcı olmamakta.
Ve de son iki yıl içinde - Hıristiyan demokratlar, Vatikan etkisindekiler, sağcı parti ve kurumlar, Ermeni lobisi gibi karşıtları bir yana - Türkiye'nin, AB'de sonuç alacak güçte destekçileri oluştu.
Bir sponsorlar grubu var.
Schröder, Verheugen, Schultz, Blair, hatta, - açıktan çaktırmasa bile - Chirac... TÜSİAD paralelindeki örgütlü büyük patron kulüpleri, sendikalar, merkez sol ve merkez sağ partiler, yeşiller, AB'de saygın isimlerden oluşan akil adamlar grubu, Soroz gibi küresel güçte isimler, sol ve liberal demokratik örgütler, işçi sendikaları, Türkiye'ye tarih verilmesinden yana angaje oldular.
Erdoğan'ın "AB bize karışamaz" söylemlerinden rahatsızlar, bu tavra anlam veremiyorlar ve de kendilerini kenara savrulmuş hissediyorlar.
"Bu kötü bir rüyaydı, her şey düzelecek" beklenti psikolojisi içindeler.
O nedenlerle Brüksel'e giderken Erdoğan, bir "U" virajı alabileceği alana sahip.
Yeter ki tarihin ve talihin sunduğu bu şansı harcamasın.
Bunun tersi olursa, - hiç dilemiyorum ve olasılık görmek istemiyorum ama - tarihe, Ecevit'ten sonra Türkiye'yi AB kapısından geri çeviren ikinci Başbakan olarak vakasını yazdırır.
Türkiye de ABD'nin uzaktan kumandasında, Ortadoğu'nun kum ve petrolle karılmış çamurlu zeminine kayar... Demokrasi, insan hakları, ülke bütünlüğü için geriye dönüş sürecine girilir.
AB üyeliğini satın almış ekonomi oyuncuları çekildiğinde, fay kırılır, bir yıla kalmaz, sistem, - Allah korusun - zembereklerinden boşanabilir.
......
Tekrar ediyorum...
"Tercih Erdoğan'ın, kader bizim."
.......
Ben iyi şeyler hissediyorum.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|