Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 24 Eylül 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Bırakınız, boş kalsın...

Kitap karakterinin de söylediği gibi, genellikle telaşlı bir hal durmak. Ya bir kimseyi, bir olayı, illa ki bir şeyi beklerken ya da "Hay Allah, ne yapsak da doldursak şu vakti acaba" paniğiyle duruyor insan. Bu yüzden telaşlanıyor, durduğu yerde yoruluyor. Oysa yine kitap karakterinin söylediği gibi: "Aslında boşluklar var oluşa imkan tanırlar"


Yaz bitti. Çağla Şıkel ve bikinileri Bodrum'u terk etti. Televole muhabirleri kameralarını neyin toplayıp beach'lerden ayrıldı, İstanbul gecelerine konuşlandı. TV dizilerinin yazlık versiyonları kışlık evlerine göçtü yeniden.
Yaz bitti. Okullar açıldı. Artık hava ısınsa kaç yazar! Hakemin neticesine çoktan karar verdiği bir maçın uzatma dakikaları gibidir, okullar açıldıktan sonra kendini gösteren sıcaklar.
Ama işte tatil kentlerinin en güzel zamanları tam da bu uzatmalar. Şimdi bir tatil kentinde olmanın, girilemese bile denize bakmanın, bronzlaşma telaşına düşmeden -hatta belki de eşofmanla ve çorapla- şezlonga uzanıp dalgaları saymanın, güneş kaçıyor paniğine kapılmadan uzun sabah kahvaltıları yapmanın, arkadaşlarla alemlere akılacak diye alelacele atıştırmak yerine akşam yemeğinin tadını çıkarmanın, sonra yine doya doya denize ve yıldızlara bakarak ve eğlenmeye ve gülmeye ve konuşmaya çalışmadan -mümkünse ateşin karşısında- birkaç kadeh içki yuvarlamanın...
Velhasılıkelam şimdi kelimenin tam anlamıyla tatil yapmanın, yani hakikaten durmanın, boşlukları hakiki anlamda boş bırakarak hayattan bir mola almanın zamanı.

Bakkala gidecek halim yoktu, Bodrum'a gittim
Ben Bodrum'a gittim de... Sonra işte yazsonu Bodrum'da, güzelim Gündoğan'da denize baktım, pötikareli şallara sarınıp ateşin karşısında oturdum, güneşin batışını izledim, nasıl olduysa sabahın kör vaktinde uyanıp güneşin doğuşunu da izledim yattığım yerden -sonra yine uyudum, uzun kahvaltılar ettim, güzel yemekler yedim... Ve nasıl durdum; hiç telaşsız, acelesiz, boş, böyle bomboş.
Şimdi sizi kandırmayayım. Ben bunları bildiğimden, bünyenin durmaya ihtiyacı var diye -ki bilirdim aslında eskiden, unutmuşum- gitmedim Bodrum'a. İşin aslı, Ayça'ya söz vermemiş olsam; değil Bodrum'a, kalkıp bakkala bile gidecek halde değildim. Öyle yorgundum. Ama söz vermiş bulunmuşum bir kere, sözümden cayamadım. Hem arkadaş hatırı var, iki gün daha yorulmanın bahsi mi olur? Ayıp!
Böyle gittim.

"Keşke boşlukları istenilen manada boş bırakabilsek"
Sonrası biraz da benim şansım oldu. Uçakta Cem Mumcu'nun "Makber"ini okumam mesela. Şans!
Mumcu'nun kitabında bir karakterin "Hayat içindeki boşluklar, bekleyişler haddizatında boş değildirler. En az hareketler kadar doludurlar. Ne yazık ki herkes acele içinde. Durmak bile aceleyle yapılabiliyor. Aslında yürümek, hareket etmek, bir şeyler yapmak, yemek yemek aceleyi, telaşı azaltıyor. Durmak en hızlısı, en yorucusu. Keşke boşlukları istenilen manada boş bırakabilsek. Aslında boşluklar var oluşa imkan tanırlar" demesi... Şans!
Bunları okuduktan sonra, insanın ne de olsa hep yapacak yeni şeyler icat ettiği ev yerine, yaz sonu terk edilmişliğini zerre kadar hüzünlenmeden karşılayan, sessizliğin ve nihayet durmanın keyfini çıkaran Gündoğan'da bir otele gitmem... Şans!
Türlü çeşitli mor tonlarındaki Costa Farilya'nın; bahçesiyle, iskelesiyle, restoranıyla ve illa ki odasıyla insana kendini fazla (fazla rahat, fazla rahatsız, fazla huzurlu, fazla huzursuz...) değil "tam kararında" hissettiren bir otel olması... Şans!
Ve benim en nihayetinde tüm bu hayat yap-boz'unun parçalarını birleştirerek durumdan faydalanmam, bu boşluğun içine kendimi salıp, bu boşlukta salınmam, uyuyup uyanıp, sadece bakıp, sadece oturup, sadece dinleyip, sadece yiyip, sadece içip, sadece ve sadece durup, bu boşluğu hakikaten boş bırakmam, var oluşuma imkan ve şans tanımam... Şans!
Şanslı bir kimseyim vesselam.

manik depresif köşe

Benim mütemadiyen canım sıkılır. Cem Mumcu'nun "Makber"inde "Boşluk, hareketsizlik, uyku
Her biri ölümün küçük birer kopyası" deniyor. Bu can sıkıntısı da ölüm sıkıntısı imiş. Mumcu aynı zamanda psikiyatr olduğu için bu tespiti bir roman cümlesinin ötesinde ciddiye almamız icap ediyor. Nasıl yani? Şimdi ben ölümden korktuğum için mi ne zaman boş kalsam sıkılıyorum? İyi de niye o zaman boşlukları doldurmak yerine kendime ha bire boş zaman yaratıyorum? Nasıl oluyor da açlıktan ölmediğim müddetçe tüm günü uyuyarak geçirebiliyorum? Niye hareket etmek yerine daima sırtüstü yatmayı tercih ediyorum? Ya ölüm korkumun şiddetine rağmen iflah olmaz bir tembelim ya da depresyondayım. Bir şey diyeyim mi? Boşluktan canım sıkılıyormuş. Sıkılsın. Allah başka sıkıntı vermesin!

Pek bi cıstaklı bi kitap

Gündoğan'da şezlongda oturmuş tembel tembel bir kitabı karıştırıp, kah başından kah sonundan kah ortasından gelişigüzel okurken, aralarda kah göğe kah denize bakıp bakıp dururken; iskelenin öbür köşesinde bir mindere kurulmuş oturan adam tarafından itham edildim: "Niye kitap okurmuş gibi yapıyorsun. Öyle kitap mı okunurmuş. Aslında okumuyorsun."
Diyelim ki okumuyorum. Diyelim ki elimdeki kitap göstermelik, maksat sahilde elde kitap entelektüel bir görüntü çizmek.
Sana ne?
Yine de açıkladım tabii, insan utanıyor. "Elimdeki bir sözlük" dedim. "O yüzden öyle rasgele bir sayfa açıp bakıyorum, canımın çektiği maddeyi okuyorum."
Volkan Yücel yazmış. Kampusta, orada burada duyduklarından, kendi dağarcığından. Şöyle bi'şi:
Zum yapmak: Dikkatlice bakmak, pür dikkat kesilmek
"Oğlum zum yapsana, kız 9 yönünde!"
Şişmek: Utanacak duruma düşmek, bozum olmak. "Şiştin mi?"
(Ben 4.30 yönündeydim, adam bana zum yaptı, kitap okur gibi yaptığımı sandı, elimdekinin sözlük olduğunu öğrenince de şişti.)
Bu sözlük her anlamda faydalı bir eser. Mesela siz üniversiteli gençlerin; simsiyah çarşaflarla, vücutları tamamen kapalı ve toplu halde gezen kadınlara ne isim verdiğini biliyor muydunuz? Ninjalar!
Elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin: Acayip cıstaklı bi kitap yazmamış mı Volkan Yücel?
Cıstaklı: Güzel ve içinde özgünlükler barındıran. "Sınavda bi cıstaklı cümleler yazmışım ki sorma."

tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Çingene rolü bana çok yakışıyor"
Otomobil ve motorların şenliği
Efsane yeniden İstanbul'da
Vitrinlerde yine jean var
Erkek modasında ceket öne çıkıyor
Bizi güzel bir hafta bekliyor
Bu markettekiler sizi şişmanlatmaz
Dart turnuvası devam ediyor
Bu hafta sonu çok eğlenceli
Kitap toplama kampanyasında son gün
Kış dönemi dil kursları başlıyor
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
Tepki





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2004 Milliyet