|
 |
|
|
"Ben her türlü mücadeleye silah elde girdim. Girerim"
Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı, kitabı ile çok satanlar listesinde. Kundakçı: "Silah kullanmayı severim. Bazı kimseler belki 'Tamburalı Paşa' lakabımı yadırgadı ama pek çok kişi de sevdi. Ben de sevdim"
AHMET TULGAR
Hasan Kundakçı, namı diğer Tamburalı Paşa, Türkiye'nin gerek askeri gerekse siyasi açıdan en el yakıcı iki sorununun odak noktasında yer almış önemli bir figür. Başlangıcında Kore'deki Türk Tugayı'nda görev yaptığı kariyerinin 1979-80 ve 1992-93 arasındaki iki dönemini Kıbrıs'ta geçirdi. Ama kariyerinin doruk noktası, onu Türkiye kamuoyuna asıl tanıtan, Güneydoğu'da Kürt meselesinin en fazla şiddet ürettiği sırada yaptıklarıydı.
Hasan Kundakçı'nın, Tamburalı Paşa lakabını almasının nedeni, onun operasyonlara bizzat, elde silah katılması ve bu imgesinden memnun olduğunu açıkça gösteren pozlarıydı. Zaten kendisi de "Silahı, silah kullanmayı sevdiğini" açıkça söylüyor.
Şimdi artık isminin önünde "E. Korgeneral" ibaresi olan Hasan Kundakçı, Güneydoğu'da savaş bütün şiddetiyle sürerken, sorunun çözümünün şiddet yöntemiyle olacağı konusunda ısrarlı kesimlerin bir sembolü, bölgedeki en önemli temsilcisiydi.
1995'teki 35 bin askerlik, ünlü Kuzey Irak Operasyonu'nun komutası ondaydı.
Şimdi Kıbrıs'ta da ve tabii asıl Güneydoğu'da da sorunların "ana ve hakim akım olarak" şiddet dışı yöntemlerle çözülmesi cihetine gidilirken, Hasan Kundakçı'nın "Güneydoğu'da Unutulmayanlar" kitabı çıktı; ilginçtir ve dikkatle bakılmalıdır ki, daha ilk haftasında en çok satanlar listesine yerleşti.
Kundakçı'nın kitabını okudum ve elbette o yıllarda, orada hayatını kaybetmiş herkesin hikayesi ile bir kez daha içim yandı.
Ama şunu da belirtmek isterim: Tabii ki her tarih yazımı yazanın öznel bakışını yansıtır. Yazan ne kadar nesnel olmak isterse istesin, seçtiği olgular bile yazdığı tarihi belirler. Ancak, "Güneydoğu'da Unutulmayanlar"da unutulmayanlar kadar unutulanlar da çok gibi geldi bana.
Yine de satır satır söylenenleri kadar söylenmeyenleriyle de çok şey söyleyen, maksadıyla da, maksadını aşışıyla da; bugün hâlâ Türkiye genel ideolojisinde öğelerine rastlanan ve tam da bu içinden geçtiğimiz demokratikleşme sürecinde dikkatten kaçırmamamız gereken bir kurumsal ruh halini ortaya koyan bir kitap "Güneydoğu'da Unutulmayanlar".
"Duygusal durumlar çok kısa sürmelidir"
Şimdi emekli olmuşken, geçmişe baktığınızda, başka bir hayat tasavvur ettiğiniz olur mu kendiniz için? "Evet, ben istediğim, aradığım her şeyi buldum askerlikte" diyebilir misiniz? Ya da neler buldunuz askerlikte?
Ben askerliğe çok severek girdim. 1954 yılında. 1997 yılına kadar da askerliğin içinde kaldım. O bakımdan ben askerliği her zaman sevdim. Hâlâ çok seviyorum. Elbette, hayatın bir de emeklilik kısmı var, onu da yaşıyoruz şu anda. Ama ben şuna inanırım: Herkes ülkesine uğraştığı konuyla ilgili yardımcı olursa yararlı olur. Ülke büyük bir ülkedir, milletimiz büyük bir millettir, her konuda herkese ihtiyaç vardır. Özellikle de uzmanlara. Tabii ki ülkemizin her konusu çok önemlidir ve çok da güzeldir ama ben uzman olarak askerlik konusunda çok çalıştım, bundan sonra da bu konuda kalmayı düşledim, düşündüm. Bu kitabı da bunun için yazdım.
Ama siz bu kitabı kendi tercihinizle, kararınızla yazdınız. Yine de şimdi bu emekli koltuğunda otururken, devletin, ordunun uzmanları değerlendirdiğini düşünüyor musunuz, yoksa erkenden sistem dışına çıkarıldığınızı, yalnızlığa mahkum edildiğinizi mi düşünüyorsunuz?
Türkiye Cumhuriyeti'nde yetişmiş insanların iyi kullanıldığı kanısında değilim. Her kurum ve kuruluş bu konuda aynıdır. Emekli olduktan sonra çekilirsiniz. O bakımdan biz de aşağı yukarı aynı durumda yaşıyoruz işte. Başka ülkeler böyle değil. Başka ülkeler yetişmiş insanlarını iyi kullanıyor. Bizim yetişmiş değerlerimiz böylece kaybolup gidiyor emekli olduktan sonra.
"Ben operasyondayken eşim subay eşleri ile meşgul olurdu"
Bu şundan kaynaklanıyor olamaz mı: Türkiye'de bazı stratejiler ve politikalar kısa vadeli, çok sık değişiyor. Mesela Kürt meselesine devletin, en azından hükümetin bakışı sizin komuta kademesinde olduğunuz dönemle aynı değil şimdi. O yüzden bırakınız sizden yararlanmayı, belki de alttan alta sizi susturulması gereken biri olarak bile görüyor olabilirler. Öyle değil mi?
Evet, tabii ki ülkede değişimler yaşanıyor. Ve açık olarak belirteyim, Türkiye'de uzun vadeli politikalar pek yoktur. Ama üzerimde bir baskı, sansür olmuyor. Herkes bana ölçülü davranıyor, saygılı davranıyor. Ben de onlara saygılı davranıyorum.
Peki, ilk defa bu dönemde bu politikalar karşısında sizlerin, TSK'nın (Türk Silahlı Kuvvetleri) bir mağduriyet hissiyle tanıştığını, kendilerine karşı kadir kıymet bilinmediğini düşündüğünü söyleyebilir miyiz, siz böyle bir izlenim ediniyor musunuz?
Ben bunu mağduriyet olarak görmüyorum da, tabii ülkedeki gelişmeler dünyadaki gelişmelere bağlı. TSK hiçbir zaman ön planda olmayı düşünmemiştir. Ama hiçbir zaman da görevini yerine getirmemezlik etmemiştir, etmez de. TSK her zaman kendisine yasalarla verilmiş görevi yerine getirir. Kadir kıymet şeklinde ise, vatandaş zaten saygılı bize karşı.
Askerlerin de korktuğu, ağladığı olur mu? Güneydoğu'da çok yaşadınız mı bunu? Korkuyu nasıl aşar asker?
Şimdi komutan kararlı görünmek, herkese cesaret vermek zorundadır. Biz soğukkanlı kalmak zorundayız. Herkes kalmasa bile biz soğukkanlı kalmak zorundayız. Ben de her zaman bunu sağlamaya çalıştım. Çocukluktan itibaren hep bu konuda yetiştirildik. Uzman olmanın anlamı bu işte. Duygusal durumlar çok kısa sürmelidir.
Yani o Amerikan menşeili Vietnam konulu filmlerdeki ağlama, çıldırma, isyan, adam öldürmeyi reddetme, kusma olayları TSK'da olmaz mı?
Şimdi tabii ordu çok büyük bir insan kitlesinden oluşur. Her tip insan da bulunur içinde. Biz onları da eğitim döneminde motive etmeye çalışırız. Ayrıca bizim askerin özelliği şudur: Amerikan askerine benzemez bizim asker, çok dayanıklıdır, çok cesurdur.
Kitabın önsözünde eşiniz Şenay hanıma teşekkür ediyorsunuz, siz operasyonlardayken o da subay, astsubay ve uzman eşleriyle meşgul olduğu için. Ne yapardı eşiniz mesela?
Olaylara giderken biz subay, astsubay, uzman, erleri alıp gidiyoruz. Şimdi subayların yüzde 95'i evli. Eşleri, çocukları var. O eşlerini ve çocuklarını düşünmemeleri gerekir operasyondayken. Sonra operasyonlar gizli tutulur. Aileleri bilmez operasyona gideceklerini. Biz benim dönemimde gece operasyonlarını uyguladık. Biz operasyona çıktıktan sonra, bizim hanım onların eşlerini toparlar, onlara söylerdi, kendilerine uygun biçimde onlar da kendi programlarını; eğlenme, dinlenme, görev yapma programlarını yaparlardı. Böylece subay, astsubayın gözü arkada kalmaz. Operasyonda kendisine düşen görevi yapar.
"İleri gidenlerin karşısına ordu Demokles'in kılıcı gibi çıkar"
Romancı bir romanı yazarken sonunu bilir yaklaşık olarak ve kahramanlarının eylemlerini ona göre tasarlar. Yani roman teleolojik bir yapıya sahiptir. Ama gerçek hayatta işin sonunun nereye varacağını bilemezsiniz. Siz de Güneydoğu'da kendi hikayenizi yazarken, sonunun böyle olacağını, hikayenin böyle barışı tercih etmiş bir Türkiye'de biteceğini bilseydiniz, aynı eylemleri yapar, aynı hayat hikayesini kurar mıydınız?
Bizim o andaki amacımız terörist örgütün tamamen ortadan kaldırılmasıydı. Amaç buydu. Tabii, PKK terör örgütü yok edilmiş sayılmaz. Yok edilmemiştir. Şu da bir gerçektir ki ama, PKK terör örgütünün talepleri öyle açıktan söylenecek hale gelmemiştir. Tabii ki amacımız bu terör konusunu ortadan kaldırmaktı. Ama sonradan bazı durumlar nedeniyle politika aynı devam etmemiştir. Kötü niyetliler de bundan fayda görmüştür. PKK terör örgütü belki ortadan kalkmamıştır ama cezasını da görmüş, pek çok insanını da kaybetmiştir. Bu da az bir şey değildir. Evet AB süreci başlamıştır ama kötü niyetliler de şunu bilirler ki, çok aşırı isteklerde bulunduklarında, çok fazla ileri gittiklerinde Türk ordusu Demokles'in kılıcı gibi karşılarında duracaktır. Yani herkes ölçülü davranmak zorundadır.
Ben size bir de spor filan sormak istiyorum. Hâlâ spor yapıyor musunuz?
Artık bu yaştan sonra izliyorum. Yürüyüş yapıyorum. Gençliğimizde güreş yapmıştık. Jimnastik ve atıcılıkta çok başarılı oldum.
Ama esas atışla uğraştım. Uğraşma imkanı buldum. Hâlâ atarım.
Lakabınızı seviyor musunuz?
Ben silahı, silah kullanmasını severim. Komutan olarak askerlere de önder olmam lazımdı. Her türlü mücadeleye silah elde girdim, girerim. Bazı kimseler Tamburalı Paşa lakabını yadırgadı ama pek çok kişi de sevdi bunu. Ben de sevdim. n
"Dışkı yedirme olayı şakaydı"
Kitabı yazarken çok sık otosansür uygulamanız, bazı şeyleri kitabın dışında bırakmanız gerekti mi?
Hayır, pek fazla düşünmedim otosansürü.
Kitapta hep bölge halkına çok iyi davranılıyor. Asla şiddet uygulanmıyor, mağdur edilmiyor. Hatta kitapta bunu özellikle vurguluyorsunuz. Peki bütün o AİHM'de (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) süren işkence davaları, köy yakma suçlamaları neydi?
Mesela hangi olaylar, söyler misiniz?
Mesela Yeşilyurt köyündeki dışkı yedirme olayından bahsediyorum.
Tabii ben o dönemde orada olmadım ama uzaktan seyrettim, o olayın gerçeklikle fazla ilişkisi yoktur. Orada başka şey söylenmiştir ama olay başka şekle dönüştürülmüştür. Bütün mesele şudur orada: Türk güvenlik güçlerinin orada etkinliğini azaltmak için onlara karşı moral bozucu propagandadır bu. Çok zaman bunu yürüttü karşı taraf, kitapta göreceksiniz bunu. O olayı ben sonradan araştırdım. Öyle yedirme medirme yoktur. Laf olarak, yarı şaka ile söylenmiştir. Bu olayın gerçek payı yoktur, yedirme yoktur, öyle şaka ile karışık söylenmiştir. Oradaki insanlarla da zaman zaman oturulur, insansınız, bazen şakalaşacaksınız, birbirinize takılacaksınız. Biz onlara takılıyor, şaka yapıyorduk, onlar da bize.
Bir de paramiliter mücadele, kontrgerilla, özel örgütlerin mücadelesinden, eylemlerinden özellikle kaçınılmış gibi. Öyle değil mi?
Hayır, kitapta bundan korucuların resmileşmesi olarak bahsediliyor. Bunun dışında başka bir şey yoktur Güneydoğu'da. Hah. (Gülüyor) Bunlar tabii karşı tarafın propagandası. Gerilla, "O bölgeyi biz ele geçirdik" demektir. Onlar orayı ele geçirmiş olsaydı, orada onlara karşı görev yapanlara "kontrgerilla" denirdi. Kontrgerilla lafını PKK'lılar çıkarmıştır, bizim bu konuyu bilmeyen insanlarımız da bunu kullanmıştır ve ne yazık ki etkili de olmuştur. Kendileri gerilla olmayınca, kontrgerilla da olmaz.
Peki.
Hayır, hayır, ikna oldunuz mu?
|
|
|

|